Heykelleriniz toplumsal yaşamla çok bağlantılı, toplumsal sorunlara çok duyarlısınız, soyut geometrik heykeller yapmanıza rağmen bu sorunları kavramsallaştırabiliyorsunuz. Narin Cinayeti hepimizi derinden sarstı, bu konuda bir heykel yaptınız ve adını ifade edilemeyenler koydunuz, bu heykel nasıl ortaya çıktı. Türkiye’de ömrüm boyunca şuna rastladım, olaylar tekrar ediyor. Narin, Rojin, Güldünya bir tane vaka değil ki çok fazla tekrarı var. Olaylar tekrarladıkça benim zihnimde bir olguya, bir probleme dönüşüyor. Bu benim zihnimi çok meşgul ediyor ve bir forma bürünmeye başlıyor. Benzer bir formu mesela Sivas Madımak Yangınında ölen canlar için de yaptım. Hepsi birbirinden acı. Çocuklar için çok şey düşünüyorum, çok yoruluyorum ve...
Gökmen Yener: “Düzyazı beni özgürleştirdi diyebilirim.”
Gökmen Yener’i Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’ndeki eğitim dönemlerimden beri tanırım. Onunla olan dostluğumuzun harcı edebiyattır. Zira bizi bir araya getiren çekim gücü edebiyata olan tutkumuz oldu. Ve bu tutkumuz vesilesiyle iki sayılık da olsa bir fanzin macerasına giriştik. Şimdiyse kendisi üçüncü kitabı olan ”İz Sürenler Vardiyası”nı çıkardı. Onula ilk kitabı olan ”Çoktan Ölmüş Gökmenler Cumhuriyeti” (şiir) ile başlayıp ikinci kitabı ”Ulak ve Tanık” (roman) ile devam eden yolculuğunu, mevcut durağı olan ”İz Sürenler Vardiyası” (roman) üzerinden konuşacağız. Mertcan Fırat: Sence, Gökmen Yener ”İz Sürenler Vardiyası” ile edebiyatın hangi merhalesine vardı ve bu merhalede hangi meseleleri üstleniyor? Gökmen Yener: İz Sürenler...
“Gündüz Rüyaları”ndan “Geyikli Gece”ye
Aysun Öner: Fulya Çetin’in “Gündüz Rüyaları” ve İlhan Sayın’ın “Geyikli Gece” isimli sergileri Yapı Kredi Kültür Sanat’ta “Bir Arada” başlığı altında buluştu ve bizleri de bu röportajda buluşturdu. Öncelikle hoş geldiniz. Bu ikili buluşmalar da sanat dünyasına hoş geldi diyelim. Bu buluşmalar ilk bu sergide başlamadı tabii… Peki nasıl doğdu bu ikili sergiler fikri? Didem Yazıcı: Hiçbirimiz birbirimizden bağımsız yaşamıyoruz. Bireysellik ve kendi kendine yetme fikri abartılabiliyor. Oysa hiçbirimiz birbirimizden bağımsız değiliz ve bir aradayız. Dolayısıyla “Bir Arada” olma hali ve hayatın kendisi zaten; kolektif bir olgu. Karma sergilerde bu daha belirgin. Kişisel sergiler ise tek bir sanatçının pratiğine odaklanıyor....









































