-Ümit Kaftancıoğlu’nun anısına- Kura’nın coşkusu Çocukluğumdu akıp giden Kıyılarında kavaklar, salkım söğütler büyüten Kış gider, yaz gelirdi Bin renkte açardı kır çiçekleri Kırlarda kenger kanatırdık Kanatmazdık birbirimizi Uzaklardan geldim Dönüp baktım Önce yolların, dağların kokusunu aldım Eğin eğin ağaçlar Hangi yöne gitsem Anılar bahçesi sonbahar Kura’dan gelen...
Son Yazılar:
MERDİVEN MASALI (ŞİİR)
1218. Sokak (Şiir)
Çoktan Unutulmuş Günler İçin (Şiir)
Ansızın Giden Güzel Adam: Mustafa Horasan
Kemal Ilıkkan’ın ilk romanı “Zaman Salıncağı” yayımlandı
YOUTUBE HOLLYWOOD’U YENDİ!
Stefan Zweig’den Maxim Gorki’ye: “Mektuplar günün birinde yine anımsanır”
Yerden Göğe Bir Vizyon: Türk Arkeolojisinin Doğuşu ve Epistemolojik Dönüşümü
“Gerçek Ötesi”ne İtalya’dan En İyi Sanat Filmi Ödülü
Poltergeist ya da Sinyalsiz Ekrandan Dışarı Fırlayan Dehşet
Zeki Faik İzer – Zühtü Müritoğlu – Elif Naci Üzerine Bir Kartpostal Okuması
KÜLÜN İÇİNDE KALAN HARFLER
ARAP DÜNYASININ YENİ YILDIZI: HALA BENSAID
11. Hitay Vakfı Sanat Yarışması Başvuruları 30 Haziran’a Uzatıldı
DÜNYANIN EN ÜNLÜ SAHAFI MOHAMED AZİZ: KİTAP YAŞAMDIR
İnsan-Sonrası Bir Dünya: “Three Robots” ve Bir Kedi
MODERNİZMİN GÖRÜNTÜSEL YAPISI
Geçmiş Kimin? Arkeoloji, Siyaset ve Kültürel Mirasın Sahipliği
Hegel’in “efendi-köle diyalektiği” nedir?
Kategori: Litera
KOMANDOKARA III. FASİKÜL (ŞİİR)
BELKİ BAŞKA GÖKLERİN Ânın İlk Şarkısı — Gool! Büyük karakışından sonra karanın Ben bir çağlayandan, çağlayanca Dökülmek diye atlayıp indiydim dağdan Bir ırmağa bindiydim, bir ırmaktı atım Binbir kollu, oyunlu bir şarkıydı ırmak Ben o ırmağa bindiğimde göklerden Aldığım ışığın kör aşığı, sadığı İndiğim yerlere, sarıldığım dostlara Arkadaşlara ışık taşıyordum Bir aşk arkadaş arkadaşa...
Karanlık Kuşağın Künhü (Şiir)
çığlık ve kefen senindir karanlık kuşak bizden bir künhüne gülünç ayıklığa sarmaşıklar uluyarak zatından. uzuvları dökülür ve şiddet bize bir edimdi karşılarına oğulları dikildiğinde sahibi egemen ağmaya bilmemdir istekle çarpışır şiddetin öznesi bütünde temsili mülkün daha düşen mecaza göstererek kendini anlaşılır olanda tutulmuş gizli münkir ve yazgısında akacak olan leş bir yarıktan...
Dip Adası (Şiir)
Sonsuz bir uykuya dalıyor dünya Bir deri kemik kalıyor bahçe Apartmanlar kurutuyor güneşi Çamura dönüyor deniz Sahte bir söze bürünen Şairin ölümünü konuşuyoruz Vahşi doğaya dönüyorum yüzümü Eşikler kapanmış pencereden ormana Ne bir kurt uluması ne geyiklerin ürkek boynu Küçük fırtınalar yaratıyor kendine Bilgisayar oyunlarında alem Dönüyor içimizde sanalın dili Orman da ölüyor kendi...
kan kırmızı gecelerin masalları (şiir)
aşk gecelerinin solmuş cesetleri… şehvetin, ihtirasın gülünç zavallığı; sahte edebin hoyrat taşkınlığı, tenin gölgesinde çoğalan bit gibi sinsi aşklar. her iyiliğin bir hizmetçisi vardır, her kötülüğün tanığı olmaz. yalana yaslanmış her söz, lağımın içinde akan su misali geçer gider. bir gün güneşi sigara içerken gördüm; ben, onun tül tablası oldum. gözlerdeki yalnızlığa katlanamayan kalbi, benim...
Deniz Kıyısındaki Meyhane (Şiir)
Uzak bir parıltı, Işık saçan bir işaret Karanlık yüzünde gecenin. Tuzlu su ve özlemdir her şey. Dalgaları sırtlamış rüzgârlar Sallıyor meyhaneyi Demir atmış o gemiyi Tutkulu, zalim bir aşk Açık bıçaklar arasında, Bırakmak öylece kendini Kucağına bir fahişenin. Umutsuzluklar yükseliyor havaya Yoğun duman topakları halinde. Şişeler, bardaklar, kadehler… Ah! Susamışlığı...
Kütleçekim (Şiir)
fazla uzaksın içinde dünyayı tutmak arzusuyla kaçınılmaz olana fazla yakın hepimiz her şeyden çoktan ölümlü hepimiz her şeyden gülünç sonunda uykuya vardığında dehşet ölü saklayan insan çekildiğinde kendi kılıcının gölgesine mekanik bir zorunluluk değilse nedir yaşamak? Resim: Peter Stettler
Kaç Adım (Şiir)
ben Kuzguncuk’ta yeşil bir dal buldum, ona tutundum Kuzguncuk’ta oturuyorum martılarla aynı katta üst katımda gümüş balıkları karşımda lakerda namı diğer la guerida yani sevgili sevgili ile aramda 141 adım sayıldı taş basamaklı evin yanındaki sobacı 50 adım ay var gümüş semtinde bir sokağın üçüncü katıyım deniz bana bakıyor ben artık yalnızca denize...
Fincanın Kıyısından Odak Etiğine
Melville, balinanın omurunu anlatır. Yağını. Derisini. Damarlarını. Sayfalarca. Balina hem bir bütündür hem de bir ayrıntılar yığını. Bir fincan. Yanında bir parça lokum var. Işık güzel, yumuşak okşuyor gibi sarıyor porseleni. Arka planda, belki bir şehir var. Ağaçlar olabilir, bir tabela, bir apartman da. Hiçbiri kesin değil. Bir karar vermem gerekiyordu: fincanı keskinleştirdim, geri kalan...
OLAN BİTEN; OKUL CİNAYETLERİ, SARI ZARFLAR, ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR
Bahar Çocukluğun Mevsimi. Acının, Yasın Değil Sevincin Mevsimi Okul cinayetlerinden bir gün sonra sokağa çıktığımda herkeste bir farklılık gördüm. Normalde birbirleriyle hiç konuşmayan insanlar sohbet ediyordu. Birbirlerine bir şeyler anlatıyorlardı. Selam veriyor, günaydın, iyi akşamlar diyorlardı. Herkes daha nazik ve saygılıydı. Güler yüzlü ve anlamaya açıktı. Bir gün önce yaşadığımız acı hepimizi üzmüş, duygulandırmış, buzları...









