o’ da şimdi yalnız, kısık lamba altında mırıldanır çocukluğu: kendi sesinde kuş besliyor ve benekli birkaç kedinin kışı sevmiyor, saçlarını kesti az önce en sevdiği sözcük anne, karanlığında çisileniyor kahkahalarla, yürüyordum zamanı zorluyor: değişme telaşıyla bir çiçek su isteyecek kadar günahkar direnmeye ancak şiirle gidebiliriz artık yılgınlığın kuşattığı unutmanın çağında adı -leyladır kanında...
Son Yazılar:
EDWARD SAİD’İN “ENTELEKTÜEL” FİGÜRÜ ÜZERİNDEN ÇAĞIMIZIN VİCDAN KRİZİ
Kıkırdama (Öykü)
1. FETHİYE-ÜZÜMLÜ SANAT VE EDEBİYAT FESTİVALİ
NON-CONTEMPORARY
Hüseyin Gökdeniz Özertaş’ın Zaman Koleksiyoneri Üzerine Bir Polemik!
BİR SOPRANONUN ÖZEL DÜNYASI
Roman Sahnede Bilim Işıkçı: Bilişsel Edebiyat Eleştirisi Ne Yapar, Ne Yapmaz?
Kıraathaneler, kültür ve aydınlar
Neden resme bakarız?
Plastik Dil, Estetik Donuklaşma ve Yaratıcılıksız Sanatçılık Üzerine
Anarşinin Maskeleri: Percy Shelley’den Triangle Fabrikası Yangınına Radikal Bir Şiir’in Tarihi
ŞEHRİ FOTOĞRAFLA BULUŞTURAN 212 PHOTOGRAPHY ISTANBUL 26 EYLÜL’DE BAŞLIYOR!
Cevat Çapan’ın Anılarında Özer Kabaş ve Zamanları
Levent Karataş’ın Melez Peri Kitabı Üzerine Bir Poetika ve Direniş Okuması
Haftanın Kitap Seçkisi
Sanat Eleştirisinde Üretken Yapay Zekâ Kullanımı
Görünür Olanın Ötesinde: İran Resim Geleneğinden Güneş Mehrnoosh Goodarzi’nin Ruhsal Evrenine
Fırtına Dindi: Kadir İnanır
Geç kalınmış gibi değil de, artık gerek kalmamış gibi NİHİL
Kategori: Litera
Işıkla Yazan Yaprak: Işıkla Yazılan Fotoğraf
Aşağıya bak Eğil. Daha fazla eğil. Dizlerini bırak, sırtını unut, ufuk çizgisini unut ve aşağıya bak. Toprağa. Toprağın hemen üstüne, o birkaç santimetrelik mesafeye, kimsenin bakmadığı yere. Orada bir yaprak kümesi var. Gövdeden dışarıya doğru açılmış, birbirinin üstüne binmiş. Kenarları yuvarlak, damarları ince beyaz hatlarla oluşmuş yapraklar. Üzerlerinde yağmur damlaları duruyor; küçük, yuvarlak, ikircimli. Etrafındaki...
cenneti gördüm (şiir)
inandı çocuk her öğün besmele çekmediği içindi doymazlığı sofrasında baba, allah ve vekil bağdaş kurmazsa da ilişirdi iblis yoksulun imanına kuşku yok yaşasındı hep açlık ve açıklık dünyada sefalet mahşerdeyse bildiğim yerden geldi sorular ben cenneti gördüm oysa bir güvercin uçuşunda sahanda yumurtada üç ısırıkta yediğim zeytinde her yeşilde ve mavide un ve tuz hakkı...
Gözleri İki Pankart! (Şiir)
Yok anlamıyor Nar gibi kızarmış bu akşamlar Julyen julyen doğranmış bu hayatlar Anlamıyor ay ışığından Mumdan Şaraptan Anlamıyor aşktan… Anlamıyor bu yağlı tabaklar Yandaş kaşıklar Emek hırsızı Bu çakal bıçak takımları Anlamıyor ah! Anlamıyor halktan hukuktan Emek ki en uzun En ince Emek ki en kutsal En uysal En deli kelime… İşçi bayramında İşsizliğini kutlayan...
