KEDİYE DÖNÜŞEN KADIN (ÖYKÜ)

Ben kediye dönüşen kadınım.

Beni tuhaf bulduklarını biliyorum. Haklılar da: Cidden tuhafım. Ama bir gün, insandan çok kedi olacağım ve tuhaflığımın da şöyle açıklanacak: bir zamanlar insan olup sonradan kediye dönüşmüş, o yüzden. O zaman bir kedi olmayı amaçladığım anlaşılacak. Aslında hiçbir zaman gerçekten insan olmadığım, sadece bir kedi olduğum anlaşılacak. Sıradan bir kedi olduğum için tuhaf bir insan olduğum anlaşılacak.

Nasıl kedi olunacağını Yaşlı Turgut Bey’den öğreniyorum. Kedilerin büyük çoğunluğu okuma yazma bilmediği için kedilerinin bilgisinin koruyucusu odur. Sırlarının bekçisidir. Beyoğlu kedilerinin çobanıdır o — eğer böyle bir şey gerçekten varsa, bir kedi çobanı. Yaşlı Turgut Bey, Beyoğlu kedilerinin çeşitli soylarını, şecerelerini takip eder.

“Önce Beyoğlu’nun en önde gelen kedi ailelerini öğrenmelisin. Yedi ana aile vardır,” dedi birlikte geçirdiğimiz ilk gün bana; bir parmağını yalayıp deri ciltli bir kitabın sayfasını çevirirken. Sayfalar sararmıştı ve küf lekeleriyle doluydu.

Boşandıktan sonra elimde kalan parayla Yaşlı Turgut Bey’e bilgisi, bilgeliği ve rehberliği için ödeme yaptım. Nafakamın son kuruşuna kadar beni sömürüyor, yüzüme tükürüyor ve vahşi bir yaratık gibi yaşıyor. Ama bütün bunların, bu paranın ne önemi var ki? Sonunda bir kedi olacağım ve artık hiçbir şey için ödeme yapmak zorunda kalmayacağım. Yaşlı Turgut Bey de ona verdiğim parayı benimle ve kolonimizdeki diğer kedilerle ilgilenmek için kullanacak.

O benim: Sherry. Daha iyi günleri geride bırakmış, yaşlıca bir kadın. Gerçi önümde hâlâ iyi günler var ama bu günleri ta ki kedi olana kadar görmeyeceğim.

Bir zamanlar olduğum kadın değilim artık.

Gençken bir süre modellik yaptım. Hatta birkaç moda dergisinde yer aldım ve Tanrım, ne kadar da güzeldim. Gerçi diğer güzel kadınlardan daha güzel değildim. Bazen kendimi bir anlığına yakalıyorum —örneğin belli bir açıdan ya da gün batımına yakın o altın saatin ışığı yüzümü aydınlattığında— ve bütün güzelliğimi görüyorum o anda. Sanki güzelliğim solmamış ya da beni terk etmemiş gibi.

Ve kendimi böyle yakaladığımda ellerimi yüzüme götürüyor, yüzümün hatlarını hissediyorum -oyuklarını, kıvrımlarını, vadilerini ve nehirlerini- ve nasıl bir kedi olacağımı merak ediyorum.

Nasıl görüneceğim? Sevimli mi? Yaşlı mı?

Bu yolculuğa ilk başladığım zamanlarda beni kaygılandıran şeylerden bir i—ki artık bu kaygı büyük ölçüde silinip gitti— estetik müdahalelerin yaratacağı komplikasyonlardı; bu komplikasyonların bir insan olarak değil de bir kedi olarak beni nasıl etkileyecekleriydi.

Evliliğim sırasında Botox yaptırdım ve dolgu kullandım. Eski kocam bunu hiç fark etti mi ya da umursadı mı bilmiyorum ama bana uğraşacak bir şey veriyordu bu; bir şeylerle uğraşıyor, kendimi geliştiriyor gibi hissediyordum. Ayrıca saçımı düzenli olarak boyatıyordum —Anna Nicole Smith’inkiyle tamamen aynı tonda platin sarısına— çünkü eski kocam öyle tercih ediyordu.

Boşandıktan sonra yıllarca sırf alışkanlıktan kuaföre gitmeye devam ettim; tek bir tozlu gri saç telinin ortaya çıkmasından bile korkuyordum. Artık bunu maddi anlamda karşılayamayacak durumda olduğum zamanlarda bile. Hatta çok daha sonrasında da.

Ve şimdi yüzüme dokunmak, saçlarımı görmek, kendimin yeniden kendime dönüşmesine tanıklık etmek tuhaf bir deneyim. Sanki geçmiş bir hayatta tanıdığım bir yabancıyla yeniden karşılaşmak gibi. Bedenimin bu tuhaf aşinalığına hayran kalıyorum.

