o’ da şimdi yalnız, kısık lamba altında mırıldanır çocukluğu: kendi sesinde kuş besliyor ve benekli birkaç kedinin kışı sevmiyor, saçlarını kesti az önce en sevdiği sözcük anne, karanlığında çisileniyor kahkahalarla, yürüyordum zamanı zorluyor: değişme telaşıyla bir çiçek su isteyecek kadar günahkar direnmeye ancak şiirle gidebiliriz artık yılgınlığın kuşattığı unutmanın çağında adı -leyladır kanında...
Son Yazılar:
Moksvin (Öykü)
Ahmet Güntan’a Birinci Mektup
1937 Enternasyonal Fuarının Kayıp Maketleri: Efes ve Bergama Harabeleri
Uzaktan Dokunmak: Bakılmanın Hissi
Felsefe Bilmeden Çağdaş Sanat Yapılabilir mi?
Primitif Sanat ve Uygarlık: Sanatsal Düşüncede İlkel İmgelerin Yeniden İnşası
Ömer Erdem’in Evvel’inde Dilin Kaybettiği Dünya ve Dünyanın Kaybettiği Dil
NÂZIM HİKMET’İN EN KAPSAMLI SERGİSİ “ROMANTİKA” İZMİR’DE AÇILDI
Boşluğun Çağrısı Üzerine: İntihar, Hayat ve Direniş Üstüne Kazı
Cenk Gündoğdu’nun son kitabı üzerine: Yaz Bunaltısı, Yaz Melankolisi
Edebiyatta Teorinin Gerekliliği
Yapay Zeka Devrimi Neden Kapitalizmi Öldürebilir?
Sinopale’nin 10. Edisyonu 2 Eylül’de Üretim Süreciyle Başlıyor!
Yazma Uğraşı, Ockham’ın Usturası Ve Bir Tohum Sözcük
Beste Naz Karaca: Özne Olma Sürecinde Benlik İnşası
“Tek başımayım ve perişanım”: Stefan Zweig, Joseph Roth dostluğu
Yapay Zeka İşlerimizi Ele Geçirmeye Gelmiyor. Ücretlerimizi Ele Geçirmeye Geliyor.
Hızlı Gazeteci’nin ilk, daha karikatürize dönemi (1980-1981)
Epik Tiyatro: Brecht, Öngören ve diğerleri…
Yazar: Yunus Karakoyun
Leyla Qasim’a (Şiir)
o’ da şimdi yalnız, kısık lamba altında mırıldanır çocukluğu: kendi sesinde kuş besliyor ve benekli birkaç kedinin kışı sevmiyor, saçlarını kesti az önce en sevdiği sözcük anne, karanlığında çisileniyor kahkahalarla, yürüyordum zamanı zorluyor: değişme telaşıyla bir çiçek su isteyecek kadar günahkar direnmeye ancak şiirle gidebiliriz artık yılgınlığın kuşattığı unutmanın çağında adı -leyladır kanında...
Pompei (Şiir)
sessizlik örter taş bedenleri kül, zamanı gecenin taş kalbi bir unutuş çatlağına kör rüzgâr suskun gövdeye hafızanın külleri ışığa doğru savrulur gölgeleriyle konuşan ses boş odalarda ve sessizliğin ortasında yalnızlığın beden çığlıkları karanlığın derinliğine zamanın dilin sustuğu fısıldar geceye bir an bir çırpıda ve kül ışığa doğru sonsuz bir sessizliğe kayıp şehir için pompei
çerez (şiir)
ben, ne biliyorum: bir parça et, dil kemiği bakış ışıltısında eriyor, sözcüklerin telaşı çocukluğum uzayan yaza doğru ne eksik kim bunlar davetsizlik misafirliği çok ağır sofrasına bağdaş kurulmuş en son eşkıya annem evde değil, avluya çıkıyor ölümle yaşam belirtisi gibi yeniden başlıyorum kuşlar ailesine ilk vize çıkış hasar raporu gökyüzünün nasıl bir şey öğreniyor, kumru...
boş vestiyer (şiir)
bu yapraklar hışırtısı karanlık bir gecenin iç geçiriyorum pencerelere doğru koşmaya kırmızı renkte olan her şeyi reddediyorum zorluyor kendini kafeste tutuklu mutluluk kuşları ağaçlar uyumuş toprak rahat ediyor biraz ne de olsa kök damarları suyu çekmiyor artık evin içinde dış kapının hemen yanında bir vestiyer kimse yok boş duruyor şimdilik saat on ikiye kadar radyo...
süs köpekleri (şiir)
şiir yazdık süs olsun kapılara çıngıraklı tokmak tedirgin havlamaya biraz etli mama evin avlusuna bir kırmızı gül korkuya kelepçelenen bakışlarıyla her şair kendi duvarına işer fiyakalı hörgüç geçen çölün kalbini şiirle okuyarak açtılar haramilerin saltanatını ve köpekler şadırvana su içmeye indiğinde teneşire gölgelerini bırakırdı salasız ölüler şiir sıkılgan toprağa susar zamanın gergefinde nakışlanır dağılan sessiz...





