“Perde inmez, müzik susmaz, şiir susmaz, yazı bitmez.”[2] 2020’nin Mart ayıydı. Çin’in Wuhan kentinden başlayan Covid-19 salgını hızla yayıldı. Yerküre yeni bir virüs yayılmasıyla sarsıldı. Her şey alt üst olurken; kapitalist “uygarlık” konusunda söylenecek yalan kalmadı. Pandemi, egemen(ler)in gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Tıpkı Akdeniz havzasında ve Avrupa’da ilk defa VI. yüzyılda ve ardından XIV....
Son Yazılar:
Tipografiye Nefes Aldırmak: Wim Crouwel
GENCO GÜLAN’DAN YENİ SERGİ: MÜZEDE GECE (Night at the Museum)
Bayram Gümüş’ün “Beşinci Mevsim” Sergisi 30 Nisan’da Kethüda Hamamı’nda Açılıyor
MAVİ IŞIĞIN OĞLU
ŞEHRİN HAFIZASINDA GEZİNEN SESLER: TAM O SIRADA İSTANBUL
AŞKIN KALBİNDEN TROYA’NIN KALBİNE AKIŞ PARADİGMASI
Zamanının Ötesinde Bir Devrimci Hareket: Gerrard Winstanley ve Kazıcılar (Diggers)
Elif Naci: Genç Cumhuriyetin Sanata Açılan Penceresi
FARELER VE İNSANLAR ÜZERİNE – İZMİR DEVLET TİYATROSU
Michel Onfray: Eleştirel Bir Okuma
Ercümend Kalmık Müzesi’nde Bir Kitap Sohbeti: “Ağaç Gölgesi” Cemre Öğün
Orada Olamadığı İçin “Burada” Olanlar!
GÖLLER KURUMASIN BALIKLAR ÖLMESİN ÇİNİ SERGİSİ İZMİR’DE
Algoritma Hasatçıları: Büyük Teknoloji Şirketleri Afrika’daki İşgücünü Nasıl Görünmez Kılıyor?
Uygarlığın Sınırları ve Kültürel Kötümserlik
HÜSEYİN YURTTAŞ: SUSKUNLUĞUN ONTOLOJİSİ-SAF ŞİİR VE VAROLUŞÇU İMGE
Taşın Şarkısı: Sessizlikten Sese
Hakan Tosun için Kadıköy’de anma ve basın özgürlüğü buluşması
Guga Contemporary’den Yeni Sergi: Orhan Onuk – Görünmeyenin Portresi
Yazar: Temel Demirer
BİZİM YAZARIMIZ: ORHAN KEMAL
“İyi kişilerin yüceliği, başka insanların ağzında değil, kendi vicdanlarındadır.”[1] Albert Camus’nün, “Umudun kalmadığı yerde, bizlere umudu yeşertmek düşer,” ifadesine kulak verirce gibi, gelecek umudunu yeşertenlerdendi Orhan Kemal… Kolay mı? Oğlu Işık Öğütçü’nün, “Aşık Veysel’in ‘Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece…’ deyişi Orhan Kemal için kısa yaşamında geleceğe bıraktığı çağları aşacak eserleriyle almakta olduğu...
BİR SANAT DALI OLARAK EDEBİYAT
“Edebiyat tüm sanatlarınüzerinde yer alıyor.”[2] Öncelikle edebî değerlendirme veya “eleştiri”nin, nihai kertede “öznel” olduğunun altını ısrarla çizmem gerek. Tamam; yazına ilişkin her türlü kavram ancak yazınla uğraşanlar tarafından geliştirilir ve kalıcılaştırılabilirse de, bunun sınırı öznellik, yaratıcılıktır. Gilbert Murray’ın, “Eleştirmen ne kadar kötüyse, [yapıtta] o kadar çok kusur bulacaktır”;[3] ya da Francis Bacon’ın, “Yalanlamak, reddetmek, inanmak,...
MADIMAK’TA YAKILIP YIKILAN HEPİMİZDİK
“İnsan ışığı görmez, ışıkla görür.”[1] “Recorder, anımsamak; Latincesi ‘re-cordis’, yani kalbi delip geçmek,”[2] demekmiş. Doğrudur! Dört yüzyıl önce Giordano Bruno’nun, Roma’da diri diri yakılmasını; Nazilerin “Kristal Gecesi”ni daha nicelerini anımsatan Madımak’dan (#unutMADIMAKlımdan) her söz ettiğimizde anımsamanın “kalbi delip geçmek” olduğundan şüphesi olan var mı hâlâ? Varsa ne yazık! Zaman anıları puslandırıp, belleği küflendirse de “Madımak...
ARKADAŞ(IMIZ) Z. ÖZGER
“Kalbim! elimden tut elimden tut sensiz bir şey yapamam.”[1] ‘Aşkla Sana’, ‘Gezgin’, ‘Ferhat’, ‘Sevdadır’, ‘Adak’, ‘Beyaz Ölüm Kuşları’, ‘Bir Gün Sevişmeyi Bana’, ‘Eski Bir Gün İçin Şiirler’, ‘Günler Perişan’, ‘Her Şey Tekrardır Biraz’, ‘Hüzün Mevsimi’, ‘Merhaba Canım’, ‘Orman’, ‘Pencere’, ‘Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası’, ‘Sığıntı Kuşu’, ‘Yeryüzü Ağacı’, ‘Kan Reçetesi’ndeki dizelerinden anımsayacaksınız Onu… “alnını/ dağ ateşiyle...
YER İLE GÖK ARASINDAKİ UYUM: KLASİK MÜZİK
“Dünya hiç olmasaydı bile müzik var olurdu.”[1] Biraz “abartılı” bulsam da; Yehudi Menuhin’nin, “Her insanın doğasında olan, yaratılıştan gelen şeyin yalnızca müzik olduğunu düşünebilirim,” saptamasına müthiş bir değer atfederim; tabii Pierre Beaumarchais’nin, “Bugünlerde söylenmeye değmeyecek sözler şarkı yapılıyor,” uyarısını da “es” geçmeden… Soru(n)ların ortasında “Güncel müzik nedir, nasıldır” sorusuna yanıtın, “Madonna’nın ‘Kötü Müzik, Cafcaflı Şov’uyla… müziğini bu...
ÖĞRENCİSİ OLDUĞUM ‘İNSANCIL’A DAİR
“Bozuk bir saattir yüreğim, hep sende durur.”[1] ‘İnsancıl’ ile 90’lı yıllarda el kapılarının gri gökleri altında, Fransa sürgünlüğümde tanıştım. O günden beri Cengiz Gündoğdu’ya, ‘Hocam’ diye hitap ederim; çünkü ben bir ‘İnsancıl’ öğrencisiyim. “Neden” mi? Lev Tolstoy’un, “Bilinç, bir insanın başına gelebilecek en yüce, en erdemli beladır,” deyişindeki üzere; ‘İnsancıl’ bir bilinçtir, erdemdir de ondan…...






