Karşımızdaki tuvallerde şafağın görkemli kızları şekilsiz olandan forma girerek bedenleşiyor ve göklerin üst bölgelerinden, derin uzaydan imgesel mesajlar taşıyorlar. Her figür kendileri olmanın özel tarzı ve tuvaldeki görkemli duruşlarıyla belirmekteler. Hayalet imgeler olarak saf ve güçlü çizgilerle sanatçının fırçasından doğan kompozisyon farklı ilişkiler kuran figürlerle zenginleşerek gelecek zamanı kuruyor. Mother-Lotus’un çocukları kült ışıktan sızan mor...
Son Yazılar:
Moksvin (Öykü)
Ahmet Güntan’a Birinci Mektup
1937 Enternasyonal Fuarının Kayıp Maketleri: Efes ve Bergama Harabeleri
Uzaktan Dokunmak: Bakılmanın Hissi
Felsefe Bilmeden Çağdaş Sanat Yapılabilir mi?
Primitif Sanat ve Uygarlık: Sanatsal Düşüncede İlkel İmgelerin Yeniden İnşası
Ömer Erdem’in Evvel’inde Dilin Kaybettiği Dünya ve Dünyanın Kaybettiği Dil
NÂZIM HİKMET’İN EN KAPSAMLI SERGİSİ “ROMANTİKA” İZMİR’DE AÇILDI
Boşluğun Çağrısı Üzerine: İntihar, Hayat ve Direniş Üstüne Kazı
Cenk Gündoğdu’nun son kitabı üzerine: Yaz Bunaltısı, Yaz Melankolisi
Edebiyatta Teorinin Gerekliliği
Yapay Zeka Devrimi Neden Kapitalizmi Öldürebilir?
Sinopale’nin 10. Edisyonu 2 Eylül’de Üretim Süreciyle Başlıyor!
Yazma Uğraşı, Ockham’ın Usturası Ve Bir Tohum Sözcük
Beste Naz Karaca: Özne Olma Sürecinde Benlik İnşası
“Tek başımayım ve perişanım”: Stefan Zweig, Joseph Roth dostluğu
Yapay Zeka İşlerimizi Ele Geçirmeye Gelmiyor. Ücretlerimizi Ele Geçirmeye Geliyor.
Hızlı Gazeteci’nin ilk, daha karikatürize dönemi (1980-1981)
Epik Tiyatro: Brecht, Öngören ve diğerleri…
Kategori: Manşet
Moksvin (Öykü)
Kafamın yanındaki cihazın düzensiz ötüşleri, çığlığı andıran bip sesleriyle birleşirken gözümde canlanan beyaz duvar kâğıdı ve ailemin haykırışları bedenimden kopmadan önce son gördüklerimdi. Şimdi tavandan bedenime bakıyor ve doktorların yaptıklarını anlamlandırmaya çalışıyorum. İşte annem az ötede ağlıyor; kapının dibinde diz çökmüş, gözyaşları yanaklarından hastanenin gri parkelerine damlarken ona ağlamamasını söylemek istiyorum: “İşte ben buradayım, sakin...
Ahmet Güntan’a Birinci Mektup
Sevgili Ahmet Abi, Biliyorum, sen kendine “abi” denmesinden hiç hoşlanmazsın (sana böyle “açık mektup” yazılmasından da hoşlanmazsın, mahcup olursun, ama bırak ben hissettiğim gibi davranayım, beni mazur gör, benim için mahcup olmayı göze al lütfen); sanırım bunun nedeni şairlerin aynı yaşta olduğuna inanmandır, yoksa başka bir şey değil. (Mesela kendini beğenmişlikten kaynaklanan bir alçakgönüllülük değil.)...
1937 Enternasyonal Fuarının Kayıp Maketleri: Efes ve Bergama Harabeleri
Genç Cumhuriyet’in sosyal, kültürel ve sanatsal hayata dair tahayyülü, henüz savaştan yeni çıkmış bir ülkenin imkânlarından ibaretti. 1937 yılı, bu tahayyülün yerini giderek bütüncül bir kültür politikasına bıraktığı ve Türkiye’nin kültürel hafızasını uluslararası alana taşımaya başladığı bir dönem olarak karşımıza çıkar. Özellikle 1937’de katılınan Paris Uluslararası Sanat ve Teknik Sergisi, Türkiye’nin Türk kültürünü, erken sanayi...
