Almanya’nın Hessen eyaletine bağlı Hadamar şehrinde doğdunuz. Üç yıl orada yaşadım. Daha sonra yine Hessen eyaletine bağlı Fritzlar’a taşındık. Babam, orada lise edebiyat öğretmeniydi. Küçük ve güzel bir kasabaydı. Orta Çağ’dan kalmış kuleler, kiliseler vardı. Dört erkek kardeştik, annem ev işleri yapıyordu. Babam, II. Dünya Savaşı sırasında önce Fransa’daydı sonra İtalyan Partizanların safına geçti. Dolayısıyla...
Son Yazılar:
Adolf Hitler ve basın özgürlüğü!
Gece İlahisi (Şiir)
Seyyah (Şiir)
Marx ve Joyce: Paralel Evrenler
Kefaret – Savaş denen melanet üzerine düşündürücü bir film
Göğün Altında (Şiir)
Üzgün Serinlik (Şiir)
Ankara ve İstanbul Resminin Plastik, Sosyolojik ve Ekonomik Diyalektiği
Merdivenler (Şiir)
İnsan ve Şiir
Öğrenciler, sınıf ve ırksal baskı karşısında Fransa
Özlem Üner Resminde Bakışın İktidarına Karşı Sessiz Direniş
Sordum Denize (Şiir)
Ağaç ve… (Şiir)
yurdu geniştir şiirin
kıs(s)alar… (şiir)
Her Akşam 8’de (Şiir)
“Das Kapital” Neden Sabırlı? Çin Modernleşmesi Perspektifinden ‘Das Kapital’i Yeniden Okumak
Mélenchon ve Teknofeodalizm: Fransız Solu İçin Strateji Nedir?
Yazar: Ertekin Akpınar
Fırtına Dindi: Kadir İnanır
Ali [Şimşek], “Kadir İnanır’ı kaybettik, başın sağ olsun” dediğinde, sanki üzerime tonlarca ağırlıkta bir yük düştü. Telefonu kapattığımda, oturduğum koltuktan kendimi ayağa kaldıracak gücü bulamadım. Öylece oturdum. Oturdum. Çalışma masamdan, panjurların arasından loş bir sokağın görüntüsüne uzun uzun baktım. Kimse yoktu, herkes gitmişti. Rüzgâr, esiyordu. Radyo da ‘Caz Saati’ programı, odama eşlik ediyordu. Durdum, durdum,...
Jean-Marc Veliscek: “Fransız sineması, bir film laboratuvarıdır.”
Kendinizi, tanıtır mısınız? Fransa’da yaşayan, fotoğrafçı ve müzisyenim. Çalışmalarım, derin bir sinema tutkusuna dayanmaktadır. Fransız sinemasına, Amerikan klasik filmlerine, uluslararası bağımsız filmlere ve özellikle Kore sinemasına tutkuyla bağlı olduğumu söyleyebilirim. Farklı dönemlere ait iki yönetmen; Jean-Luc Godard’ın ve Leos Carax’ın filmlerini erken dönemlerinde keşfetmem, fotoğraf ve müzik alanında yaptığım işlerimin her zaman belirleyicisi olmuştur. Özellikle,...
AĞAÇLAR VE BAHÇELERİMİZ NEDEN BU KADAR ÖKSÜZ?
Bir Kitabın Hayatıma Girişiyle, Hayatımdan Çıkan Bir Evin Gidişi Üzerine… Bir hafta boyunca, kişisel eşyalarımı, iki bavulun içine tıktım. Elbiselerimi battal boy poşetlerin içine doldurdum. On üç yıl, altı ay yaşadığım evimde bulunan hatıralarımı, bu evden sonra taşınacağım eve götürüyorum. Evimin yanındaki parktayım. Bir saat sonra, nakliye aracı gelecek. [Evi, eşyalı tutmuştum.] Sonrasında evime dönüp...
