Son yarım yüzyılın imge dünyasında sinyalsiz ekran görüntüsü neden bu kadar geniş bir yer tutmakta? Neden bu imge, Freud’un tekinsiz mevhumunu incelerken hep geri dönen “bastırılmış olan” metaforu gibi sürekli geri gelmekte; bu yazının temel sorunsalı bu olacak. Sinyalsiz ekranların; Ballard ya da PK Dick gibi kâhin yazarlar ya da Lynch, Haneke, Cronenberg gibi öncü...
Son Yazılar:
Acıda Dinlenmiş Yüz (Şiir)
YAŞAM DERDİ (ŞİİR)
Carlo Ginzburg: Tarihte olduğu gibi sinemada da her yakın çekim, perde arkasında yaşanan bir sahneyi ima eder.
MERDİVEN MASALI (ŞİİR)
Solis (Şiir)
Çoktan Unutulmuş Günler İçin (Şiir)
Ansızın Giden Güzel Adam: Mustafa Horasan
Kemal Ilıkkan’ın ilk romanı “Zaman Salıncağı” yayımlandı
YOUTUBE HOLLYWOOD’U YENDİ!
Stefan Zweig’den Maxim Gorki’ye: “Mektuplar günün birinde yine anımsanır”
Yerden Göğe Bir Vizyon: Türk Arkeolojisinin Doğuşu ve Epistemolojik Dönüşümü
“Gerçek Ötesi”ne İtalya’dan En İyi Sanat Filmi Ödülü
Poltergeist ya da Sinyalsiz Ekrandan Dışarı Fırlayan Dehşet
Zeki Faik İzer – Zühtü Müritoğlu – Elif Naci Üzerine Bir Kartpostal Okuması
KÜLÜN İÇİNDE KALAN HARFLER
ARAP DÜNYASININ YENİ YILDIZI: HALA BENSAID
11. Hitay Vakfı Sanat Yarışması Başvuruları 30 Haziran’a Uzatıldı
DÜNYANIN EN ÜNLÜ SAHAFI MOHAMED AZİZ: KİTAP YAŞAMDIR
İnsan-Sonrası Bir Dünya: “Three Robots” ve Bir Kedi
Kategori: Kritik
Hegel’in “efendi-köle diyalektiği” nedir?
“Efendi-köle diyalektiği” , Hegel’in Ruhun Fenomenolojisi’ndeki en bilinen bölümdür . Bilinçlerin tanınma mücadelesini anlatan bu felsefi yapı, Marx’tan Beauvoir’a , Fanon’dan Kojève’ye kadar birçok düşünür tarafından tartışılmıştır . Peki Hegel tam olarak ne demek istedi? Efendi ve köle, ya da daha doğrusu Almanca’da ” uşak ” ( Knecht ) olarak adlandırılan ve son dönem Fransızca metinlerde “hizmetçi” olarak çevrilen efendi ve köle diyalektiğini anlamak için, Ruhun Fenomenolojisi’nin (1807) amacının, insan bilincinin, kendisiyle, başkalarıyla,...
Cumartesi Anneleri ya da Masanın Altındaki Hayalet
Cumartesi anneleri ve ‘faili meçhuller’ bu ülkedeki hem en ‘görünen’ hem de en görmezden gelinen meselelerden biridir herhalde. Cumartesi anneleri otuz küsur yıldır (tam olarak 27 Mayıs 1995’ten bu yana) Türkiye’nin en ‘görünen’ yerlerinden birinde, Galatasaray Meydanı’nda eylem yapıyorlar, malumunuz. Büyük ölçüde ‘sessiz’ bir eylem bu: ellerinde kaybettikleri yakınlarının, çoğunlukla da çocuklarının fotoğrafları, bir hafıza...
Genç Hitler‘in Viyana yılları
Mariahilfer Caddesi Viyana’nın sadece yayalara açık güzel caddelerinden biri. Uzun yıllar otomobilden geçilmezdi. Bugün ise rahat rahat yürüyebiliyorsunuz, Işık saçan şık vitrinlere bakıyorsunuz, ayaküstü bir kahve içiyorsunuz. Metroyla Stephan Alanı sadece 10 dakika! * * * Genç Adolf, Viyana’nın bu semtine adım attığında 16 yaşındaydı. Doğup büyüdüğü küçük kent Linz‘in sıkıcı havasından kurtulmak, başka şeyler...
