Mariahilfer Caddesi Viyana’nın sadece yayalara açık güzel caddelerinden biri. Uzun yıllar otomobilden geçilmezdi. Bugün ise rahat rahat yürüyebiliyorsunuz, Işık saçan şık vitrinlere bakıyorsunuz, ayaküstü bir kahve içiyorsunuz. Metroyla Stephan Alanı sadece 10 dakika!
* * *
Genç Adolf, Viyana’nın bu semtine adım attığında 16 yaşındaydı. Doğup büyüdüğü küçük kent Linz‘in sıkıcı havasından kurtulmak, başka şeyler görmek, yaşamak istiyordu. Dul annesinin verdiği cep harçlığı ile Viyana’da haftalar geçirdi. İnsanların çokluğu, geniş bulvarlar, binlerce otomobil, kamyon ve fayton onu şaşkına çevirdi. Viyana’nın tarihi yapılarına, kiliselerine, müzelerine, kahvelerine hayran kaldı. Başkentin cadde ve sokakları ışıl ışıldı. Evleri de elektrikle aydınlatılıyordu.
Kavgacı babası öldüğünde Adolf 13 yaşındaydı. Ertesi yıl notları kötü olduğu için Linz ortaokulunu terk etmek zorunda kalmıştı. Annesine çok bağlıydı, babasını ise hiç sevmemişti. Okuldan ayrıldıktan sonra bir işe girmemişti, çıraklık eğitimine de başlamamıştı. Sanatkâr olmaktı niyeti. Sonunda annesini kandırıp Viyana’ya kapağı attı. Kısa süre sonra arkadaşı Kubizek’e yolladığı kartpostalda şöyle yazdı: “Geçen gün saatlerce gezindim, opera binasını, parlamentoyu ve Ring Caddesi’nin şık yapılarını seyrettim. Yarın ‘Tristan‘, ertesi gün de ‘Uçan Hollandalı‘ operalarını izleyeceğim. Bu akşam da Şehir Tiyatrosu’na biletim var…”
Bir ay sonra Linz’e döndü, fakat aklı hep Viyana’daydı. Başkent onu mıknatıs gibi çekiyordu. Sonunda annesini kandırdı ve ressamlık eğitimi için Güzel Sanatlar Akademisi’nin sınavlarına girmek düşüyle tekrar Viyana’nın yolunu tuttu. Önce kendine kalacak bir yer bulmak zorundaydı. İstasyon yakınında, Mariahilfer Caddesi’ne açılan Stumpfergasse 31 numarada, karanlık arka avluya bakan bir oda buldu. Ev sahibi, hiç evlenmemiş terzi Maria Zakreys idi. Bohemyalı kadının ayda 10 krona kiraya verdiği başka odalar da vardı kaldığı katta. Tuvaleti ve duşu diğer kiracılarla ortak kullandı. Odasının penceresinden gökyüzü görünmüyordu.

Richard Wagner hayranı!
Akademiye giriş sınavlarını başaramayan delikanlı, hayranı Richard Wagner’in operadaki oyunlarını kaçırmadı. Kısa süre sonra Stumpfergasse’deki odasından ev sahibine borç takarak ayrıldı ve birkaç sokak ötede, Felber Caddesi 22 numaradaki, günümüzde de hâlâ oda kiralayan bir pansiyona yerleşti. Akademiye giriş sınavlarını başaramayan delikanlı, operadaki Wagner oyunlarını kaçırmıyordu. Annesinin yolladığı harçlıkla ve çizdiği kartpostalları satarak geçinmeye çalıştı. Sınavları da bir türlü başaramıyordu. Birkaç ay sonra kaldığı o pansiyondan da ayrıldı, orada burada konakladı. Kimi zaman kimsesizler ya da erkekler yurdunda yatıp kalktı. Yurttaki odasını 8 saat uykudan sonra her sabah terk etmek zorundaydı, çünkü yatağını başkalarıyla paylaşıyordu.
Yahudi düşmanlığını Viyana’da tanıdı
Bu yaşam tam 3 yıl sürdü. Toplumun dışlamış olduğu insanlar arasında geçirdiği yıllar genç Adolf’un politik dünya görüşünü giderek etkiledi, onu radikalleştirdi. Başarısızlığının ve sorunlarının nedenini kendinde değil başkalarında aramaya başladı. Suçladığı bu insanlar Adolf’un gözünde düşmanlarıydı. O yılların Viyana’sında Yahudi düşmanlığı başını almış gidiyordu. Viyana Belediye Başkanı Karl Lueger görüşleriyle Adolf’u etkilemişti. Genç delikanlı çevresinin de etkisiyle çok kitap okumaya başladı. Okudukları antisemit içerikli, Yahudi sermayesinin gücünü anlatan kitaplardı. Günü gününe yaşayan, para sıkıntısı çeken, dostları toplumun ittiği insanlar olan bu genç için “tehlikeli” şeylerdi. “O yıllarda okuduklarım bugünkü bilgimin temelini oluşturmakta”, diye yazdı ileride “Kavgam“da.
Adolf Hitler ideolojisinin temellerini Viyana yaşamında atmıştı. Aşırı nasyonalist gazete ve dergilerde yazanları yutmuştu. 1913 yılında Avusturya’da askere alınmamak için Münih’e kaçtı. Birinci Dünya Savaşı’yla ülkede monarşi sona erince, onlarca yıldır bir arada yaşayan etnik toplumlar bölünmüş, milliyetçilik ruhu kendini göstermeye başlamıştı. Artık Çekler, Polonyalılar, Macarlar ve Sırplar birbirlerini düşman görmekteydi. İşte bu ortamda kavrulmuştu genç Adolf!