ŞAMDANLARI DONATINCA (ŞİİR)
“Bir şey rica edebilir miyim?” Dedi, “Gelirken çarşaf da getirebilir misin, Bir de mum?” O, işten otele geçecekti direkt Akşam sekizde. “Kat görevlisi miyim ben?” Dedim. “Temiz temiz uyuruz, kırma beni;” Dedi, “Başkalarının izleri dokunsun İstemiyorum tenime.” “Bir tek kendi dokunuşlarımız yok Bizim çarşaflarımızda da, Merak etme.” Dedim. “Çok kabasın.” Dedi. “Muma bakarım.” Dedim. ...
EDİP CANSEVER ŞİİRLERİ ÜZERİNE BİR OKUMA
Bu metnin çıkış noktası, salt bir inceleme niyetinden ziyade, okuma deneyiminin zihinde ve duyarlıkta bıraktığı izleri anlamlandırma ihtiyacıdır. Çünkü bazı metinler yalnızca okunmaz; insanın iç dünyasında bir tortu bırakır, düşünceyi yeniden biçimlendirir. Bu yazı da tam olarak bu tortunun ifade edilmesi gerekliliğinden doğmuştur. Bazı insanların dünyayı algılama biçimleri birbirlerinden köklü biçimde ayrılır. Bu algılama...
Yanılgı Lekesi (Şiir)
bu limandan sonra venedik, yalancı düş lekesidir, sevgilinin boynunda uyanıp evin yolunu unutan beni bu sularla sınırlamak istersen, akşam sefasının denizi izlediği gondola bırakırsın, birbirine sırtını dönmüş iki kurşun artık çatal yapmayan dekoltenin kederini bölüşmek için kırgınlıklara ara verir, yitiririz yani sahip olduk sanılanları, asık bir yüz neşemizi bulandırmışken, ama yolun konuklarını beğenmeyen gitsin...
SÖYLEŞİRKEN BİR ŞAİR DOSTLA (ŞİİR)
akışsa tarih akışın bir yerinde geldim ben de yeryüzüne “hoş gelişler ola!” deme çağının geçtiğini sokağa taşan top peşinde koştururken taca atılmış bir hayatı oynayanların yüzüne yansıyanlardan sezmek aşıp da rastlantı şaşkınlığını dayadığında gençliğin şafağında sırtını yoklukların tekinsiz duvarına öfkeyle anlarsın o vakit sezgiden süzüleni: ne büyüsü var olagelenlerin ne tanrısı! ...
Stefan Zweig ve Viyana
Zweig‘ın gençliğini geçirdiği yılların Viyana’sında kolay ve tasasız yaşanırdı. Yoksulla zengin, Çek’le Alman, Yahudi’yle Hıristiyan arasında hep rahat ve barış dolu bir hava eserdi. Kent insanı keyif içinde rahat bir yaşam sürdürürdü. Avrupa kültürünün bütün sanat akımları bu kentte birleşmişti. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun başkenti Viyana‘da insanlar aşırı bir istekle kültüre düşkündü. Mozart, Gluck, Beethoven, Schubert, Brahms...
Hüznün Mavisi
mavi bir hüzün çözülüyor içimde ince bir çizgiyim bugün ne tamamen varım, ne tamamen yok! ender ruhlar göçerken kamer ışığına kavuşuyor saf sevgi eksiliyor parça parça katılıyor göğün yüzüne. kelimeler geri çekiliyor dilimden çok şeyler susarken içimde sanki söylemek, var olmaya yetmiyor. yarım kalan yerden eksiliyor insan bir de yarım kaldığı yerden...









