aşk gecelerinin solmuş cesetleri…
şehvetin, ihtirasın gülünç zavallığı;
sahte edebin hoyrat taşkınlığı,
tenin gölgesinde çoğalan bit gibi sinsi aşklar.
her iyiliğin bir hizmetçisi vardır,
her kötülüğün tanığı olmaz.
yalana yaslanmış her söz,
lağımın içinde akan su misali geçer gider.
bir gün güneşi sigara içerken gördüm;
ben, onun tül tablası oldum.
gözlerdeki yalnızlığa katlanamayan kalbi,
benim kadar yaralıydı.
dere kenarında, tokaçla vurulan
benim yorgun ruhumdu.
taş anıtlarda tersten yazılmış adımı okuyorum;
türkülerimin hasat zamanı, çoktan yel almış.
parmak çocuk ben,
ayak izim çölün sıcağında dondu kaldı.
alçıya alınmış düşlerim,
kor içinde kül oldu.
semaya her baktığımda
yitirdiklerimin gölgesi
Peşime düşüyor.
Sesleri içimde yankılanınca
Ürperiyorum sanki içimde parçalanmış dünya.
boş bir vadide gibiyim,
göç katarları geçiyor önümden.
bir bilsem, ben de nereye göçeceğimi…
kanmazdım kan kırmızı gecelerin masallarına.
ateşten köz olmuş bedenim,
hangi yılların yıllığını tutuyor bilmem.
bir zamanlar deniz kızıyla aynı düşlerdeydim;
şimdi lekelenmiş sözlerin içinde,
ruhumun küllerini yutuyorum


Bir Cevap Bırakın