Viyana’da yüz binlere haykırıyor
Ve yıllar sonra, 15 Mart 1938’de Viyana’ya döndüğünde bir zamanların acemisi delikanlı tehlikeli bir “Führer” olmuştu. Kahramanlar Alanı’nda, Viyana’yı Türk işgalinden kurtarmış olan Prens Eugen’in heykelinin arkasındaki dev balkondan coşkulu yüz binlere haykırmıştı. Nazi Almanyası iki gün önce Avusturya‘yı topraklarına katmıştı! Günümüzde Viyana’ya gidip de o balkona uzun uzun bakarken insanın aklına bir an için Şarlo’nun “Büyük Diktatör” filmi geliyor. Geçen yüzyılın en büyük sinema artisti ve rejisörü Chaplin 1940 yılında yaptığı bu ilk sesli filminde Nazi Almanya’sı ve Hitler ile çok güzel bir alay eder. Daha doğrusu Hitler’in diktatörlüğü ve faşistliği ile alay ederken, izleyiciyi düşündürür ve hüzünlendirir. “Büyük Diktatör” sayısız unutulmaz başarılı sahne ile doludur. Üzerine dünya haritası çizilmiş büyük bir balonla dans edişi ve alandaki binlere anlaşılmaz bir dilde yaptığı “balkon konuşması” çoktan sinema tarihine geçmiş ünlü sahnelerdir! Hele balkondaki Hinkel’in (Şarlo’nun) ağzından çıkanların tek kelimesi bile anlaşılmazken yığının coşkuyla haykırışı bu deha insanın hınzırca bir buluşudur!
Gençliğinde de Yahudi karşıtıydı
Viyana günlerinde okuduğu kitaplar, günü gününe yaşayan, para sıkıntısı çeken, dostları toplumun ittiği insanlar olan bu genç için “tehlikeli” olmuştu. “Okuduklarım bugünkü bilgimin temelini oluşturuyor”, diye yazdı ileride ‘Kavgam’da‘. Bu arada Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Almanya’da monarşi sona ermiş, onlarca yıldır bir arada yaşayan etnik toplumlar bölünmüş, milliyetçilik ruhu kendini göstermeye başlamıştı. Artık Çekler, Polonyalılar, Macarlar ve Sırplar birbirlerini düşman görüyordu. İşte bu ortamda iyice kavrulur Adolf! 1913 yılında Münih’e yerleşmiş olan deneyimsiz genç artık tutucu ve aşırı sağcı grupların içindedir. Münih günleri onu geçen yüzyılın en korkunç lideri yapar! Adolf Hitler 1 Eylül 1923’te general Ludendorff’la birlik olup aşırı sağcı Alman Savaş Birliği’ni kurar. Bavyera onun ‘olgunlaşması’ ve ‘gelişmesi’ için en uygun ortam olur! Çevresindekilerle 9 Kasım 1923’te Münih’te hükümet darbesi girişiminde bulunur. Hedefleri, Bavyera’da yönetimi ele geçirdikten sonra başkent Berlin’de ülke yönetimine el koymaktır. Beş yıl hapse mahkûm olur, fakat nedense 9 ay sonra Landsberg hapishanesinden çıkarılır. Bu arada “Kavgam”ın birinci cildini kaleme almıştır. O günden sonra da Naziler gittikçe güçlenir.
Felaketin başlangıcı
Bundan 93 yıl önce, 30 Ocak 1933, insanlık tarihindeki belki de en büyük felaketin başlangıcıdır. O gün Adolf Hitler Almanya’nın başına geçer, dünyamızı kana bulayacak yolda ilk adımlarını atar. “Bizim ırkımız bu dünyaya hükmetmek hakkına sahiptir! İşte bu hak bizler için gelecekte uygulayacağımız dış politikanın kutup yıldızı olmalıdır!” Hitler’in bu sözleri sadece bir megalomani, sınırsız bir düş değildi. 15 Mart 1938’de tekrar Viyana’ya döndüğünde o artık bir “Führer”di. Dört gün önce Alman ordusu Avusturya’yı işgal etmiş, Adolf Hitler doğduğu ülkeyi dirençsiz teslim almıştı.
‘Kahramanlar Alanı’nda karşısındaki ikiyüz elli bin Viyanalı‘ya çok sözler verir. Partisi ülkeye yeni bir düzen getirecek, işsizliğe bir çıkaryol bulacaktı. Avusturyalılar onun içi boş sözlerine inanır. Çoğunluk artık arkasındaydı. Çünkü peşinden gidecekleri başka lider yoktu. Otuz yıl önce geçinebilmek için Viyana’nın sokaklarında
gelip geçene kartpostal satmaya çabalayan genç delikanlı 15 Mart 1938 günü yüz binlerin karşısında haykıra haykıra konuşuyordu. Ve doğmuş olduğu ülkeye el koyuyordu! Cebinde Alman pasaportuyla!
Tarihçi Brigitte Hamann’ın genç Hitler’i anlattığı „Hitler’in Viyana‘sı“ adlı kitap çok kapsamlı bir belge.


Bir Cevap Bırakın