BELKİ BAŞKA GÖKLERİN
Ânın İlk Şarkısı
— Gool!
Büyük karakışından sonra karanın
Ben bir çağlayandan, çağlayanca
Dökülmek diye atlayıp indiydim dağdan
Bir ırmağa bindiydim, bir ırmaktı atım
Binbir kollu, oyunlu bir şarkıydı ırmak
Ben o ırmağa bindiğimde göklerden
Aldığım ışığın kör aşığı, sadığı
İndiğim yerlere, sarıldığım dostlara
Arkadaşlara ışık taşıyordum
Bir aşk arkadaş arkadaşa bir ışık götürür
Kaç kandil, kaç ocak söndürür ah bu ataşlar
Kimi de yandırır söndürür yandırır
Kanatlandırır kimi de güldürür tabii
Saf düşüncedir, şimdidir, ândır
Ânın şiiri, muhabbeti ânın, siz çıtayı
Ânlık muhabbetlerle daha da yukarı
Taşıyın, dalgalandırın kanatlı bilincin
Işıltılı, şarkılı kuşlarını, aynı frekansta —
Artık bu boyutta 30 yıldır şiir çırasında
35 yıldır Harun olma ataşında çıra gibi
Cayır cayır yanar söner yanar dönerli taklalarla
Kalbimin ak güvercini bu çerağda
Size müjdeler versin, müjdelerimi
İnsan olma yolunda, muradı Yaradanın
O saf bilincin muradı insanın, insanların
Binbir hikâyesi, kendiliği, ayrı efsaneleri
Yok daha neleri var herkesin, her şeyin
Şarkısı var Lokantacı Mustafa’nın, Berber Erkan’ın
Bizim döner ustası güzeller güzeli Havana’nın
Mexico Cityli Birleşik Devletler vatandaşı kardeşim Josue’nin
Anvers’te bir akşamüstü story çekerken göz göze geldiğimiz
Günün gecesinde adını hatırlamadığım alelâde bir barın
Bahçesinde benden ateş isteyen Oregon beybisi Natalie’nin
Barcelona’da havuz başında tanıştığım Lisboalı Türk gelini
Ana Flor’un, gülün, sümbülün, bülbülün
Bok böceğinin, yusufçuğun, peygamberdevesinin de
Olmaz mı, nergisin, ıhlamurun, zencefilin şarkısı var
Akan ânın duran suyun akan suyun duran ânın
Turan Ağa’yla Haydar Ağa’nın da bir şarkısı hem de binbir
Hem kendi şarkıları hem de çekişmelerinin
Arkadaşlıklarının, dünürlüklerinin de şarkısı var birer
Ah birer inciydi hele o atışmaları
Şiir mi, sen onu iki dostun muhabbetinde, bakışlarında ara
Diyen bilge dedemin sırrına aydım da indim âna
Anadolu’ya, hırkamı giydim diyeli çok olduydu
Dünyaya tekrar gözlerimi açtığımdan beri
Hep yoldayım ama birden oldu
Böyle erken hikmet nimetleri
Toplamak gökten, birden veremedim
Onları size, hep birden ağır gelebilirdi
İnsanların şarkıları var, ben onu duydum
Kardeşlikte, ana-babalıkta, oğullukta
Farklı rollerde de genişleyip derinleşen
İşte güçte okulda sanayide çarşıda
Çeşitlenen şarkılar
Saf trajedi ya da görkemli dramalar da
İstemez üstelik, herkesin bir şarkısı var
Her şeyin, suyun, bulutun, körkuyunun
Bilmem kaç bin farklı sözcükle örneklendirmemin
Lüzumu yok şimdi affola
Her şeyin dediysem lafola diye değil
Gökte yıldızın şarkısına nasıl eğildiysem
Usul usta kayıp giden salyangoza öyle baktım
Dinledim, bir dil yaratmak için
Durup bekleyemeyecek kadar acelem varken bile
Önceleri zaman ve binbir emekle
Sonraları kime sokulsam, kimle karşılaşsam
O dili, muhabbeti her şeyden kendiliğince
Ve kendiliğinden bulduğumu gördüm
Ânın şiirini çoktandır gezdiriyordum iç cebinde
Aklımın ceketinin, bu son bozgun sonrasıysa
Belki şimşekler çaktı kafamda, çözüldü dilim
Sağanaklardan korkan gizlenmeye devam etsin
Bağışlayın
Her bir insan ve her bir şey, yaşam ve her insanda
Bilmem kaç yaşamın şarkısı var
Bilmem kaç yaşamın
Bilmem ben her şeyinde
Kendime bir rehber gibi buldum bunu
Senin bu ayrılık günlerinde
Perge’nin taş kapısının önünde
Yılan görmen boşa değilmiş
Benim tutunduğum şeyin
Beni hayatta tutmaya yetmemesi gibi
İlginç, iyi yakalamış dili de. Neyse
Kafanı açmıyım bu saatte şimdi.
Resim: Jean Dubuffet


Bir Cevap Bırakın