Uzaktan Dokunmak: Bakılmanın Hissi
Sahildeyim. Üç-dört kedi önümde, ayaklarımın dibinde; kuyruklarını dolayıp, mırıl mırıl mamayı bekliyorlar. Dikkatim onlarda. Eğilmiştim. Elimdeki kuru mamayı dökme uğraşındayım. Rüzgâr var, hafif. Denizin sesi geliyor arkadan; sürekli, alçak tonda bir uğultu. Güneş suda parçalanıyor. Binlerce küçük ışık halkası gözümün kenarında titreşiyor. Birden başka bir şey. Tarif edemediğim bir şey. Seslenmedi kimse, dokunmadı, hiçbir gölge...
Felsefe Bilmeden Çağdaş Sanat Yapılabilir mi?
Bu çalışma, postmodern sanatın biçimsel bir metamorfozdan ziyade, modernitenin rasyonalist, teleolojik ve logosentrik epistemolojisine yönelik köktenci bir yapı söküm hamlesi olduğunu iddia etmektedir. Metin boyunca, çağdaş kıta felsefesinin kuramsal kolonlarını oluşturan Lyotard, Derrida, Foucault, Baudrillard, Deleuze ve Guattari’nin kavramsallaştırmalarının, çağdaş sanatın ontolojik zeminini nasıl ikame ettiği soruşturulmaktadır. Ayrıca, postmodern estetikteki ironinin salt bir parodik indirgemecilik...
Primitif Sanat ve Uygarlık: Sanatsal Düşüncede İlkel İmgelerin Yeniden İnşası
Primitif sanat, kabile toplumlarının geometrik, saf ve dışavurumcu anlatım şekilleri ile modern sanatın perspektif anlayışına, ilkelerine köklü bir devrim oluşturmuştur. İlkel sanatın ayırt edici niteliğinin, yapısındaki doğaüstü öğeler olduğu kabul edilmiştir. Bu sanatın doğaüstü taraflarını, anlaşılmazlıklar ve bilinmezlikler beslemiştir. Araştırmacılara göre, bu tarihlerde doğaüstü, din ve sanat arasında büyük uçurumlar bulunmamaktadır. Cansız cisimlerde bile ruhsal...
Ömer Erdem’in Evvel’inde Dilin Kaybettiği Dünya ve Dünyanın Kaybettiği Dil
Çağdaş Türk şiirinde bazı şairler, yazdıkları şiirlerden çok kurdukları poetik iklimle var olurlar. Ömer Erdem de bu şairlerden biridir. Onun şiiri, okuru gündelik dilin güvenli sınırlarından çıkarıp hafızanın, inancın, tarihin ve metafiziğin birbirine karıştığı bir ara bölgeye taşır. Evvel, bu anlamda yalnızca bir şiir kitabı değildir; modern insanın unuttuğu “ilk dil”in, “ilk ses”in ve “ilk...
NÂZIM HİKMET’İN EN KAPSAMLI SERGİSİ “ROMANTİKA” İZMİR’DE AÇILDI
Nâzım’ın büyük ömrü; yüzlerce belge, elyazması, fotoğraf, nadir kitap, kişisel eşya ve sanat eseriyle anlatılıyor Nâzım Hikmet’in yaşamını, eserlerini ve bugün de yaşamaya devam eden kültürel mirasını çok katmanlı bir anlatıyla ele alan “Romantika / Bir Ömrün Seyrüseferi”, 95. İzmir Enternasyonal Fuarı kapsamında, 3 Eylül’de Atlas Pavyonu’nda açıldı. Folkart Gallery tarafından hazırlanan ve bugüne kadar...
Boşluğun Çağrısı Üzerine: İntihar, Hayat ve Direniş Üstüne Kazı
Yazıyla gerçek bir ilişkisi olan insan için yazmak, birtakım yazınsal teknikleri uygulamaktan, akademik bir bağlam kurmaktan ya da bugünlerde çok moda olduğu biçimiyle bir “influencer” olmaktan ibaret değildir. Hele yazdığı metnin altına kendi adını koymaktan kaçınan, bir yapay zekâya yazdırdığı metni kendi düşüncesiymiş gibi dolaşıma sokan biri için sözün ağırlığından söz etmek daha da güçtür....









