Yirminci yüzyılın en önemli estetik ve etik tartışmalarından biri, şiirin felaket karşısındaki konumuydu. Theodor W. Adorno, Auschwitz’den sonra şiir yazmanın barbarlık olduğunu söylerken aslında şiirin imkânsızlığını değil, eski şiir anlayışının artık sürdürülemeyeceğini ifade ediyordu. Çünkü kitlesel ölümün, sürgünün, soykırımın ve sistematik yıkımın ardından dil de yaralanmıştı. Artık şiir yalnızca güzelliğin değil, kırılmış insanlığın da dili...
Son Yazılar:
Elliler Apartmanı: Öykünün ve Şiirin Yeniden İnşası Üzerine
Hasan Sarıtaş Gallery Sergi: COMMON GROUND
Sanat ve Ölümsüzlük Arzusu: Gılgamış Destanı Üzerine Felsefi Bir Deneme
11. Hitay Vakfı Sanat Yarışması Kazananları Belli Oldu
Teknofeodalizm: Kapitalizmi Öldüren Neydi?
Çatışan Laiklik Anlayışları Arasında Daralan Laiklik Ufku
Aşı Yarası
Odysseus ve Sisyphos’un “Korkunç İşkence”si
TOMITA: BİR JAPON MÜZİK DEHASI
TÜRK SANAT PİYASASINDA ELEŞTİRİNİN ÖLÜMÜ
YAPAY ZEKA FİLM YAPIMLARINDA
Frank Zappa: Sosyo-Politik Hicvin Bestecisi
TEKNİĞİN GÖLGESİNDE RUH ARAYIŞI: YARATICILIKSIZ SANATÇILIK
Doğanın Kanı, Şairin Mürekkebi: Kökler ve Kemikler
Hayatın Kıyısında Durmak: Erdost Akbaba’nın Neredeyse Romanı
Bodrum Golf Club’ta Ayla Turan ve Kemal Tufan’ın Heykel Sergisi Sanatseverlerle Buluştu.
EKSANAT 3. Seçki Çıktı!
Nizameddin Pirinççioğlu: Fotoğraf, Mezopotamya’nın Hafızasını Geleceğe Taşıyan Bir Tanıklıktır
Nihat Özdal’ın Bulut / Haiku Kitabı
Kategori: Litera
DÜNYANIN EN ÜNLÜ SAHAFI MOHAMED AZİZ: KİTAP YAŞAMDIR
Rabat’ta beş metre kare dükkanında dünyada en çok fotoğrafı çekilen sahaf Mohamed Aziz; modern dünyanın tüketim kültürüne karşı sessiz bir direnişinin simgesidir. Aksi dedikleri bir kişiliğe sahip olan Mohamed Aziz bugüne kadar uluslararası çeşitli TV kanallarının görüşme isteklerini ret etmiş bir kişidir. Onunla görüşeceğim dediğimde onu bilen herkes hafifçe gülerek bana “iyi şanslar” diledi. Çok...
Aynalar, Tlön, Kizaemon Ido ve Çatlaklar
Gerçeklik, “nesne” dediğimiz bağımsız, kendi kendine duran şey olmaktan çok, ilişkilerden doğan bir olgu: bir sistemin başka bir sistemle kurduğu temasın içinde belirginleşen bir fenomen… Borges bunu Tlön’de edebiyatla sezdirir; modern fizik ise aynı sezgiyi matematikle sınava sokar; evrimse, ön-uyum mekanizmasıyla gerçekliğin çevreyle ilişkisi sayesinde ortaya çıktığı gibi kalmayıp nasıl farklı işlevler yüklenerek estetik dünyamıza...
“Bir Kentin Hafızası Kaç Dilde Yazılır?”
