Senagal, Dakar’dan üç mil uzaklıktaki Goree Adası’na 20 dakika süren küçük yolcu feribotu ile gidilir.
0.181 km yüzölçümü olan Goree Adası, transatlantik köle ticaretinin merkeziydi. Bu ada 15. ve 19. yüzyıllar süresince Portekizliler, Hollandalılar, İngilizler ve Fransızlar tarafından yönetilmiştir. Adada yer alan ve “Geri dönüşü olmayan kapı” ile bilinen Köle Evinden, Amerika’nın Keşfinden sonra o kıtaya giden zenci köleler geçmişlerdir. 15 ve 16. Yüzyılda toplam 3-4 milyon köle buradan yeni kıtaya taşınmıştır. Köle evinin odaları, köleleri kapatmak için demir kapılarla kapanırdı. Köle evinin denize açılan dar kapısından ise köleler gemilere yüklenirdi. O odaları gezerken o kapıdan denize bakarken buradan geçen Afrika’nın 3 milyonu aşan sayıda köle zencinin acılarını bugün bile hissediyorsunuz. Zaten bu duyguları yaşamanız için bu ev müze haline 1962 yılında getirilmiştir. Ortalama yılda 200 bin kişinin gezdiği “köle evi” müzesi UNESCO’nun dünya mirası listesine 1978 yılında alınmıştır.
Köle Evi 1776’da Fransızlar tarafından inşa edilmiştir. Köle Evi’nin üst katında Avrupalı köle tüccarları lüks içinde yaşarken, alt katta zincirlenmiş köleler havasız dehlizlerde kendilerini alacak olan gemileri beklerlerdi. Köle Evi’nin alt katında yer alan ve Atlantik Okyanusu’na açılan dar kapı, “geri dönüşü olmayan kapı” adını alır.
1600 yılından önce Amerika’ya muhtemelen birkaç yüz binden fazla Afrikalı götürülmüştür. Tarihçilere göre: en büyük köleleştirilmiş insan grubu Amerika’ya 18. yüzyılda götürülmüştür. Genellikle iki esir ayak bileklerinden birbirine zincirlenir, esir kafileleri ise boyunlarına bağlanan iplerle birbirine tutturulurdu. Esirlerin tahminen yüzde 15 ila 20’si, kıyıya yapılan yolculuk sırasında hayatını kaybetmiştir.

2013 yılında Barack Obama Goree Adası ve Köle Evini ziyaret etmiştir, Ailesiyle birlikte Köle Evi’ndeki “geri dönüşü olmayan kapı” önünde sessizce durmuş,: “Bir zamanlar atalarımın tutulduğu bu hücreleri görmek ve doğdukları kıtaya son kez baktıkları kapıdan geçmek, kendimi çaresiz hissettirdi.” demiştir.

Peki bu milyonlarca Afrikalı yaşamlarının o kapıdan geçtikleri “köle” oldukları güne kadar nelere inanıyorlardı. Tabii yeni kıtadaki köle yaşamlarında bunların hiç önemi yoktu. Amerika’ya ayak bastıklarında bu kişiler Hristiyan yapılırdı. Artık inançları sahiplerinin seçtiği Hristiyanlıktaydı.
Her bir toplum için en etkili beyin yıkama metodu olan dini inançları kullanmak metodu bu köleler için de kullanılmaya başladı.
Dini inancı kölelik kurumunu sürdürmek için bir araç olarak kullanmak yolunda: Hristiyan öğretisi ve toplumsal düzeni korumak el ele çalıştı.
Köle sahipleri, köleleştirilmiş Afrikalılara sık sık Hristiyanlığı tanıtıyor, köleliği haklı çıkardığına ve efendilere boyun eğmeyi teşvik ettiğine inandıkları İncil öğretilerini seçici bir şekilde vurguluyorlardı. “Köleler, dünyevi efendilerinize saygı ve korkuyla itaat edin...” gibi Kutsal Kitap ayetleri, köleliğin ilahi olarak onaylandığı fikrini pekiştirmek için sık sık alıntılanıyordu.

O yıllarda başka bir oluşumda başlamıştı. Hollywood ve film stüdyoları biçimlenmekteydi. Yapılan filmler milyonlarca kişi tarafından izlemekteydi. 1930’larda studio sistemi kurulurken film yapım evleri büyük binalar şeklindeydi. En üst katta patronlar/firma sahipleri yer alırlardı. Her sabah iş başı yapınca bir alt katta olan senaryo yazarlarına film konusunu (bazen bir cümle olarak) gönderirlerdi. Senaryo yazarları hep birlikte o konuyu senaryo haline getirirlerdi. Gün bitiminde senaryo son halini alır tekrar yukarıya gönderilirdi. Bir gün sonra ise, o senaryo bir aşağı kata gönderilir o kattaki film yönetmenleri filmi çekim hazırlıklarına başlardı. Bir fabrikanın üretim hattı gibi film stüdyoları film yapımlarını gerçekleştirirdi.
Asında Amerika Rusya soğuk savaşıyla filmlerde “beyin yıkama” fikrinin başladığına inanılır. Bu yanlıştır. Filmlerde beyin yıkama ilk olarak zenci kölelerin Afrika’dan getirdikleri inançlarını ortadan kaldırma olarak kullanılmıştır.
Bütün yapılan filmlerde “kara büyü” olarak topluma tanıtılan Vodoo bunlardan biridir. Bugün bütün dünyada bebeklere iğneler batırılarak yapılan bir büyü olarak akıllarda korku imgesiyle yer eden Vodoo Hollywood’un beyin yıkamasının ilk örneğidir.


Bir Cevap Bırakın