“Perde inmez, müzik susmaz, şiir susmaz, yazı bitmez.”[2] 2020’nin Mart ayıydı. Çin’in Wuhan kentinden başlayan Covid-19 salgını hızla yayıldı. Yerküre yeni bir virüs yayılmasıyla sarsıldı. Her şey alt üst olurken; kapitalist “uygarlık” konusunda söylenecek yalan kalmadı. Pandemi, egemen(ler)in gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Tıpkı Akdeniz havzasında ve Avrupa’da ilk defa VI. yüzyılda ve ardından XIV....
Son Yazılar:
Plastik Dil, Estetik Donuklaşma ve Yaratıcılıksız Sanatçılık Üzerine
Anarşinin Maskeleri: Percy Shelley’den Triangle Fabrikası Yangınına Radikal Bir Şiir’in Tarihi
ŞEHRİ FOTOĞRAFLA BULUŞTURAN 212 PHOTOGRAPHY ISTANBUL 26 EYLÜL’DE BAŞLIYOR!
Cevat Çapan’ın Anılarında Özer Kabaş ve Zamanları
Levent Karataş’ın Melez Peri Kitabı Üzerine Bir Poetika ve Direniş Okuması
Haftanın Kitap Seçkisi
Sanat Eleştirisinde Üretken Yapay Zekâ Kullanımı
Görünür Olanın Ötesinde: İran Resim Geleneğinden Güneş Mehrnoosh Goodarzi’nin Ruhsal Evrenine
Fırtına Dindi: Kadir İnanır
Geç kalınmış gibi değil de, artık gerek kalmamış gibi NİHİL
Mesut Aşkın: Şiirin Soğuk Mevsimi ve Bir Hafıza Arkeolojisi
İçimdeki Yabancı – Geri Gelmemecesine Yitirdiklerimizden Baki Kalan Anılarımız
Yılmaz Kömürcü “Büyük Yalnızlık”la Geri Döndü
Çağdaş Sanatta Akışkan Form
Göz, Dil ve Sözcükler
Fotoğraf ve Felsefe
TOZAN ALKAN’IN ŞİİRİNDE HAFIZA, SİYASET, DİL VE KAYBEDENLERİN TARİHİ
Bozlu Art sonbaharı “Wabi-sabi” başlıklı yeni sergisiyle karşılıyor!
Asmalımescit-Tepebaşı-Şişhane Hattı: Bir Sanat Coğrafyasının 1990 Sonrası Dönüşümü
Yazar: Temel Demirer
BİZİM YAZARIMIZ: ORHAN KEMAL
“İyi kişilerin yüceliği, başka insanların ağzında değil, kendi vicdanlarındadır.”[1] Albert Camus’nün, “Umudun kalmadığı yerde, bizlere umudu yeşertmek düşer,” ifadesine kulak verirce gibi, gelecek umudunu yeşertenlerdendi Orhan Kemal… Kolay mı? Oğlu Işık Öğütçü’nün, “Aşık Veysel’in ‘Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece…’ deyişi Orhan Kemal için kısa yaşamında geleceğe bıraktığı çağları aşacak eserleriyle almakta olduğu...
BİR SANAT DALI OLARAK EDEBİYAT
“Edebiyat tüm sanatlarınüzerinde yer alıyor.”[2] Öncelikle edebî değerlendirme veya “eleştiri”nin, nihai kertede “öznel” olduğunun altını ısrarla çizmem gerek. Tamam; yazına ilişkin her türlü kavram ancak yazınla uğraşanlar tarafından geliştirilir ve kalıcılaştırılabilirse de, bunun sınırı öznellik, yaratıcılıktır. Gilbert Murray’ın, “Eleştirmen ne kadar kötüyse, [yapıtta] o kadar çok kusur bulacaktır”;[3] ya da Francis Bacon’ın, “Yalanlamak, reddetmek, inanmak,...
MADIMAK’TA YAKILIP YIKILAN HEPİMİZDİK
“İnsan ışığı görmez, ışıkla görür.”[1] “Recorder, anımsamak; Latincesi ‘re-cordis’, yani kalbi delip geçmek,”[2] demekmiş. Doğrudur! Dört yüzyıl önce Giordano Bruno’nun, Roma’da diri diri yakılmasını; Nazilerin “Kristal Gecesi”ni daha nicelerini anımsatan Madımak’dan (#unutMADIMAKlımdan) her söz ettiğimizde anımsamanın “kalbi delip geçmek” olduğundan şüphesi olan var mı hâlâ? Varsa ne yazık! Zaman anıları puslandırıp, belleği küflendirse de “Madımak...
ARKADAŞ(IMIZ) Z. ÖZGER
“Kalbim! elimden tut elimden tut sensiz bir şey yapamam.”[1] ‘Aşkla Sana’, ‘Gezgin’, ‘Ferhat’, ‘Sevdadır’, ‘Adak’, ‘Beyaz Ölüm Kuşları’, ‘Bir Gün Sevişmeyi Bana’, ‘Eski Bir Gün İçin Şiirler’, ‘Günler Perişan’, ‘Her Şey Tekrardır Biraz’, ‘Hüzün Mevsimi’, ‘Merhaba Canım’, ‘Orman’, ‘Pencere’, ‘Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası’, ‘Sığıntı Kuşu’, ‘Yeryüzü Ağacı’, ‘Kan Reçetesi’ndeki dizelerinden anımsayacaksınız Onu… “alnını/ dağ ateşiyle...
YER İLE GÖK ARASINDAKİ UYUM: KLASİK MÜZİK
“Dünya hiç olmasaydı bile müzik var olurdu.”[1] Biraz “abartılı” bulsam da; Yehudi Menuhin’nin, “Her insanın doğasında olan, yaratılıştan gelen şeyin yalnızca müzik olduğunu düşünebilirim,” saptamasına müthiş bir değer atfederim; tabii Pierre Beaumarchais’nin, “Bugünlerde söylenmeye değmeyecek sözler şarkı yapılıyor,” uyarısını da “es” geçmeden… Soru(n)ların ortasında “Güncel müzik nedir, nasıldır” sorusuna yanıtın, “Madonna’nın ‘Kötü Müzik, Cafcaflı Şov’uyla… müziğini bu...
ÖĞRENCİSİ OLDUĞUM ‘İNSANCIL’A DAİR
“Bozuk bir saattir yüreğim, hep sende durur.”[1] ‘İnsancıl’ ile 90’lı yıllarda el kapılarının gri gökleri altında, Fransa sürgünlüğümde tanıştım. O günden beri Cengiz Gündoğdu’ya, ‘Hocam’ diye hitap ederim; çünkü ben bir ‘İnsancıl’ öğrencisiyim. “Neden” mi? Lev Tolstoy’un, “Bilinç, bir insanın başına gelebilecek en yüce, en erdemli beladır,” deyişindeki üzere; ‘İnsancıl’ bir bilinçtir, erdemdir de ondan…...