ÖTEKİ YEŞİLÇAM – UÇURUMDAKİ KADIN: TUHAF BİR ‘KENDİNE DÖNÜŞLÜ’ ZERRİN EGELİLER FİLMİ
Uçurumdaki Kadın her şeye karşın son tahlilde keskin yargılarla değerlendirmekte zorlandığım bir film. Egeliler’in röntgenci hazlara hitap eder tarzda çıplak pozlarının perdeye gelişi ile filmin lafzi düzeyde eleştirdiği “sömürüye” doğrudan yer verişindeki riyakarlık yadsınamaz. Geçtiğimiz haftalardaki bir yazımda, bir filmin ait olduğu türe veya ekole veya geleneğe dair farkındalık içermesi, bu farkındalığı bariz biçimde yansıtması...
İSLAMİ MOTİFLİ KORKU FİLMLERİ: ALPER MESTÇİ VE DİŞE DOKUNUR BİR KORKU FİLMİ OLARAK SİCCİN 9
Siccin 9’un meziyeti yalnızca konusunda ve bu konunun senaryolaştırılmasında değil, görselleştirilmesinde de kendini gösteriyor. Yeşilçam döneminde çekilen yerli korku filmlerinin sayısı yaklaşık olarak bir elin parmakları kadardı. 2004’ten bu yana ise yerli sinemada bir korku filmleri patlaması yaşanıyor. Öyle ki artık bir ‘Türk korku sinemasından’ sözetmek mümkün. Korku filmleri günümüzde güldürü filmleri ve romantik filmlerden...
Matbu dergi [artık] fuzuli bir iş mi?
0 Evet. Sorulu başlıkları hiç sevmem. Sonda söyleyeceğimi de sonda söyleyeceğim. Nazlanmadan, uzatmadan, bıkmadan söylemek lazım: günümüzde matbu dergi artık fuzuli bir iştir, bir tapınç nesnesidir. Bugün eserin yazım, gönderim, reklam gibi neredeyse bütün süreçleri dijitalde gerçekleştirilirken son aşamada kâğıda rücu edilmesi mürteciliktir. Sol partilerin veya sendikaların 1 Mayıs çağrıları için hâlâ 12 punto ile...
İç Savaşın Estetiği, Barışın Ütopyası: Yücel Kayıran Şiirine Dair Beş Tez
Yücel Kayıran’ın şiiri, yalnızca bireysel bir poetik serüvenin değil, aynı zamanda çağımızın en köklü varoluşsal sorularına verilen cevabın şiirsel biçimidir. Onun 2022’de yayımlanan Stasis kitabı ve 2 Mart 2023’te Mesut Varlık’la K24kritik.org’da yaptığı söyleşinin ilk bölümü, bu şiirin içsel mantığını görünür kılar. Bu metinlerde açılan tartışmalar -“stasis” kavramının anlam katmanları, iç savaşın çoklu düzlemleri, felsefi şiirin düşünceyle...
Reddiye Defteri: Akademinin Trafik Lambaları ve Yazarın İnadı
Dört ret üzerinden yayıncılık, gerekçe etiği ve küçük editoryal iktidar alanları üzerine Dışarıdan bakan bazı arkadaşlarım, sağ olsunlar, eksik olmasınlar, benim iyi bir yazar olduğumu söylerler. Fakat “iyi” diye kendi başına duran bir şey yoktur. İyi, tek başına anlam taşımayan, ancak bir bağlam içinde anlam kazanan bir sıfattır. İyi yazar mı? İyi akademisyen mi? İyi...
Özgür düşünceye engel olanlar!
93 yıl önce bugün, 10 Mayıs 1933, Alman tarihine geçen karanlık, utandırıcı günlerden biridir. O akşam Berlin’de başlatılan ‘Kitap Yakma’ girişimi çabucak tüm ülkeye sıçrar. Üç hafta içinde Almanya’da yüz binlerce kitap yok edilir. Kitap yakmalar Hitler’in düşünürleri ‘yok etme’ girişiminde attığı ilk adımdır. Gazeteci-yazar Ralph Giordano‘nun “Eğer Hitler Savaşı Kazansaydı…” adlı belgeseli kitaplığımda. Giordano...






![Ekran görüntüsü 2026-05-13 122505 Matbu dergi [artık] fuzuli bir iş mi?](https://ekdergi.com/wp-content/uploads/2026/05/Ekran-goruntusu-2026-05-13-122505-360x360.png)


