Tarlalara yakın, Agua Grand Nehri’nde, Taşların üzerinde çamaşır dövüyor siyah kadınlar. Dövüyorlar ve şarkılar söylüyorlar, yurt şarkıları. Şarkılar söylüyorlar, kahkahalar atıyorlar, yergilerle dolu, Hikayeler anlatıyorlar… rüzgârda savrulmuş. Patlatırcasına atıyorlar kahkahaları, çarpıyorken çamaşırları taşlara, Bembeyaz edinceye kadar çeviriyorken onları. Oynuyor çocuklar! Şakıyor sular! Kirlenmiş sularda oynuyor çocuklar… Küçük bir siyah çocuk...
Son Yazılar:
Beat kuşağı ve Beatnikler hakkında 10 film
Osmanlı’da Bayramın Zarafeti: Bir Kartpostalın Anlattıkları
Göğün Altında (Şiir)
Bir Tiyatro Mirası: Antonin Artaud ve Bali Tiyatrosu
SENDEN YANA
BESBELLİ (ŞİİR)
Döngü (Şiir)
Leyla Qasim’a (Şiir)
Işıkla Yazan Yaprak: Işıkla Yazılan Fotoğraf
FİKRET MUALLA’NIN FİLMİNİ ÇEKMEK VE ANILAR…
Galeri Kev’den Yeni Sergi: Fırat Altındal-Yapısöküm
John Ruskin’in Eseri Modern Düşünce ve Yaşama Etkisi – V
cenneti gördüm (şiir)
Gözleri İki Pankart! (Şiir)
ŞAMDANLARI DONATINCA (ŞİİR)
EDİP CANSEVER ŞİİRLERİ ÜZERİNE BİR OKUMA
Yanılgı Lekesi (Şiir)
SÖYLEŞİRKEN BİR ŞAİR DOSTLA (ŞİİR)
Stefan Zweig ve Viyana
Kategori: Litera
YARIN İÇİN ŞİİR
Merhaba diyorum ağaçtaki müjdeye sarıp sarmalıyorum dileklerimi suya kavuşan toprağın sevinciyle gün ağarınca çocukların okul telaşında okşuyorum sabahın kanatlarını. Çileli yalnızlıklara direniyorsa kalbim biliyorum yanımdasın benimle rüzgarım ol gir koluma, zorlukları paylaş benimle sevgiyi diyorum yanında getir siliyorum artık gözyaşlarımı. Ekinler yeşerecek bahara ne kaldı diyoruz şarkılar bekliyor bizi, yükümüz ağır artık taşımak...
baştan sona tekrar al (şiir)
yoktur algılanabilir bir son imgeler hep daha büyük hep daha küçük hiçlikten önce ya da sonra araya giren sonsuzluk… hangi göğün kuşları bunlar bir taş gibi ağırlaşan bu yeryüzü geçen rüzgarın gizi açılıp kapanan pencerelerden sarkan çocuklar bir boşluktur her şey bir bekleyiş sürekli hep arzu içinde yaşayarak söyle bu mu yazgısı insanın bu ölümlü...
Abir (Öykü)
Beyrut bir zamanlar deniz havasının sabahları sokaklara erken geldiği bir şehirdi. Limandan esen rüzgâr, portakal kabuğu, benzin ve tuz kokusunu birbirine karıştırırdı. Abir o günleri hatırladığında sesler de gelir kulağına: Balkonlardan birbirine çığıran kadınlar, uzak bir radyoda Feyruz, bakkalın paslı kepenginin çıkardığı gıcırtı. Sonra bir patlama. Anılar durur. Hafıza bazen böyle çalışır. Sanki biri kitabın...
Siyasi Domatesler (Öykü)
“Onu bir gün sokakta buldum.” Kerem, siyasi domateslerin hikâyesini anlatmaya böyle başlıyor; yani siyasi domateslerin hikâyesi olduğuna inandığı hikâyeyi. Her zaman aynı şekilde, aynı ilk cümleyle başlıyor: Onu (bahsettiği “o” benim) bir gün sokakta nasıl buluşuyla. Kerem ona anlattığım hikayeyi dinleseydi – tanıştığımız yaz, akşamdan kalma yatağında yatarken ona kahvaltı hazırladığım sabah – siyasi domateslerin...
Hasta Çocuk (Şiir)
ÇOCUK. Ah anne, alnıma koyuver elini! Ah anne, anneciğim, neredeyim ben şimdi? Neden bu oda böyle kasvetli ve kocaman? Neden ben böyle geç saatlere dek uyuyamam? ANNE. Korkma sakın: gece durgun. Sana kötülük edecek hiçbir şey yok burada – Bütün şehri aydınlatan lambalardan başka, Ve senden başka tek çocuk yok uyumayan. ÇOCUK. Anne, anneciğim, kulağıma...
#eklitera Şubat Şiir Seçkisi
https://ekdergi.com/category/litera/
Edinburg’dan Cağaloğlu’na Bir Sanat Köprüsü: Suavi Sonar’ın Renkli Portresi
1957 yılının Ağustos ayında Edinburg’dan İstanbul’a, Cağaloğlu’nun o meşhur Afitap Müessesesi’nin sahibi kadim dostu Murtaza Kağıtçı’ya gönderilen bu kartpostal, basit bir selamdan çok daha fazlasıdır. Altındaki o tasarım şaheseri imza, Türkiye’nin yetiştirdiği en “dünyalı” sanatçılardan birine; Suavi Sonar’a aittir. Suavi Sonar’ın serüveni Sanayi-i Nefise’nin afiş atölyesinde şekillenmiş, İpek Film’de Nazım Hikmet ile kurduğu derin dostlukla...
Angelina (Şiir)
Kemerli uzunca bir burnun var Hatta Fatih burunlu da denebilir Ama çağ sıradan ve herkeste olanı Önemsiyor artık biliyorsun, bilesin Herkesten biri herkes gibi sıradan Olmamak için çırpınıp duruyor insan Kaşla göz arasında olmamak için Kaşlar uzaya gidiyor Kirpikler ok burunlar hokka Ne güzel herkes bir herkes aynı “Adlandırılmayan yoktur” mu demişti -Ne...
Leyla Qasim’a (Şiir)
o’ da şimdi yalnız, kısık lamba altında mırıldanır çocukluğu: kendi sesinde kuş besliyor ve benekli birkaç kedinin kışı sevmiyor, saçlarını kesti az önce en sevdiği sözcük anne, karanlığında çisileniyor kahkahalarla, yürüyordum zamanı zorluyor: değişme telaşıyla bir çiçek su isteyecek kadar günahkar direnmeye ancak şiirle gidebiliriz artık yılgınlığın kuşattığı unutmanın çağında adı -leyladır kanında...









