Hayao Miyazaki, kariyerine animasyon yapımlarında çizerlikle başlamış, dönemin manga uyarlaması birçok anime dizisinde yardımcı ve baş çizer olarak çalışmıştır. Bunun dışında manga denen Japon çizgi romanları da çıkarmıştır. Kendisinin yazdığı ve yönettiği ilk uzun metrajlı film olan 1984 yapımı ‘Nausicaä of the Valley of the Wind’ filminin elde ettiği başarıyla Anime dünyasında kendine ait yerini...
Son Yazılar:
ÖTEKİ YEŞİLÇAM: KUİR MİZANSENLİ AYDEMİR AKBAŞ FİLMİ OOOH OH!
Veda mektubu (Şiir)
PAYDA (ŞİİR)
23 NİSAN ÇOCUK BAYRAMI NEW YORK BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’DE
Meçhul (Şiir)
Kumaş Katlama Sanatı (Şiir)
Felsefenin “-e Göre” Şiiri
Reha Bilge’den “Ressam ve Şair Tevfik Fikret” Kitabı Raflarda
BAHAR ŞİİRİ (ŞİİR)
Kırlangıçlar Gider Gelir (Şiir)
Ağaç ve… (Şiir)
Modern insan neden kendi efendisi olamıyor?
Yirmi Beş Kuruş İçin… (Öykü)
SANAT HAYATIN GERİSİNE Mİ DÜŞTÜ
Eril Rapunzel (Şiir)
KIYI ÖPÜŞMESİ (ŞİİR)
ANLATILMAYAN (ŞİİR)
Osman Hamdi Bey: Resim Geleneği İçindeki Yeri
Mustafa Ağatekin: “İşin sonu, neticesi” demek encam
Kategori: Kritik
TOPLUMSAL CİNSİYET VE DİN: ANTROPOLOJİK BİR BAKIŞ
“Ezilenler arasında din adamı göremezsiniz, din adamları ezen sınıfın asalağıdır.”[1] Çeşitli felsefî/antropolojik yaklaşımlar, meşreplerine göre insanı birçok vasfıyla tanımlayagelmişlerdir: Homo sapiens (düşünen/akıllı/bilen insan); homo faber [(alet) imal eden insan]; homo religiosis (dindar insan); homo ludens (oyun oynayan insan); homo economicus (iktisadî insan); homo symbolicus (simge üreten/simgeler aracılığıyla düşünen insan)… Bunlardan her biri, insanı en...
Queer ve Feminist Pratiğin Performatif Şiire Etkileri Üzerine-2
Performans sanatının ana ögesi beden temsiliyetidir. Elbette şiir daha yazı yokken bile sözle, sesle ve bedenle zaten performatif bir formda ilişkilenir. Şiir yazının kadrajına sığmayacak genişlikte, zamanlılıkta yapısıyla diğer edebiyat alanlarından ayrılır. Burada irdeleyeceğim şey zaten bilinen şeyleri tekrar etmek değil; şiirin rep, hip hop, dengbej, âşık atışmaları, tiyatral formlarda okunarak bir gösteriye dönüşmesinin bunun...
Deleuze’ün Neşesi
Gilles Deleuze Müzakereler’de, üslubun kavramın hareketi olduğunu ifade eder. Esasında Deleuze’ün felsefi üslubunu oluşturan yazarlar arasında çeşitli köşe taşları bulunmakla birlikte –Spinoza, Nietzsche ve Bergson– felsefi derinliği ve kavramların konumlanışlarını tek bir dayanak noktası üzerinden oluşturur; içkin ve yatay bir düzlem. Bu düzlem Deleuze’ün felsefe pratiğini belirlemekle birlikte sanat görüşlerinde de bu geleneği yanında görmesine...