Yüzümdeki o oyuklar ve kıvrımlar, içinde o kadar uzun süre yaşadığım için keşfetmeyi unuttuğum eski bir evin gizli geçitleri gibi.

Yaşlı Turgut Bey’e sordum:

Örneğin, dolgu tamamen erimeden bir kediye dönüşmenin komplikasyonları nelerdir?

Bana öylesine büyük bir anlamazlıkla baktı ki felç geçiriyor olabileceğini düşündüm.

Bir dakika kadar sonra yanına gidip yüzüne dokundum ve iyi olup olmadığını sordum. O da ellerini savurup havaya kaldırdı ve ona dokunduğum için bana küfretti.

Baharat kokulu tükürükleri üzerime sıçradı ve ben de bir daha hiç böyle bir soru sormadım.

“Kocana dön. Evine dön.”

Yaşlı Turgut Bey bana bunu söylüyor.

Ama bunu nazikçe değil, küçümseyerek söylüyor.

Ona neden kocama dönmemin mümkün olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Artık benim olmayan, belki de hiçbir zaman gerçekten benim olmamış olan kocama. Ya da Teksas’taki evime.

Yaşlı Turgut Bey’e çalışmak için fazla yaşlı olduğumu söylüyorum. Sonuçta beni kim işe alacak?

Kediye dönüşmekte olan bu yaşlı kadını.

Kocasız ve işsiz.

Sağlık sigortası olmadan.

Öyleyse elimde ne kaldı?

Nasıl yaşayabilirim?

Öylesine büyük bir tıbbi borç biriktirdim ki içinde boğulabilirim. İçinde yaşayabilirim. Onu mesken tutabilirim—eğer fiziksel bir mekân olsaydı. Ayakkabının içinde yaşayan yaşlı kadın hikâyesindeki kadın benim işte.

(Bunu Yaşlı Turgut Bey’e de söyledim ama doğal olarak göndermeyi anlamadı.)

Özellikle bir gece ona tavuk kızarttım ve içinde bulunduğum koşulların bütün ayrıntılarını anlattım.

“Aptal kadın.”

Yaşlı Turgut Bey, sen mantıksız, irrasyonel ve insanı çileden çıkaran bir adamsın.

Ona hikâyemi anlatmaya çalıştım. Dinliyor ve sanki anlıyor gibi görünüyor. Ama sonra böyle aptalca bir yorum yapıyor ve ben de onun bunak bir ihtiyar olduğunu düşünmeye meylediyorum—

Yaşlı Turgut Bey benim deli olduğumu düşünüyor ama ne biliyor ki? Kendisi de deli. Paçavralar içinde sokaklarda dolaşıyor; ya kediler onun peşinden gidiyor ya da o kedilerin peşinden gidiyor—hangisinin hangisi olduğu pek belli değil.

Doğrusunu söylemek gerekirse, Yaşlı Turgut Bey hakkında, Yaşlı Turgut Bey olmadan önceki hayatına dair çok az şey biliyorum. Küçük bir bakkal dükkânının arka odasında bir kitap koleksiyonu sakladığını biliyorum.Bu kitaplar kedilerin hikâyelerini anlatıyor ve ileride ben de onun kayıt altına aldığı kedilerden biri olacağım.

Hangimiz daha deli? Ben mi, Yaşlı Turgut Bey mi?

Evet, haklı; aptaldım ve hâlâ da aptalım, ama beni kurtaran şey şu ki, bir noktada ışığı gördüm ve çok geç olmadan çıkış yolunu buldum. Ona durmadan büyüyen tıbbi borçlarımdan söz ettim; yeniden hastalanırsam ne yapabileceğimi, hatta bir daha hiç hastalanmasam bile ne yapabileceğimi anlattım. Aslında hiçbir zaman gerçekten sahip olmadığım şeyi hızla kaybetmekte olduğumu söyledim.

Ama o, annemden kalan zarif altın kol saatine, pahalı bir mağazadan alınmış ve üzerinde tek bir leke bulunmayan beyaz pantolonuma, krem rengi deri terliklerime—ki artık daireden çıkmadığım için üzerlerinde tek bir çizik bile yok—ve kiraladığım daireye bakıyor; üstelik bu daireyi çok ünlü bir iç mimar dekore etmişti (ve açık konuşmak gerekirse, bunun parasını karşılayacak durumda değilim) ve sonra şöyle diyor: “Aptal kadın, sen zenginsin ve kedi olmak istiyorsun.”

Sonra Yaşlı Turgut Bey’e parasını ödüyorum ve çekip gidiyor. Dairenin kirasını sahip olmadığım parayla ödüyorum, sonra da hiç ödemiyorum. Bütün bunların sonuçlarına katlanmak zorunda olacağım zaman gelmeden önce kediye dönüşeceğim.

