KOMANDOKARA  III. FASİKÜL (ŞİİR)

BELKİ BAŞKA GÖKLERİN

Ânın İlk Şarkısı

 

— Gool!

Büyük karakışından sonra karanın

Ben bir çağlayandan, çağlayanca

Dökülmek diye atlayıp indiydim dağdan

Bir ırmağa bindiydim, bir ırmaktı atım

Binbir kollu, oyunlu bir şarkıydı ırmak

Ben o ırmağa bindiğimde göklerden

Aldığım ışığın kör aşığı, sadığı

İndiğim yerlere, sarıldığım dostlara

Arkadaşlara ışık taşıyordum

Bir aşk arkadaş arkadaşa bir ışık götürür

Kaç kandil, kaç ocak söndürür ah bu ataşlar

Kimi de yandırır söndürür yandırır

Kanatlandırır kimi de güldürür tabii

Saf düşüncedir, şimdidir, ândır

Ânın şiiri, muhabbeti ânın, siz çıtayı

Ânlık muhabbetlerle daha da yukarı

Taşıyın, dalgalandırın kanatlı bilincin

Işıltılı, şarkılı kuşlarını, aynı frekansta —

Artık bu boyutta 30 yıldır şiir çırasında

35 yıldır Harun olma ataşında çıra gibi

Cayır cayır yanar söner yanar dönerli taklalarla

Kalbimin ak güvercini bu çerağda

Size müjdeler versin, müjdelerimi

 

İnsan olma yolunda, muradı Yaradanın

O saf bilincin muradı insanın, insanların

Binbir hikâyesi, kendiliği, ayrı efsaneleri

Yok daha neleri var herkesin, her şeyin

Şarkısı var Lokantacı Mustafa’nın, Berber Erkan’ın

Bizim döner ustası güzeller güzeli Havana’nın

Mexico Cityli Birleşik Devletler vatandaşı kardeşim Josue’nin

Anvers’te bir akşamüstü story çekerken göz göze geldiğimiz

Günün gecesinde adını hatırlamadığım alelâde bir barın

Bahçesinde benden ateş isteyen Oregon beybisi Natalie’nin

Barcelona’da havuz başında tanıştığım Lisboalı Türk gelini

Ana Flor’un, gülün, sümbülün, bülbülün

Bok böceğinin, yusufçuğun, peygamberdevesinin de

Olmaz mı, nergisin, ıhlamurun, zencefilin şarkısı var

Akan ânın duran suyun akan suyun duran ânın

Turan Ağa’yla Haydar Ağa’nın da bir şarkısı hem de binbir

Hem kendi şarkıları hem de çekişmelerinin

Arkadaşlıklarının, dünürlüklerinin de şarkısı var birer

Ah birer inciydi hele o atışmaları

Şiir mi, sen onu iki dostun muhabbetinde, bakışlarında ara

Diyen bilge dedemin sırrına aydım da indim âna

Anadolu’ya, hırkamı giydim diyeli çok olduydu

Dünyaya tekrar gözlerimi açtığımdan beri

Hep yoldayım ama birden oldu

Böyle erken hikmet nimetleri

Toplamak gökten, birden veremedim

Onları size, hep birden ağır gelebilirdi

İnsanların şarkıları var, ben onu duydum

Kardeşlikte, ana-babalıkta, oğullukta

Farklı rollerde de genişleyip derinleşen

İşte güçte okulda sanayide çarşıda

Çeşitlenen şarkılar

 

Saf trajedi ya da görkemli dramalar da

İstemez üstelik, herkesin bir şarkısı var

Her şeyin, suyun, bulutun, körkuyunun

Bilmem kaç bin farklı sözcükle örneklendirmemin

Lüzumu yok şimdi affola

Her şeyin dediysem lafola diye değil

Gökte yıldızın şarkısına nasıl eğildiysem

Usul usta kayıp giden salyangoza öyle baktım

Dinledim, bir dil yaratmak için

Durup bekleyemeyecek kadar acelem varken bile

Önceleri zaman ve binbir emekle

Sonraları kime sokulsam, kimle karşılaşsam

O dili, muhabbeti her şeyden kendiliğince

Ve kendiliğinden bulduğumu gördüm

Ânın şiirini çoktandır gezdiriyordum iç cebinde

Aklımın ceketinin, bu son bozgun sonrasıysa

Belki şimşekler çaktı kafamda, çözüldü dilim

Sağanaklardan korkan gizlenmeye devam etsin

Bağışlayın

Her bir insan ve her bir şey, yaşam ve her insanda

Bilmem kaç yaşamın şarkısı var

Bilmem kaç yaşamın

Bilmem ben her şeyinde

Kendime bir rehber gibi buldum bunu

Senin bu ayrılık günlerinde

Perge’nin taş kapısının önünde

Yılan görmen boşa değilmiş

Benim tutunduğum şeyin

Beni hayatta tutmaya yetmemesi gibi

İlginç, iyi yakalamış dili de. Neyse

Kafanı açmıyım bu saatte şimdi.

 

Resim: Jean Dubuffet

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.