Asya Sineması(2): Geleneksel/Tarihsel Çin Sineması
Bu yazıda çeşitli geleneksel/tarihsel Çin sineması örneklerine kısaca değiniyoruz. 1987 yapımı, yönetmenliğini ‘Zhang Yimou’nun yaptığı , Mo Yan’ın dilimize ‘Kırmızı Darı Tarlaları’ adıyla çevrilen kitabından uyarlanan ‘Red Sorghum’, Çin Cumhuriyet devrimi sonrasından 2. Çin-Japon savaşına kadar olan bir dönemde uzak bir eyaletteki, yerleşim yerlerinin dışındaki bir içki üretim evinde geçiyor. Kadın Kahramanın Peşinde Yoksul bir...
KUANTUM KURAMI VE DOĞU FELSEFESİ
Maddenin ve yaşamın en küçük birimleri foton ve elektronların “dolanıklık” ve “tünelleme” olarak ifade edilen, bir türlü tam belirlenemeyen şaşırtıcı, gizemli davranışlarından yola çıkarak felsefe, psikoloji, sanat alanlarında ilginç bir çok yorum ve tartışmaya tanık olmaktayız. Bunların kimi, Batı merkezli bilim ve felsefedeki tıkanıklığa ve çıkış yoluna ilişkin ciddi düşünsel arayışlar içermekte, kimi de bilimden...
Asya Sineması -1: Büyük Asya’dan Küçük Asya’ya
“Neden Asya Sineması?” ya da “Asya Sineması neden önemli?” gibi bir soruyla karşılaştığımızda şunları söyleyebiliriz: Asya ekonomik ve siyasal olarak yükselirken, filmler başta olmak üzere Asya kültür ürünleri küresel ölçekte daha fazla görünür oluyor. Eskiden küreselleşme, Batılılaşma ya da Amerikanlaşma’yla eşdeğer durumdaydı. Şimdi bu değişiyor: Sözgelimi, fiziksel altyapı projeleriyle ve kültürel üretimlerle Çin tipi bir...
Özgürlüğün Sesi ve Azmin Yumruğu: Muhammed Ali
Kendisi ve mensubu olduğu Afro-Amerikalılar için çizilen sınırların eşiğinde yüzüne savrulan yumrukları kıvrak vücut hareketleriyle savuştururken; bitirici darbesine hazırlanan gerilmiş bir yay gibiydi. Evet, o Muhammed Ali’ydi… Bu yazıda herkesin az çok bildiği ya da internet yoluyla kolayca ulaşabileceği otobiyografik bilgilerle Muhammed Ali’yi anlatmak değil niyetim. Çünkü böyle bir anlatımın, her ne kadar ‘factual’ olsa...
PARAMPARÇA ANLATILAR ve KÖPEKLER: OZAN CAN ÖZÜBAL EDEBİYATI
“Devrim tarihi” vaktiyle bir ders ismiydi ve çok güzeldi. Gelgelelim 12 Eylül’de tank paleti altında can vermesinden iki yıl sonra, “devrim” sözcüğünün hayaleti bile belleklere musallat olmasın diye söz konusu dersin adı “inkılap tarihi” olarak değiştirilecekti. Ufak bir pürüz ortaya çıkmıştı yalnız: Dil, Freud’a rahmet okutacak biçimde “inkilap”a sürtüyordu. Yurt genelinde tarih öğretmenleri bu konuyu...
Aristokrasiye Neşter Atmak: Visconti
Sinemada aristokrasinin portresi söz konusuysa bana göre Luchino Visconti istisnasız en büyük yönetmendir. Kendisinin de köklü bir aristokrat sınıftan gelmesi filmlerine sınıfsal ve anlatım zenginliğini verir. Hatta yönetmene “Marksist Aristokrat” lakabını da kazandırır. Luchino Visconti Milano’da, 2 Kasım 1906’da, aristokrat bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Babası Kont Guiseppe Visconti tutucu biriydi.. Evdeki çatışmalar yüzünden Luchino, 18...