Yaşlı Turgut Bey anlamıyor. Başını sallıyor ve ağzından çıkan öfkeli, düğümlenmiş Türkçe sözcüklerle birlikte tükürükler saçarak söylenmeye başlıyor. Bu olduğunda—ki çok sık olur—ona ıhlamur demliyorum. Fazla sinirlenmesine izin veremem; bana nasıl kedi olunacağını öğretmesine ihtiyacım var. Onun yardımı olmadan ne olacağım? O kedilerin çobanı. Kedi çobanı. Kedisürer. Kedisürüsü.

Turgut Bey, şimdi böyle ölemezsin.

Ona ıhlamuru getiriyorum; öylesine sıcak ki insanın etini eritebilir. Ve o da öylece içiyor, ağzını yakarcasına. Sonra gözlerini kapatıyor, başını sallıyor ve akıl sağlığına benzeyen bir şeye geri dönüyor.

Yaşlı Turgut Bey sürüsüyle birlikte yeni geldi. Şimdi onların en perişanına, en kirli olanına bakıyorum ve gerçekten imreniyorum.

Beni de sizden biri yapın! Beni kutsayın! İnsan olmayı ben seçmedim, kahretsin! Evet, doğru! İki ayaklı bir aptalım ve bunu kabul ediyorum! Balıkçıların oltalarından balık çalan sizler. Mücevher mağazalarındaki yüzüklerle süslü minderlerin üzerinde oturan sizler. Hermès’in ipek eşarpları üzerinde kıvrılan sizler.

Hayır, bunlar kirli serseriler değil. Kendi krallıklarında özgürce yaşıyorlar; çamura ve kire bulanmış, çıplak ve korkusuzlar.

Eski kocamın servetinden bana düşecek payı istemiyorum. Yeniden orta yaşlı bekârlar denizine karışabilmek için düzenli olarak kuaföre gitmek istemiyorum; kendimi baştan aşağı sunabileceğim başka bir erkek aramak ve karşılığında vasat bir aşk hikâyesi almak istemiyorum. Pahalı dairemin önünden geçip heyecanlı, gösterişli bir yere doğru yürüyen güzel genç kadınlardan biri olmak istemiyorum.

Ben çatılarda dolaşan, arabaların üzerinde uyuyan ve sırf inat olsun diye yola çıkıp zaten öfkeli ve aceleci sürücüleri yavaşlatan o küçük kedilerden biri olmak istiyorum. Şehrin her köşesine ve her çatlağına yerleşmiş olanlardan; krallar ya da kraliçeler gibi dolaşmayanlardan, tanrılar gibi dolaşmayanlardan ama özgürlerin en özgürü olanlardan biri olmak.

Bizim dünya kadar para ödediğimiz kafelerde özgürce oturanlardan. Bizim bir günlük emeğimiz karşılığında satın aldığımız yemeklerin artıklarını yiyenlerden.

Mesela bana en yakın kafe, alacalı bir sokak kedisine barınak sağlıyor. Her sabah o kedi, yeşil çay içen ve kimono giyen bir kadının yarım bıraktığı kruvasanın kırıntılarını yalıyor. Ve o kadın, mücadele etmek zorunda olduğu hayatına geri dönerken, rahat yaşıyormuş gibi yapmaya devam ederken ama aslında zar zor geçinirken, alacalı kedi şehrin çatıları üzerinde dolaşıyor.

Ve kimono giyip yeşil çay içen o kadından geriye hiçbir şey kalmayacakken—bu evrenin tozu, onun evreninin tozu, anıları—Yaşlı Turgut Bey alacalı kedinin günlük hareketlerini sararmış, deri ciltli kitabına kaydediyor.

Ve bir gün benim hakkımda da şunları yazacak:

Birçok kedi vardı ve her birinin kendi adı vardı. Bazı adlar uzundu, bazıları kısaydı, ama bütün adlar onların kanında dolaşan adlardı; güneşlerden, aydan ve yıldızlardan miras aldıkları adlar; biz daha bu şeylere isim vermeden çok önce var olmuş pagan ve hayvansı tanrılardan miras kalan adlar. Sherry. Sherry. Onun adı Sherry idi. Kedilerin arasında yaşayan Sherry. Martıların arasında yaşayan Sherry. İnsan olarak doğup kedi olarak ölen Sherry.

Bu yazarın bir zamanlar tuhaf ve budala bir insan sandığı Sherry; ancak sonradan anlaşıldı ki, onu tuhaf ve budala bir insan gibi gösteren şey, aslında sıradan bir kedi olmasıydı.

 

 

 

 

 

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.