Kıyıda; ağır ağır adımlıyorum denizi. Dalgalı. Büyükçe bir kayada, küçük bir dalga kırılıyor. Soruyorum; − Deniz her şeyi görür, dediler; gördün mü? Yanıtlıyor; − Gördüm. Sesim titriyor korkudan. Acaba… Soruyorum; − Rüyalarımı da gördün mü? Yanıtlıyor; − Gördüm. Resim: Salvador Dali
Son Yazılar:
Merdivenler (Şiir)
İnsan ve Şiir
Öğrenciler, sınıf ve ırksal baskı karşısında Fransa
Özlem Üner Resminde Bakışın İktidarına Karşı Sessiz Direniş
Sordum Denize (Şiir)
Ağaç ve… (Şiir)
yurdu geniştir şiirin
kıs(s)alar… (şiir)
Her Akşam 8’de (Şiir)
“Das Kapital” Neden Sabırlı? Çin Modernleşmesi Perspektifinden ‘Das Kapital’i Yeniden Okumak
Mélenchon ve Teknofeodalizm: Fransız Solu İçin Strateji Nedir?
Kıyamet Şimdi ve Sonra: Yapay Zekâ, Kapitalizmin Nihai Hedefidir
Misale Masal Hicran (Şiir)
akşam (şiir)
kalbim (şiir)
Soğuk Yazgı (Şiir)
Biraz Daha Ev Biraz Daha Sevgili (Şiir)
yüzleşerek (şiir)
Büyük Çiftlik Sahibinin Kızı (Şiir)
Yazar: Nihat Ateş
Ağaç ve… (Şiir)
Susmuş o ağacın gövdesinde, sonbaharın hatırlattığı anılar yaşıyor şimdi. Anılar ki ağır ağır birikir ve günbatımı kadar çabuk unutulur. Bir koku gelir; beyaz sabun köpüğü. Islak bir taş yerde yarım kalmış bir cümle. Özür, değildi; Vaat, değildi; yeniden yürümeyi öğrenmiş bir felçli gibi: Yavaş, daha yavaş, duyulacak kadar yavaş. Ağaç da biliyor;...
Yedi Deli Tek Zihin
I. Bir Kentin ve Bir Çağın Uğultusu Önlenemez biçimde yıkılan bir toplumun uğultusu arasında ince nakış işlemeyi düşünmek söz konusu olamaz. – Roberto Arlt Buenos Aires, 1929. Kent, kendi nüfusunu hazmedemeyecek kadar hızlı büyümüş. Avrupa’dan gelen göç dalgaları limanı, sonra mahalleleri, sonra dili doldurmuş; İtalyan, İspanyol, Alman, Yahudi, Levanten. Herkes aynı avlulu yoksul evlerde (conventillo), birbirinin...
Roman Sahnede Bilim Işıkçı: Bilişsel Edebiyat Eleştirisi Ne Yapar, Ne Yapmaz?
Hiç var olmamış bir insan için ağladığınız oldu mu? Biraz garip gelebilir; ama düşünün: Anna Karenina yok. Hiç olmadı. Bir Rus aristokratının kafasında kurulmuş, yazılmış, sonra milyonlarca insanın kafasında yeniden yeniden kurulmuş bir kurgu. Yine de son sahneye geldiğinizde boğazınız düğümlenir. Hiçbir atamız, hiç var olmamış bir kadın için üzülerek hayatta kalma ve üreme şansını...
İsyankâr Dişli: Dennett, Smolin ve Dostoyevski’nin İzinde Varoluşsal Bir Sentez
İnsanlık tarihi, doğa yasalarının deterministik kesinliği ile özgür iradenin özgürlük talebi arasındaki gerilimin tarihidir. 21. yüzyıl bilimi ve felsefesi, bu gerilimi benzeri görülmemiş bir keskinliğe ulaştırdı. Bu denemede, üç farklı düşünsel yaklaşımı; Daniel Dennett’in zihin felsefesindeki materyalist indirgemeciliğini, Lee Smolin’in kozmolojik doğal seçilim hipotezini ve Fyodor Dostoyevski’nin varoluşsal isyanını, tek bir potada eriterek insanın, insanlık...
Aşı Yarası
Şu çiçeğe bak. Hayır, önce rengine bak; çünkü burada yazdığım dört denemenin fotoğraflarında ilk kez renk var. Ve onu, en az doğal olana, en çok dokunulmuş olana saklamışım sanki. Yine bu sayfalarda yayımladığım dört deneme boyunca hep griydik, siyah-beyaz. İlk pembeyi; aslında bir kültüre, bir ıslahın sonucuna, bir bahçıvanını yüzyıllar süren inatçı hayaline ayırdım. Ve...
İnsanın Bilişsel Üç Sorunu: Kurgucunun Üç Oyunu
Yanlışta neden ısrar ederiz ve kurgucular bunu nasıl anlatıya çevirir? Gerçeği arayan değil, tutarlı bir öykü arayan canlılarız Bir kitap alırsın eline; koltuğuna, çalışma masana oturur ve bir sayfayı açarsın. Henüz hiçbir şey okumamışsındır, oysa zihnin okumaya çoktan başlamıştır. Çünkü beynin aslında bir tahmin makinesidir. Binlerce yıl önce, karanlık ve tehlikelerle dolu patikalarda yürüyüp...
Aynalar, Tlön, Kizaemon Ido ve Çatlaklar
Gerçeklik, “nesne” dediğimiz bağımsız, kendi kendine duran şey olmaktan çok, ilişkilerden doğan bir olgu: bir sistemin başka bir sistemle kurduğu temasın içinde belirginleşen bir fenomen… Borges bunu Tlön’de edebiyatla sezdirir; modern fizik ise aynı sezgiyi matematikle sınava sokar; evrimse, ön-uyum mekanizmasıyla gerçekliğin çevreyle ilişkisi sayesinde ortaya çıktığı gibi kalmayıp nasıl farklı işlevler yüklenerek estetik dünyamıza...
Arsız Beliriş
Bu fotoğrafta iki ölüyü görüyorsunuz. İkisi de ayakta. İlki bir kamış; kurumuş, kabuğu soyulmuş, yaprakları çoktan toprağa düşmüş. Gövdesi, koyu bir kalın çizgi gibi kadrajı dikine kesiyor. Yaşıyorken görünüm böyle değildi elbette. Rüzgârda esner, damarlarında su taşırdı, yeşildi. Şimdiyse bütün bunlardan bir şey yok gövdesinde. Ama ayakta. Hâlâ ayakta. Toprağa karışmayı reddeden bir ayakta kalış...
Fincanın Kıyısından Odak Etiğine
Melville, balinanın omurunu anlatır. Yağını. Derisini. Damarlarını. Sayfalarca. Balina hem bir bütündür hem de bir ayrıntılar yığını. Bir fincan. Yanında bir parça lokum var. Işık güzel, yumuşak okşuyor gibi sarıyor porseleni. Arka planda, belki bir şehir var. Ağaçlar olabilir, bir tabela, bir apartman da. Hiçbiri kesin değil. Bir karar vermem gerekiyordu: fincanı keskinleştirdim, geri kalan...