TRAJEDİNİN SUSKUNLUĞU: ANLATININ -GÜCÜNÜ KAYBEDEN- İFADESİZLİĞİ
Özgür ol[a]mayan düşünce kendisini kendi kavramlardan soyutlayarak, kurtarabilme süreci XVII. yüzyıldaki ‘aydın’ tanımlanmasından bu yana, kendi kurallarını kendi içine hapsederek ‘deney yaratmak’ ve ‘simgeci görüntü’yü kullanabilmeyle koşul[lu] bir öneri haline ‘özgürlüğe ulaşma tekniği’ konusunda Rus düşünürleri temelden sarsacak yeni önermeler sunuyordu. İçe/içeriye dönük olan ve kapanan simge‘nin, biçim düzeyinde alınıp, anlatının her türlü işlevinde [resim/sinema/heykel/mimari/edebiyat/tiyatro]...
HATIRLAMAK: HAFIZANIN KANAYAN YARASIDIR
[Geçmişi tarihsel olarak kurmak, gerçekten kurmak onu gerçekten olmuş olduğu gibi tanımak değil, tehlike anında birden parlıyıveren anıyı ele geçirmektir… Hiçbir olay, tarihin içinde kaybolmuş sayılamaz.] Son Bakışta Aşk, Walter Benjamin, Çev. Nurdan Gürbilek, Metis Yay., 1993, s. 41 Alıntıladığım bu cümle, kitabın ‘Tarih Kavramı Üzerine’ bölümünden. Buradan iz sürmeden önce bu alıntıyı, bir...
‘BELLEK’İN ‘ZAMAN’A BAKIŞI
[… Hikâyenizi temiz tutmak sizin elinizde. Mış gibi yaparak sadece kendini kandırıyor insan. İyi olmak kolay değil ama iyi kalmak çok daha zor, senden bir ömür ister. Bedelini öde ve iyi kal diyordu babam. Son güne kadar unutamayacağım söz…] Palyaço’nun Günlüğü*, s. 66 “Herkes bir hayat yaşar ama herkesin yaşadığına bir hayat denmez” demişti bir...
İZMİR’İN BİR GETTO ROMANI: BİBER ÇOK ACIYMIŞ
18 Kasım 2021 tarihinde, burada “Bir İzmir Edebiyatı Var Mı?” adında bir yazı yazmıştım. Alt metnin özetinde, temel iddiam şuydu; İzmir, kendi edebiyatının evi olamamış. Nedeni de, şehri bir karakter olarak değil, bir fon olarak kullandığını dile getirmiştim. Bu iddiamı, sarsıcı bir dille yıkan bir roman okudum; Biber Çok Acıymış. Yazarı, Kutlu Işık Kanberoğlu. Tuhaf...
BİR AŞIRILIK/lar ROMANI OLARAK GODARD MAKİNESİ
“Bir romancı olarak kendimi her zaman tarihin içinde hissetmişimdir, yani bir yolun ortasında, benden önce gelmiş olanlarla ve belki de (daha az) benden sonra geleceklerle, kendimi diyalog halinde hissetmişimdir. Bir başka birinden değil, hiç kuşkusuz roman tarihinden söz ediyorum ve ondan gördüğüm gibi söz ediyorum: Roman tarihinin Hegel’in insan dışı aklıyla hiçbir ilişkisi yoktur; ne...
BERNARD HERRMANN VE BİR PİYANONUN KORKU EZGİLERİ
Klasik akımın teorisyenlerinden -ki buna gereksiz/sıradan modernistlerin itirazı olsa bile- , E. M. Forster; yeryüzünde yirmi altı konu, otuz iki tema ve sekiz nota olduğunu yazdıktan sonra neredeyse yüzyıl geçti. “Sınırlar, her zaman onu çevreleyen hareket alanlarıyla mümkündür.” Ve bu cümleyi yazan ilk kişi, Pasajlar kitabında Benjamin’di. Orası, derin bir ayna. O aynaya baktığınızda bile...









