ANLATILMAYAN (ŞİİR)

I

 

(…kim dedim beni arayan

 

benim de onu aradığım kim)

 

 

 

uzun yıllar sonra

 

endişeli saatlerin birbirini kovaladığı

 

ve hep kovalandığı çok uzun zamanlar sonra

 

korkular ölürken içimizde

 

yeni umutlar filizlenirken bir bir

 

yollar yürünürken ağır aksak

 

sahillerden geçilirken

 

deniz kıyılarında; taşların ve dalgaların ışıltısına kapılıp

 

düşünceli, düşünceli, dalıp giderken uzaklara

 

(kim bilir, bizden önce de, kimler gelip geçmiştir buralardan

 

çakıl taşlarına basarak ve ayak izlerini bırakarak toprakta)

 

 

 

halklar yine uyurken derin uykularında

 

seçilen seçilirken, ölenler ölürken

 

krallar kral, köleler köle iken hâlâ

 

(uyuyanlar, uyumayanları asla anlayamazlar

 

bugün de yarın da)

 

 

 

çok uzun, en uzun zamanlar sonrasına giderken gözlerimde düşler

 

(kim bilir, ne düşler kuranlar olmuştur, bizden önce de buralarda

 

başka bir zaman da, başka bir yaşamda da)

 

gözlerime ve aklıma düşerken uzaklar

 

o uzakların içinde büyürken bazı çocuklar

 

(nedir ki dedim uzaklar

 

kimseyi kimseden ayırmamaktan başka?

 

¹hayat varsa, ölüm yok)

 

 

 

ve büyürken, bizden uzak olsalar da

 

hep kalbimizde olan oğullarımız ve kızlarımız

 

(ne çocuklar büyümüştür, açlıkla ve yoklukla savaşarak

 

hem bizden önce, hem bizden sonra da)

 

 

 

bir gün haylaz, bir gün başkası, bir gün kendileri gibi

 

olurken gözlerinde ki gülüşleri; hep değişerek ve dönüşerek bir başkasına

 

ve bir ²gül şiir gibi çoğalarak hep özlemleri içimizde

 

endişeleri bize benzerken

 

ve biz hep uzaklara bakarken, onlardan uzaklara

 

onlar için endişelenirken, elimizden bir şey gelmezken

 

hep düşünürken, hep üşürken yalnızlıktan

 

(yalnızlık ki, dünyanın en eski mesleği imiş

 

ve hep var imiş

 

bizden önce de, bizden sonra da)

 

 

 

en uzun yıllar, en uzak yollar, en derin acılardan sonra

 

onlar büyüyüp, bizler küçülürken ve başkaları doğarken

 

ve aniden hiç olmayacak bir şey olurken sonra

 

kimsenin bilmediği ve hiç bilmeyeceği bir mucize

 

ve sonra: —sonrası anlatılamayan

 

 

 

 

 

II

 

uzun uzun yıllar sonra, çok uzun yıllar sonra

 

yalnızlık geniş geniş yayılıp

 

ağır ağır, vıcık vıcık olup da yapışmadan yakana

 

tanıyamazsın onu

 

 

 

bir babanın yokluğuna alışarak

 

ve onun yokluğunda, ondan yarattığın umuda tutunarak

 

onun yaşlarına gelip de, onun kokusunu duyumsayıp

 

burnunun ucu sızlamadan, anlayamazsın onu

 

 

 

uzun uzun, hep uzun yıllar sonra

 

uzak bir ülkeden gelen yabancı bir misafir gibi

 

ya da uzak bir ülkeye gitmeye hazırlanan bir yolcu gibi

 

ölüme inat, ölümsüzlüğe inanıp, anlatamamak; ama hep yaşamak onu

 

 

 

(özgürlük dedim bu olmalı

 

hep hatırlamak ve hiç unutmamak…)

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.