Bu nedenle Kitap Günleri’nde Kürtçe, Arapça, Süryanice ve Türkçe eserlerin aynı mekânda yan yana durması sembolik bir görüntüden çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu durum, farklı kültürlerin birbirini dışlamadan var olabileceğini gösteren güçlü bir toplumsal mesaj niteliği taşıyor. “Mardin Barosu” yalnızca kitap fuarı düzenleyen bir kurum olmanın ötesinde, kentin kültürel yaşamına nefes aldıran önemli bir...
Osmanlı’da Bayramın Zarafeti: Bir Kartpostalın Anlattıkları
Elimizdeki bu zarif Osmanlı dönemi bayram kartı, yalnızca geçmişten kalmış estetik bir obje değildir; aynı zamanda bir toplumun gündelik hayat anlayışını, bayrama yüklediği anlamı ve görsel kültürünü taşıyan küçük bir tarih belgesidir. Açan bahar dalları üzerine konmuş iki kuş, ortada yer alan hilâl ve yıldız motifi ve Osmanlıca bayram tebriği… Bütün bu unsurlar bir araya...
Göğün Altında (Şiir)
Engin Turgut’a Burada tıklım tıklım karanlık Kevgir kevgir uykular Ne köyü kalmış ne kurdu Hele sabahları mı? Hiç sorma Sentetik gülümseme asıyorlar işçilerin yüzlerine Göğü betonla dövüyorlar şair abim Güvercinleri saksılarda büyütüyorlar Yazgıysa yazgı yetti be Parmak uçlarımız kanadı anlamaktan Söylemedi deme şair abim İsterlerse betona vursunlar şiirleri Betonun manasını kırmızıyla bozacağım Bak...
SENDEN YANA
Bir çınarın gölgesinde eskittim seni. Yalnızlığın ucundan ilmek geçirip ördüm tüm sevdanı. Sandıklarda sakladım sızılarını akıttığın mor mendilini. Kısaydı beni sevmelerin. Oysa benim, uzun vakitlerde ellerini yoklamışlığım vardı. Göz göze değince içimdeki kan hep senden yana akardı. Dudaklarımdaki sevişmelerimizin tadını, şimdi tuzlu bir uçuk aldı. Resim: Brassaï, İsimsiz, André Breton’un Nadja adlı eserinden, 1924.
BESBELLİ (ŞİİR)
Pazardan pazara suluyorum artık bulutları güneşin toprağını eşelemiyorum çoktandır bağından içmiyorum yıldızların tozunu sebepsiz gülüp geçiyorum ölümlere besbelli kötüye gidiyor bir şeyler… Martılara sözcük atmıyorum nicedir köpekler havlamıyor bahçesinde teknemin cümle içinde kullanmıyorum aşkı besbelli kötüye gidiyor bir şeyler… Usta şairler kekeliyor durmadan çıkmış çivisini çakmaktan yoruldum zamanın ah! bu kalp sevmekten bitap...
Döngü (Şiir)
Taşlar yuvarlanır, gözler ıslanır Ve insan ıssızlaşır Gittikçe gelirler geldikçe çoğalırlar Ruh gibi kuş gibi uçup giderler Başkaları gelir ardından Işık süzülerek bütün karanlığı kaplar. Gök kırık mavisiyle boynumu öpüyor İlk yaratılan yere dönelim, ilk tohumla yeşerip O ağaca sarılalım Ben kadife ormanın saklı gürültüsüyüm Biliyorum çığlığımla su taşar sarnıçlardan. Hatırlayamıyorum yere düşen...
Leyla Qasim’a (Şiir)
o’ da şimdi yalnız, kısık lamba altında mırıldanır çocukluğu: kendi sesinde kuş besliyor ve benekli birkaç kedinin kışı sevmiyor, saçlarını kesti az önce en sevdiği sözcük anne, karanlığında çisileniyor kahkahalarla, yürüyordum zamanı zorluyor: değişme telaşıyla bir çiçek su isteyecek kadar günahkar direnmeye ancak şiirle gidebiliriz artık yılgınlığın kuşattığı unutmanın çağında adı -leyladır kanında...









