başka her şey gibi karıştırıldığında sonsuz ile sonsuz tükenince o ilk coşkusu var olanın bir şenlik günü unutuluşun kana dönüştürüldüğü arzu içinde bir gövde bir evren öptüm zamanı dudaklarından ve anladım dönülen evlerin uğultusunu köklerini yeryüzünün ey ışıktan olan yıkımlar saati ben yaşayamayanım o benim tekrarlara kapatılan çok kez öldürülüp çok kez diriltilen...
Son Yazılar:
EDWARD SAİD’İN “ENTELEKTÜEL” FİGÜRÜ ÜZERİNDEN ÇAĞIMIZIN VİCDAN KRİZİ
Kıkırdama (Öykü)
1. FETHİYE-ÜZÜMLÜ SANAT VE EDEBİYAT FESTİVALİ
NON-CONTEMPORARY
Hüseyin Gökdeniz Özertaş’ın Zaman Koleksiyoneri Üzerine Bir Polemik!
BİR SOPRANONUN ÖZEL DÜNYASI
Roman Sahnede Bilim Işıkçı: Bilişsel Edebiyat Eleştirisi Ne Yapar, Ne Yapmaz?
Kıraathaneler, kültür ve aydınlar
Neden resme bakarız?
Plastik Dil, Estetik Donuklaşma ve Yaratıcılıksız Sanatçılık Üzerine
Anarşinin Maskeleri: Percy Shelley’den Triangle Fabrikası Yangınına Radikal Bir Şiir’in Tarihi
ŞEHRİ FOTOĞRAFLA BULUŞTURAN 212 PHOTOGRAPHY ISTANBUL 26 EYLÜL’DE BAŞLIYOR!
Cevat Çapan’ın Anılarında Özer Kabaş ve Zamanları
Levent Karataş’ın Melez Peri Kitabı Üzerine Bir Poetika ve Direniş Okuması
Haftanın Kitap Seçkisi
Sanat Eleştirisinde Üretken Yapay Zekâ Kullanımı
Görünür Olanın Ötesinde: İran Resim Geleneğinden Güneş Mehrnoosh Goodarzi’nin Ruhsal Evrenine
Fırtına Dindi: Kadir İnanır
Geç kalınmış gibi değil de, artık gerek kalmamış gibi NİHİL
Yazar: Alparslan Bozkurt
Kütleçekim (Şiir)
fazla uzaksın içinde dünyayı tutmak arzusuyla kaçınılmaz olana fazla yakın hepimiz her şeyden çoktan ölümlü hepimiz her şeyden gülünç sonunda uykuya vardığında dehşet ölü saklayan insan çekildiğinde kendi kılıcının gölgesine mekanik bir zorunluluk değilse nedir yaşamak? Resim: Peter Stettler
baştan sona tekrar al (şiir)
yoktur algılanabilir bir son imgeler hep daha büyük hep daha küçük hiçlikten önce ya da sonra araya giren sonsuzluk… hangi göğün kuşları bunlar bir taş gibi ağırlaşan bu yeryüzü geçen rüzgarın gizi açılıp kapanan pencerelerden sarkan çocuklar bir boşluktur her şey bir bekleyiş sürekli hep arzu içinde yaşayarak söyle bu mu yazgısı insanın bu ölümlü...
dalgalar-parçacıklar (şiir)
sonra yarım bırakılmış farklı şeylerin çokluğunda bakıp en küçük zaman eşiğinden oluşun her sonlu aralığına sızıp geçtim yanılsamalar denizini tüketilmiş bir soluktan karanlık bir veda bırakıp arkamda. bir bulut uçuşu bu ya da bir hiç için adları bilinmezlerin geçit töreni Resim: Yves Tanguy
alogos (şiir)
sonlu kadar gerçektir sonsuz ey mükemmel akıl dışı durağan mekan akmayan ya da dönüşmeyen acısı yıkılmış kalbinin ne zaman, ne gece, ne gökyüzü küller küllere sonu yok ad verilmişlerin “o seni bir kan pıhtısından yarattı” tozlar tozlara de ki buradaydık ışık ve gölgelerin yokluğunda geçip bir hiçlikten diğerine Resim: Orçun Çadırcı
Omeomeria (Şiir)
uzaklaşıyor zaman akçaağaç çan çiçekleri ve birkaç defne yaprağı gündüzler ve geceler benim olmadığım yerdir sonsuzluk Omeomeria ve hakikat tüketilmiş bir soluk çağrılan bir kuş ağaçta, kabuğuna dönen ruh cisimleşmiş ses kül ya da toprak renginde bir yokluk ya da ölçüsüz, kararsız, sürekli bir rastlantı Omeomeria kendi sesinin buzul çağındasın her şeyi içine alarak genişleyen...
Sessizlik (Şiir)
dalgalar ve alevler kopuk uzam, imgenin felaketi ve tutsağı olduğun sonsuzluk imkansız var oluşun oluşu de ki; biz bir başkasının ölüleriyiz çoktan hareketsiz, yaralayıcı, soğuk bağıran, inanmayan gözlerle baktığımız dünyada. Ey zamanın ve ölçüsüz dönüşün kaynağı o her şeye sızan dehşeti yaşamın. Ben miyim bu, bu ben miyim yaşayan? sürüklenen ve kalan değişmeden, biçimi...






