demir parmaklıkların ardında bir güvercin kanat çırpmaktadır gökyüzünün maviliğine. bir duaya zemin hazırlamaktadır yaşam bir çiçekten hakkını almaktadır bir arı. ya da bir kadın, çok sevdiği bir şeye bağlanmaktadır yeniden. yani bir insan kendi elleriyle tutunmalı yaşama! sokaklar eskimiyor sen geçip gidiyorsun sadece. geçip gidiyorsun aynı yolları yürüyerek tekrar ve tekrar gelmek üzere. belki bir...
Son Yazılar:
Yuvanın Resmi
Serdar Koçak’ın Dilinde Egemenlik, Aidiyet ve Özgürlüğün İmkânsız Anatomisi
Adolf Hitler ve basın özgürlüğü!
Gece İlahisi (Şiir)
Seyyah (Şiir)
Marx ve Joyce: Paralel Evrenler
Kefaret – Savaş denen melanet üzerine düşündürücü bir film
Göğün Altında (Şiir)
Üzgün Serinlik (Şiir)
Ankara ve İstanbul Resminin Plastik, Sosyolojik ve Ekonomik Diyalektiği
Merdivenler (Şiir)
İnsan ve Şiir
Öğrenciler, sınıf ve ırksal baskı karşısında Fransa
Özlem Üner Resminde Bakışın İktidarına Karşı Sessiz Direniş
Sordum Denize (Şiir)
Ağaç ve… (Şiir)
yurdu geniştir şiirin
kıs(s)alar… (şiir)
Her Akşam 8’de (Şiir)
Kategori: Litera
45’lik Plak (Şiir)
Ceddim maraba Evliklerde uyanırdım. Bunca yorganın ne işi vardı? Sahi kuşluk vakti yine bir yezidi maruldan mı çekinir? Saklı yerlerinden serpilir Mor-kidem ve benek-şem Silik kadınlarda tekrarladım susmayı ve kumarın heyecanlı yanı Muğlaklığı sindiremem Bileklerimden seçilir damarlardan ayrılan lifler… Aşırılığın soysuz bezirganlığıyla Göz-bebekler gebe bu coğrafyada Kromozomu yoktur kim bilir Fazlasında otistik hülyalara sapkın İtiraf...
Nasılsın (Şiir)
Biz ölüler arasında yürüdük -Nasılsın? -Ağaç kadar görkemli Olduğum yerle olduğun yerin -Nasılsın? -Bir ucundan kendimi tutmuş Tünel var arasında -Nasılsın? -Üç boyutlu biri Geniş ve ışıksız -Nasılsın? -Şiirin bir ucuyum Kaç bin kilometre ötede -Nasılsın? -Uzun bir köprü Benim kaybım var gelin arayalım -Nasılsın? -Geniş zamana karşı uçak Uçakların ilki, vapurların sonu -Nasılsın? -Vapurlar...
silikozis! (şiir)
silikozis ölümün tezgâhında yaşamın sevinci taranıyor eşin dostun telaş içinde ve takatten kesilerek sendeliyorlar yaban sularında. silikozis gençliğinden hayır görmemiş bir ömür salıncağa biniyor ve sokak sokak kendini arıyor ki gecenin kundağında birkaç ışıltıyı aşırsın diye gençliğinden. silikozis elinin terinde bir mevsim ufalanıyor karın tokluğuyla senin gurbet diyarında. ve ağarmış mavi bir...
VODVO SÖYLENCESİ (ŞİİR)
Sisinde saklıydı külüm. Yer çekimini öğrendiğim günden beri uçamadım bir daha. Yalnızlığın ezik boğuntusunda yılgın küf kokusudur senden önce içime çektiğim nefes. Uzak yollara açılan bir kapıdır gözlerin. Bakışın –karanlık! Birçok şeyin habercisi. Paradoks! Siliniyor ayak izlerimiz. Gök sustu, niye? (Sessizlik) Sisinde saklıydı dağım. Susam sokağından çıktığım günden beri mutlanmadım bir daha....
ÜÇ BİLEŞEN VE VAROLUŞCU HAYAL GÜCÜ
Benim Oruç Aruoba’nın şiiri üzerine hiçbir şey bilmeyen biri olduğumu varsayalım. Siz de bana bu konuda temel bir fikir vermek istiyorsunuz, diyelim. Bu işe nasıl başlardınız? Oruç Aruoba’yı tarihsel bağlamı içine oturtmayı denemekle işe başlardım ama bu sizin ortaya koyduğunuzdan daha geniş bir bağlam olurdu: Haikular şiiriyle ölçülecek bir bağlam. “86./ Aceleyle gelip geçer Martı/...
KARŞILAŞMALAR (ÖYKÜ)
“Hiç kimse doğuştan masum değildir.”, diyerek elindeki neşteri ameliyat malzemelerinin bulunduğu metal tepsiye sert bir şekilde kaydırarak bıraktıktı. Yürürken kanlı eldivenlerini ellerinden sıyırıp ameliyathanenin kapısından çıkıp gözden kayboldu. Onu biraz olsun tanımıyor olsam neden bu mesleği seçtiğini sormak isteğiyle bu kadar yanıp tutuşmazdım. Elimde göbek kordonu, kalakaldım. Metal masada solunum cihazına bağlı, kalp atışları giderek...
Geldim (Şiir)
safran bir gece safkan bir gece geçiyordu soğuk aynalardan alaşağı gerçek ve ben, damarları kıstırmış rap raplar kötücül eylemlerle maruf toprak alıştı mumyalar güneşsiz yaşamaya herkesten ihtişamı kopararak bir uçuruma yaraşır gibi, şu an sibirya’nın herhangi bir bölgesinde değilim şu an ikinci el dükkânlarda direnmiyorum ne batısında ne de doğusunda değilim meridyenlerin mesela şu an...
GEREKSİZİN TEKİ
Bir hiçlik, gecenin deminde yalnız yalnız kaynıyordu. An’lar/anılar patlayıp saçılıyordu. Varoluş denilen; aslında yok oluş, geviş getiren zamanın tanrısıydı. Bazı an’lar anlaşılmazdı, katlanılmazdı, kabullenilmezdi, ama yaşanılıyordu, belki de yaşanılmaları gerekiyordu. Yalnızdım, yalnızlıktım, çaresizliktim, ahmaklıktım. Bütün anlar beni vura vura beni kıra kıra öldürüyordu, çürütüyordu, yok ediyordu; çürümüş olan zamandı. Vuran insandı, evrendi. Vurdu, vurdu, vurdu!...
VINCENT VAN GOGH (ŞİİR)
aklımız bazen bizden ayrı çalışır başıboş ev hayvanları ya da evden kaçan çocuklar gibi elleri ensesinde sırtı üstü uzanmış bir aylaklık ile düşüyorum dünyanın peşine gördüğümden hep daha farklı görkemi ve dehşeti ile yeryüzü aklımı kaçırdığım yeri arıyor tuvalde hastalıkların bütün sarı tonları, yoksulluğun dağınıklığı açlığın üzerini örten ucuz şarap aşkın büyüsünden ve sıcak renklerinden...









