Bu, küçük bir kızın küçük bir fanustaki balığıyla kurduğu arkadaşlığın hikâyesi. On yedi yaşındaydım; zayıf, utangaç ve okul yıllarında maruz kaldığım akran zorbalığı nedeniyle insanlara ürkek ve çekingen yaklaşıyordum. İnsanın neyi ne kadar sevdiğine dikkat etmesi gerektiğini ilerleyen yaşlarımda anlayacaktım. Çünkü farkında olmadan fanusun içinde yaşamayı öğreniyordum. Hayır, mesele hafıza değildi. Balıkların aksine güçlü bir...
Son Yazılar:
ÖTEKİ YEŞİLÇAM: “BANA FİLMLERDEKİ HAYALİN YETER”- KENDİNE DÖNÜŞLÜ BİR ZERRİN EGELİLER FİLMİ
Ayşegül Dalokay Fotoğrafları: Yavaşlığa Övgü
Çizginin İzinde: Erkin Keskin Gravür & Exlibris Sergisi
Çekirdek Kabuğu
Dunbar’ın Sosyal Sınırları ve “Influencer” Dünyasında ‘Bacı’ Olmak
ARA GÜLER VE AFRODİSİAS: AFRODİT’E AYIP MI EDİYORUZ?
Yavaşlık mı, Kaçış mı? Yapay Zekâ Çağında Akademik Oikeiosis Krizi
Feyhaman Duran’dan Hikmet Onat’a: Venedik’ten Sanayi-i Nefise’ye…
Yapay Zekâ Neden Şiir Yazamaz?
“SUSUZ YAŞAMIN AĞIRLIĞI”: Andreas Hoffmann’ın Beden Pratiğinde Doğaya Dönüş
Roland Barthes: Dil Bir Deridir
MEYDAN, HAFIZA VE SINIF: BİTMEYEN 1 MAYIS
Savaş sonrası Almanya’sında yaşam mücadelesi
Şükran Moral, New York Foursome’da Sanat Pratiğini Anlatıyor
Salad Man: Ânı sahiplenmek ve durmayı öğrenmek adına
SARHOŞ KORSANLAR DÜNYA TARİHİNİ DEĞİŞTİRDİ Mİ?
Bodrum’da Fransız Rüzgarı Akdeniz Kültür Buluşmaları Bodrum’da
#eklitera Nisan Şiir Seçkisi
New York Komünü: Herkese Her Şey
Kategori: Manşet
ÂŞIK KOCA VEYSEL
Onu, başını dumanların aldığı bir dağlık merada doğurmuştu anası; süt sağımı için gittiği koyunlarla baş başayken. Göbeğinin nasıl kesildiği de bilinmez. Ne bir ses ne bir nefes misali etrafta ne bir sıhhiyeci ne de bir insan vardı! Onu, eve getirirken tabanına taze ot yerleştirdiği süt bakracının içinde mi getirdi yoksa azık çıkınına sararak mı ya...
İllüzyon (Şiir)
nasılsa her aşk biraz aşınır: kulağından kuyruğundan kırpılınca margarin paketleri makas izleri taşır o kardolaplarda kararan kasabalı çocukluğum: kasap çağrıştırıyor hep aklıma gelmedik anlarda birden: ¾sünnetçi! diye bağırıyor tüm sokaklarında kasabanın kasapları kasket giyiyor hepsi belli/belirsiz bir kasvet kaplıyor içim: kardolabın tel örgüleri: kanıyor erkekliğim; “burdan kesiniz” diye işaret ettiğim en kaşarlanmış sünnetçiyi bile...
ÖĞRET! MEN (ŞİİR)
ve ben öğretmenim her gün ne çok gözle karşılaşırım bu ağırdır ağırdır bedeli bir şey olmanın ekran parazitleniyor durmadan her gün gençliğe günaydın! gençliğe iyi dersler! Saplamak inşa etmeye çalıştığımız imge değil insan her temas iz bırakır üstelik her temas yaradır kapanmayan ah ne mühimdir doğru soruya sahip olmak biliyorum hiçbir şeyin şekli...
ÖTEKİ YEŞİLÇAM – SALDIRGANLAR’DA TECAVÜZ MİZANSENLERİ VE NAMUS RETORİĞİ
Düşük bütçeli Amerikan istismar sinemasının (*) en tartışmalı janrlarından biri “tecavüz-intikam” filmleridir. En tipik örneklerinde, tecavüze uğrayan bir kadının kendisine tecavüz eden erkekleri öldürmesini öyküleyen bu filmler önce anaakım eleştirmenler tarafından yerden yere vurulmuşlar ancak daha sonra özellikle akademideki film çalışmaları alanındaki bazı yazarlar tarafından daha nüanslı değerlendirmelere tabii tutulmuşlardı. Hatta örneğin feminist Carol Clover...
ŞİİRİN TAŞRA MANİFESTOSU
Şair Bülent Akay’ın dördüncü kitabı Yaşlanmıyor! Eşikteki Çul Gibi Eskiyor İnsan, geçtiğimiz yaz Şiirden Yayınları etiketiyle yayımlandı. Bir şiir kitabı için uzun sayılabilecek bu isme, kitabın açılış sayfasında rastlıyoruz yalnızca. Tek mısralık bir mermi olarak bilincimize vurup geride kalıyor bu isim. Kitabın biyografi kısmında şöyle ise yazıyor: “Bülent Akay: 1974 Uşak, Eşme doğumlu.” Kısa, sade,...
Banksy ve “Yazarın Ölümü”
Bir sanatçıyı tanımadan onun eseriyle karşılaşsaydık anlama yönelik değişim nasıl olurdu? Ya da bir değişim olur muydu? Mesela Van Gogh’un kim olduğunu bilmeseydik eserleri “delilik” veya varoluşsal trajedisi üzerinden yorumlanır mıydı? Ya da Frida Kahlo’nun yaşamış olduğu acılar bilinmeseydi eserleri doğrudan hayat hikâyesiyle ilişkilendirilir miydi? Belki de ne Van Gogh’un renkleri ve fırça darbeleri trajedisi...
GUGUKKUŞU ile SAZBÜLBÜLÜ (ŞİİR)
“en iyisi anlar gibi durmak. anlar gibi durmak ve hiçbir şey anlamamak.” gao hingjian yarına çizdiğim resimler ömrümün telaşı hikâyemin dökülen harfleri ayna sırı gibi git git denize çıkmaz sokak koyunda evimiz, sevgilime yazdığım mısralardan pencere kepenkleri albatros kanadı… […] buca bornova arası keşfettiğim hayal tepesine ben gidince rüzgar saçlı on sekizim de gelmiş. o...
KOMANDOKARA 1. FASİKÜL (ŞİİR)
AMA DÖNEBİLİR Mİ GÖĞE DEĞMİŞ BİRİ Gece uykunun pulluğunu aradım aradım Saçlarını taradım saatların uyuyamadım Yıldızları saymaktan I. Göğsümde bir nişan gibi taşıyordum yâremi Âşık olmak vurulmakla eş, ondan yârelendim Güneşin altında her şey gölgesiyle var Kalb gözlerin gördüğünden fazlasını duyar Bir adım attım bilmeden ve açıldı sonsuzluk Bir adım daha:...









