Hiç var olmamış bir insan için ağladığınız oldu mu? Biraz garip gelebilir; ama düşünün: Anna Karenina yok. Hiç olmadı. Bir Rus aristokratının kafasında kurulmuş, yazılmış, sonra milyonlarca insanın kafasında yeniden yeniden kurulmuş bir kurgu. Yine de son sahneye geldiğinizde boğazınız düğümlenir. Hiçbir atamız, hiç var olmamış bir kadın için üzülerek hayatta kalma ve üreme şansını...
Son Yazılar:
Kıkırdama (Öykü)
1. FETHİYE-ÜZÜMLÜ SANAT VE EDEBİYAT FESTİVALİ
NON-CONTEMPORARY
Hüseyin Gökdeniz Özertaş’ın Zaman Koleksiyoneri Üzerine Bir Polemik!
BİR SOPRANONUN ÖZEL DÜNYASI
Roman Sahnede Bilim Işıkçı: Bilişsel Edebiyat Eleştirisi Ne Yapar, Ne Yapmaz?
Kıraathaneler, kültür ve aydınlar
Neden resme bakarız?
Plastik Dil, Estetik Donuklaşma ve Yaratıcılıksız Sanatçılık Üzerine
Anarşinin Maskeleri: Percy Shelley’den Triangle Fabrikası Yangınına Radikal Bir Şiir’in Tarihi
ŞEHRİ FOTOĞRAFLA BULUŞTURAN 212 PHOTOGRAPHY ISTANBUL 26 EYLÜL’DE BAŞLIYOR!
Cevat Çapan’ın Anılarında Özer Kabaş ve Zamanları
Levent Karataş’ın Melez Peri Kitabı Üzerine Bir Poetika ve Direniş Okuması
Haftanın Kitap Seçkisi
Sanat Eleştirisinde Üretken Yapay Zekâ Kullanımı
Görünür Olanın Ötesinde: İran Resim Geleneğinden Güneş Mehrnoosh Goodarzi’nin Ruhsal Evrenine
Fırtına Dindi: Kadir İnanır
Geç kalınmış gibi değil de, artık gerek kalmamış gibi NİHİL
Mesut Aşkın: Şiirin Soğuk Mevsimi ve Bir Hafıza Arkeolojisi
Yazar: Nihat Ateş
İsyankâr Dişli: Dennett, Smolin ve Dostoyevski’nin İzinde Varoluşsal Bir Sentez
İnsanlık tarihi, doğa yasalarının deterministik kesinliği ile özgür iradenin özgürlük talebi arasındaki gerilimin tarihidir. 21. yüzyıl bilimi ve felsefesi, bu gerilimi benzeri görülmemiş bir keskinliğe ulaştırdı. Bu denemede, üç farklı düşünsel yaklaşımı; Daniel Dennett’in zihin felsefesindeki materyalist indirgemeciliğini, Lee Smolin’in kozmolojik doğal seçilim hipotezini ve Fyodor Dostoyevski’nin varoluşsal isyanını, tek bir potada eriterek insanın, insanlık...
Aşı Yarası
Şu çiçeğe bak. Hayır, önce rengine bak; çünkü burada yazdığım dört denemenin fotoğraflarında ilk kez renk var. Ve onu, en az doğal olana, en çok dokunulmuş olana saklamışım sanki. Yine bu sayfalarda yayımladığım dört deneme boyunca hep griydik, siyah-beyaz. İlk pembeyi; aslında bir kültüre, bir ıslahın sonucuna, bir bahçıvanını yüzyıllar süren inatçı hayaline ayırdım. Ve...
İnsanın Bilişsel Üç Sorunu: Kurgucunun Üç Oyunu
Yanlışta neden ısrar ederiz ve kurgucular bunu nasıl anlatıya çevirir? Gerçeği arayan değil, tutarlı bir öykü arayan canlılarız Bir kitap alırsın eline; koltuğuna, çalışma masana oturur ve bir sayfayı açarsın. Henüz hiçbir şey okumamışsındır, oysa zihnin okumaya çoktan başlamıştır. Çünkü beynin aslında bir tahmin makinesidir. Binlerce yıl önce, karanlık ve tehlikelerle dolu patikalarda yürüyüp...
