(dersim için bir gece ilahisi) bu dağlar anne ve rüzgâr kırık testilerin süt kokusu ben burada değilim bir taşa gömüldüm uzak vadilerde unutulan çocuk sesleri kim çağırıyor beni bu kadar külden sonra gecenin ağzında ninniler memelerini ısırıyor söyle şimdi en eski korkuya kim tanıktır çünkü biz en uzun ölümü yaşıyoruz ceviz kabukları ve yıldızlar çok...
Son Yazılar:
Leyla Borovalı’nın İlk Solo Sergisi “İki Dirhem Bir Çekirdek” Offgrid Art Project’te
Cartagena’da Bir Akşam: Bellek, Emperyalizm ve Zaman
Sencer Gülün’ün Kişisel Sergisi Guga Contemporary’de!
Çağdaş Sanat: Sanatın Sonu mu, Değerin Yitirilmesi mi?
Yıldız Ersağdıç: Dekonstrüktif Bir Tasarım Sistematiğine Doğru
Deniz Gökduman’ın Resimlerinde Popüler Kültür İmgeleri
Bir Yangının İzleri Sanatın Tanıklığına Dönüşüyor
George Bataille’ın Edebiyat-Kötülük Anlayışı ve William Blake Şiiri
Başka Dünyadan Gelen Ruhların Müziği: Gnawa
Adil Salih’in Varoluş Kaygısı ve Sartre’ın Görünmeyen Gerçeği
PonART Akademi Galeri’de Yeni Sergi: “Bizim Güzel Hatalarımız Var”
Edip Cansever Şiirinde Öznenin Halleri
Benim adım Slavoj, soyadım Žižek: Peki, ben neden böyleyim?
Tiyatro Festivalleri: Buluşmadan Birikime
Kübizm ve Görsel Beyin
Lula’nın Dijital Zaferi: Egemenlere Dil Çıkarmak!
Akvaryum (Öykü)
Devrinin Adamı – Bir işbirlikçinin ‘nötr’ portresi
Köklerden Sahneye Bir Keman Virtüözü: Maristella Patuzzi ile Söyleşi
Yazar: Yunus Karakoyun
Leyla Qasim’a (Şiir)
o’ da şimdi yalnız, kısık lamba altında mırıldanır çocukluğu: kendi sesinde kuş besliyor ve benekli birkaç kedinin kışı sevmiyor, saçlarını kesti az önce en sevdiği sözcük anne, karanlığında çisileniyor kahkahalarla, yürüyordum zamanı zorluyor: değişme telaşıyla bir çiçek su isteyecek kadar günahkar direnmeye ancak şiirle gidebiliriz artık yılgınlığın kuşattığı unutmanın çağında adı -leyladır kanında...
Leyla Qasim’a (Şiir)
o’ da şimdi yalnız, kısık lamba altında mırıldanır çocukluğu: kendi sesinde kuş besliyor ve benekli birkaç kedinin kışı sevmiyor, saçlarını kesti az önce en sevdiği sözcük anne, karanlığında çisileniyor kahkahalarla, yürüyordum zamanı zorluyor: değişme telaşıyla bir çiçek su isteyecek kadar günahkar direnmeye ancak şiirle gidebiliriz artık yılgınlığın kuşattığı unutmanın çağında adı -leyladır kanında...
Pompei (Şiir)
sessizlik örter taş bedenleri kül, zamanı gecenin taş kalbi bir unutuş çatlağına kör rüzgâr suskun gövdeye hafızanın külleri ışığa doğru savrulur gölgeleriyle konuşan ses boş odalarda ve sessizliğin ortasında yalnızlığın beden çığlıkları karanlığın derinliğine zamanın dilin sustuğu fısıldar geceye bir an bir çırpıda ve kül ışığa doğru sonsuz bir sessizliğe kayıp şehir için pompei
çerez (şiir)
ben, ne biliyorum: bir parça et, dil kemiği bakış ışıltısında eriyor, sözcüklerin telaşı çocukluğum uzayan yaza doğru ne eksik kim bunlar davetsizlik misafirliği çok ağır sofrasına bağdaş kurulmuş en son eşkıya annem evde değil, avluya çıkıyor ölümle yaşam belirtisi gibi yeniden başlıyorum kuşlar ailesine ilk vize çıkış hasar raporu gökyüzünün nasıl bir şey öğreniyor, kumru...
boş vestiyer (şiir)
bu yapraklar hışırtısı karanlık bir gecenin iç geçiriyorum pencerelere doğru koşmaya kırmızı renkte olan her şeyi reddediyorum zorluyor kendini kafeste tutuklu mutluluk kuşları ağaçlar uyumuş toprak rahat ediyor biraz ne de olsa kök damarları suyu çekmiyor artık evin içinde dış kapının hemen yanında bir vestiyer kimse yok boş duruyor şimdilik saat on ikiye kadar radyo...
süs köpekleri (şiir)
şiir yazdık süs olsun kapılara çıngıraklı tokmak tedirgin havlamaya biraz etli mama evin avlusuna bir kırmızı gül korkuya kelepçelenen bakışlarıyla her şair kendi duvarına işer fiyakalı hörgüç geçen çölün kalbini şiirle okuyarak açtılar haramilerin saltanatını ve köpekler şadırvana su içmeye indiğinde teneşire gölgelerini bırakırdı salasız ölüler şiir sıkılgan toprağa susar zamanın gergefinde nakışlanır dağılan sessiz...






