Büyük İddia: Proleter Öğüdü Üzerine

Editör, redaktör ve araştırmacı kimliğine sahip deneme yazarı Eda Gül’ün ilk şiir kitabı Proleter Öğüdü, Haziran 2026’da 160. Kilometre Yayınevi tarafından yayımlandı. Kitapta yer alan şiirlerde gündelik yaşama dair ayrıntıların derininde yatan yoksulluk, çocukluk yılları anılarıyla işleniyor: biten bir pilin ısırılarak güçlendirilmesi, kolonyayla çalışan keçeli kalem, aile fertlerinin ortak kullandığı havlu, ufalmış silgi ve emektar kalem… Bireysel bellekte canlılığını koruyan bu dönemin denk geldiği 90’lı yıllar ise politik iddiası olan kişilerin tutarsızlığı ve çarpık yaşam biçimleri üzerinden eleştiriliyor.

Şiir dili açısından Proleter Öğüdü; zamanın mekanik saatlerle birimlere bölünüp parçalanmasını, istatistiğin en önemli gösterge olarak kullanılmasını, dijitalleşmenin insanı kuşatan boyutunu göstermede matematiksel işaretler ve özel karakterler kullanılmasına dayanıyor. İnsanın bütünlüklerden parçalanıp yalnızlaşma sürecinde sosyal medyanın merkezde olduğu gösteri toplumuna yönelik satirik düzlem şu şekilde inşa ediliyor: “filtreli/siz mi / doğru açıdan çekip koyun / ki anlamayım sanın nakışlarınızı / 700 kere aynı şeyi görünce / inandırıcı oluyor sanın / zaten orda değilim sorun yok takılın” (s. 42). Filtreli fotoğraf çekimleri kişinin kendisine yaptığı nakış diye betimleniyor. Nakşedilen ise özne olma iradesini yitirip nesneleşiyor/şeyleşiyor. Bu durum ise “olmakta” ısrar eden şiir öznesini kitabın merkezine yerleştiriyor.

Kitapta yer alan “refreshing” adlı uzun şiirde koku üzerinden bireysel-toplumsal betimleme ve canlandırmaya yer veriliyor. Koku, bir duyu nesnesi olmanın ötesine taşınıp gündelik deneyim ve ayrıntılarda sosyolojik göstergeye dönüşüyor. Kokunun kaynağı; tarih, toplum, sınıf üçgeninde kimliksel bir temel oluşturuyor. Tamlanan olarak yapılandırılan “kokusu” sözcüğüyle farklı durumlar aynı toplumsal düzenin bileşenine evriliyor. Duyumsanan her koku bireysel ve toplumsal yaşamda yapbozun parçaları niteliği taşıyor.

Kitap adının çağrıştırdıklarıyla uyumlu olan “teyel” adlı şiirde tariz sanatı kullanılarak yoksullara bir tür tersnameyle sesleniliyor: üşümeyin ey fakirler / siz ancak / zorunlu ihtiyaçlarınızı karşılayın / gerisi israf.” (s. 50). Sınıfsal bilinç uyandırmaya yönelik slogan dili yerine egemen sınıfın dile getirmediği fakat pratikte uyguladığı sömürü pratikleri şiire taşınıyor. Zorunlu ihtiyaçların lütfa dönüştürüldüğü sömürü düzenlerinde kent, mekân, ilişkiler kapitalizme hizmet edecek şekilde düzenlendiğinden emekçi sınıfların toplu taşımalarla geçen yaşamı ulaşım araçlarının adlarının bitişik yazılmasıyla gösteriliyor: “dolmuş, sarı dolmuş, metrobüsmarmaraymetrotramvay kokusu” (s. 16).

Ekran, hız, beton, reklam, tüketim, gösteri ve bankadan gelen telefon aramalarıyla kuşatılmış toplumsal düzende duyarsızlık boy veriyor. Çevreye, sınıfsal sorunlara ve insanlığın yaşadığı trajedilere duyarsız kalınması Proleter Öğüdü’nün temel sorunları arsında yer alıyor. İnsanın mekândan ve tarihten soyutlanması şiire taşınıyor. Bu anomali, mizah kullanılarak ete kemiğe bürünmüş varoluş ile kurgusal/çizgi film karakteri üzerinden dizelere dökülüyor; gerçeklik-sahtelik karşılaştırması yapılıyor, tıpkı filtreli fotoğraflarda olduğu gibi : “turlarca defalarca arananlar aynı yerde / ve bulunamayanlarda birinci sırada / kimlik, kimlikler gibi… / işte sen sen öyle değildin pikachu / yüksek voltajlı ve orijinal sarıydın / ele güne karşı” (s. 37). Bu bağlamda mizah ve ironi diğer şiirlerde de üslup açısından önemli bir araç niteliğine sahip. Ayrıca dil oyunları, fonetik çağrışımlar ve cinas kullanımı şiir dilinin bileşenlerindendir. Kitapta dikkat çeken diğer bir özellik göndermelere sıkça başvurulmasıdır. Ataerkil düzenin çarpık eylemleri, taciz ve şiddet, haber bültenlerine göndermeler üzerinden verilirken edebiyat dünyasının portre ve eserlerine de göndermeler bulunuyor.

Proleter Öğüdü; sınıfsal çarpıklık karşısındaki edilgenlik, ataerkil düzenin çarpıklıkları, kurtuluş söylemine sahip siyasi hattaki tutarsızlık, hız ve gösteri düzeninde kuşatılan birey, tüketimin ve istatistiğin geldiği aşamada “olmakta” ısrar eden bireyin yaşadığı uyumsuzluk, toplumsal duyarsızlık gibi içerikler üzerine kuruludur. Tüm bu sorunlar işlenirken gündelik yaşamın ayrıntılarından yararlanma söz konusudur. Değiştirmeye güç yetmeyen toplumsal düzene karşı mücadele; mizah, alay ve ironiyle geliştiriliyor. Şiirler, tek izlek üzerine inşa edilmediğinden parçaların birleşimiyle bütünlük kurulup her parçada farklı bir durum işleniyor. Modern insanın trajik durumu çok boyutlu ve farklı açılardan betimlenip canlandırılıyor. Kitabın adının taşıdığı iddia ise bütünsel açıdan değerlendirildiğinde yetersiz kalıyor, sınıfsal temelin işlenişi postmodernizme kapı aralıyor. Bu yetersizliğe dildeki savrukluk ekleniyor. Günlük konuşma dili, argo ve dijital dönüşümün getirdiği kavram ve semboller (mesajlaşma dili gibi) sınırsızca/ölçüsüzce kullanılıyor. Bu noktada belirtmek gerekir ki tabuların yıkılması için argonun kullanımı şiirimizde daha önce denenmiştir, benzer şekilde kullanımı tekrara yol açmaktadır. İlk şiir kitabı olması açısından yaklaşıldığında gelecekteki şiir kitaplarında aynı şiir dilinin kullanılması sürdürülebilir bir çizgi değildir. Şiirin lirikten uzak durması ise içerikte işaret edilen parçalanmış yeryüzü düzeninde silinmeye çalışan insan varoluşu ve anlam yitimi açısından bir çelişki oluşturuyor. Satirik söylem insanla temas ettikçe başarıya ulaşır, aksi hâlde birey-toplum çatışması kaçınılmazdır ki parçalanmışlığa katkı sağlar. Sonuç olarak Proleter Öğüdü içerik seçiminde başarılı, şiir dilinde eksikliklere sahip bir kitap olarak değerlendirilebilir.

Gül, Eda (Haziran, 2026). Proleter Öğüdü. İstanbul: 160. Kilometre Yayınevi.

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.