mezar taşlarına memleket hikayeleri anlatan çocuk
gurbetin kuşağını çözemeyen
yüreğinde büyüttüğü yaman şarkılarla anlayan çocuk
yaban elleri
çık bu cehennemden
bu cehennem senin hayaletin
kır bacaklarını bu şeytanın
bu şeytanın şairi sana yalancı
ve lanetle bu sapkınlığı
bu ritü’eller sana ait değil
isimler arasında resmine benzeyen bir masa arayan çocuk
düşüncenin düşlerini dişleyen
aklının yittiği yerden anlamaya başlayan çocuk
sanatçının yitik parçalarını
bir kuplen kalsa yeter bu arafta
bu araf yalnızlık medeniyetinin bir rafıdır
kendini koy, izle kendini
bu kendin sen olmaya çok yakın
isa’nın kalbine şiir okuyan çocuk
sunaklara kelimeleri doğrayan
ağzında kallavi bir dua gibi büyüyen mısralarla çıkan çocuk
inancın yokuşlarını
gir bu cennete
bu cennet senin tasvirin
eğil bu tanrının önünde
bu tanrının mimarı sensin
ve bağışla bu dini
bu din ki senin hayalin
kirazlarla masalını bölüşen çocuk
asalından salıncağını çıkarınca hiç bulan
güzelliğin bedelini ödemekle mükellef
kaderin yükçüsü olan çocuk
reddet benini eğilme önünde
bir avuç kelimenden gayri ne bıraktılar ellerinde senin
lime lime et etini dilinin
sök parmaklarından s’özcük s’özcük ördüğün bu rahatı
yık kendini
yere gelsin sırtın
otur çıkmaz sokaklarıyla meşhur bu çağın göbeğine
bir kitap daha indir
bu haplar ve laflar dünyasının paslı yazgısına
dindir
ezebileceğin en ehil merhemle
bulutlarında karanlığı demleyen yağmurları
şiirli dualarla sıvazla
sencileyin gocuksuz çocukların acılarını
goncaların gülüşmelerini gönlünde güzelleyen çocuk
kundaklanmakla kefenlenmek arasında serkeş, haşarı, haylaz…
paris’in kanlı sokaklarında yalnızlığın etimolojik kökünü yargılayan çocuk
gölgenin çamurlarında kıkır kıkır okunan bütün şairler
kirletebilsinler güleç yüzleriyle şiirlerini korkmadan
süt düşlerinden sağdıkları kinle tuttukları öz yurtlarında
varsa kendine isyan ilkin
ilk tanrının ilk elleriyle yoğurduğu o tirajsız hamurlarında
Resim: Nuri Abaç


Bir Cevap Bırakın