Aynalar, Tlön, Kizaemon Ido ve Çatlaklar
Gerçeklik, “nesne” dediğimiz bağımsız, kendi kendine duran şey olmaktan çok, ilişkilerden doğan bir olgu: bir sistemin başka bir sistemle kurduğu temasın içinde belirginleşen bir fenomen… Borges bunu Tlön’de edebiyatla sezdirir; modern fizik ise aynı sezgiyi matematikle sınava sokar; evrimse, ön-uyum mekanizmasıyla gerçekliğin çevreyle ilişkisi sayesinde ortaya çıktığı gibi kalmayıp nasıl farklı işlevler yüklenerek estetik dünyamıza...
Arsız Beliriş
Bu fotoğrafta iki ölüyü görüyorsunuz. İkisi de ayakta. İlki bir kamış; kurumuş, kabuğu soyulmuş, yaprakları çoktan toprağa düşmüş. Gövdesi, koyu bir kalın çizgi gibi kadrajı dikine kesiyor. Yaşıyorken görünüm böyle değildi elbette. Rüzgârda esner, damarlarında su taşırdı, yeşildi. Şimdiyse bütün bunlardan bir şey yok gövdesinde. Ama ayakta. Hâlâ ayakta. Toprağa karışmayı reddeden bir ayakta kalış...
Fincanın Kıyısından Odak Etiğine
Melville, balinanın omurunu anlatır. Yağını. Derisini. Damarlarını. Sayfalarca. Balina hem bir bütündür hem de bir ayrıntılar yığını. Bir fincan. Yanında bir parça lokum var. Işık güzel, yumuşak okşuyor gibi sarıyor porseleni. Arka planda, belki bir şehir var. Ağaçlar olabilir, bir tabela, bir apartman da. Hiçbiri kesin değil. Bir karar vermem gerekiyordu: fincanı keskinleştirdim, geri kalan...
Taşın Şarkısı: Sessizlikten Sese
Bir kent parkında duruyorum. Gökyüzü grinin tonlarından tonlarına dolaşıyor, çimenlerin üzerinden kış henüz çekilmemiş; yorgunlar. Birkaç adım ötemde bir ağaç, yapraklarını çoktan bırakmış, dalları gökyüzüne doğru çıplak kollarını uzatmış, bir damar gibi, bir akciğer gibi. Soluk alıyor, ama yaprak yok; soluk var, ama ses yok. Sonra bakışım sağa doğru kayıyor, işte orada; çalılardan oluşturulmuş çitlerin...
James Monroe’nun Çiti ya da Donroe’nun Altın Varaklı Balyozu Arasında
Monroe’nun Çiti (1823 – Başlangıç) ABD Başkanı James Monroe, Kongre’de o ünlü sözleri (“Amerika Amerikalılarındır”) sarf ettiğinde yıl 1823tü ve aslında Latin Amerika’nın etrafına görünmez bir çit çekiyordu. Bu çit, sözde “Avrupalı sömürgecilere” karşı kalkandı; ama özünde, kıtanın tapusunu Washington’daki kasaya kilitleyen bir mülkiyet ilanıydı. Bugün de Donald Trump’ın, Amerikan basınında verilen ismiyle “Donroe Doktrini”...
Kemikler ve Kökler (Şiir)
Yaşayanlar çoktan öldü, sadece ışıkları rüyalarda sürükleniyor. -evrenin rüyalarında- Gölgeleri toprağa fısıldıyor. Ve ben onları duyabilmek için yaşamak istiyorum hâlâ. Çürüyen kemiklerin ve yaşayan köklerin sohbetinden ...
- 1
- 2









