DOĞA TAPINAKLARI    

                                Güneş bilinç  merkezinin simgesidir ışık bilincin ilkesidir

                                                                                        JUNG

 

Günışığında bekleyen zaman, ebedi disk, bilinç altı uzayı, öz’den yükselen doğa formları ,renk çarpışmaları, sezgisel bilgi, topraktaki uyku, tutkulu planlar, çarpıcı volümler, yükselen rahiyalar, içten içe yankılanan sessizliğin gücü hepsi birden Ruşen Eşref estetiğinin dili olarak karşılıyor bizi. Tuvallerde gizil matematiği yüklenmiş doğa betimlemelerinin geometrik alt yapısı, portrelerdeki çarpıcı deformasyon; sanatçının görsel sanatlarda bir voyant olarak yol aldığını, fırçanın hareketlerinden kavrıyoruz. Kişisel geometrisiyle harmanlanan kalın boya darbeleri, Ruhundaki özgürlük rüzgarları tuvalde peyzajın sınırlarını belirleyerek kompozisyonu kurduğunu ilk algıda saptayabiliyoruz. Figürasyonda ise kah ifadeci kah duyusal kah renklere bulanmış bazen de bir duyuya işaret eden sembolik girişimler gizlenmiş.

Estetiğinde; doğayı merkezi hareket noktası olarak ele alan sanatçı, dış doğayı olduğu gibi değil daha çok kendi ruhsal özünün iniş çıkışlarını kalın boya darbeleriyle titreşimsel alanlar yaratarak betimliyor. Sanatçı kendi gözüyle güneş arasına yerleştirdiği tuvallerini parlak ışıktan ilham alarak yorumlamakta ve ışıkla bezediği kompozisyonda gizli geçitler kurgulamaktadır. Yüzeyde ışık- gölge yokluğu Van Gogh tarzı bir ifadeyi anımsatsa da sanatçıyı ilgilendiren ışığın gizli sakınımlarıdır.

Tuvallerdeki kompozisyonlar; insanlığın inanç sisteminde  üç yüzyıl süren Kartezyen anlayışı  tersine çevirerek nominalist görüşe bağlılık yemini yapmaktadır. Sanatçıya göre insan doğanın bir parçasıdır, onun yasalarına bağlıdır ve Nominal yasalar geçerlidir. Dualiteye baş kaldıran Ruşen Eşref Yılmaz estetiğindeki imge; yaşamın bir bütün olduğunu ima ederken ; yaratılışın öz cevherinin her varlıkta aynı olduğunu ileri sürer. Yıldızlardaki mayanın insanın mayasını oluşturduğunu, kadim taşlardaki anlatının insanın yeryüzü hikayesini kuşattığına inanır. “Bütün yazgımız taşlarda yazılıdır” mottosunu kendi yönüne çevirerek “İnsan ve Doğa aynı kanunlara tabiidir” önerisini ileri sürer. Böylece eserlerinde Öz Maya’yı açığa çıkarmaya adanmış güçlü bir kariyer oluşturmaktadır. Yanı sıra  ölümsüz tinlerin ebedi olumunun ve insanın doğanın bir parçası olarak  ontolojisini kuran sanatçı; estetiğine taşıdığı felsefesini ve dünya görüşünü büyük boy peyzajlarında dile getirerek Yeni Çağ’ın taze  atmosferine dahil olmaktadır.

Asırlardan kendisine miras kalan bilgeliğin ve deneyimin arketiplerini görselleştiren Ruşen Eşref Yılmaz estetiği modern ve çağdaş terimlerinin ötesindedir. Tüm psikolojik ve biyolojik sistemimizin  borçlu olduğu bu bilgeliğin örneği olan bu resimler sanatçının Arketiplerinin toplamını oluşturmaktadır. Sanatçının zihinsel ve tinsel yönünü temsil eden estetik kompozisyonların birer “Doğa Tapınakları’na dönüşerek aklımızı başımızdan alıyor oluşu  Hellas Göğü’nün Tebessümü gibidir.

“Kendinde Şey” anlayışının yeni çağın bir alameti olarak sanatçıyla haşır neşir olması  bir tesadüf değil;  olması gerekenin gerçekleşmesidir. İnsanlığa eserleriyle yepyeni değerler taşıması, sanatçının bilincinin ve ruhunun berraklığından kaynaklanır. Tuvallerinde doğayı mitolojik bir varlığa çevirerek kişisel yorumlu renklerle yeniden üreten sanatçı için tapınılacak tek olgunun Doğa olduğu pek açık seçiktir.  Yeni Çağ Giriş kapılarında; Dünya yaşamında Büyük Platonik Yıl’dan sonra başlayan Deccal’in hükümdarlığını estetikle yıkma adına Ruşen Eşref Yılmaz gibi yaratıcılar, estetik imgeleriyle artık devrededirler.

 

 

 

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.