Nasıl mı yaşıyorum son zamanlar? Babamın kış günlerindeki yarası gibi… Gün boyu alçak taburelerden insan yamaçlarına bakarak. Hiçbiriyle göz göze gelmeyerek omur kaymasından ötürü. Dört yanım beş yıldızlı denizlerle çevrili ama su damlasından daha çorak. Bazı teraslara çıkıyorum gölge yapmak için gecede. Arafım bildiğim dağlar sımsıcak. Düşüyorum kalbimdeki bir yere, sarmaşık mezarı bahçe duvarlarına tutunarak…...
Son Yazılar:
Sanat Eleştirisinde Üretken Yapay Zekâ Kullanımı
Görünür Olanın Ötesinde: İran Resim Geleneğinden Güneş Mehrnoosh Goodarzi’nin Ruhsal Evrenine
Fırtına Dindi: Kadir İnanır
Geç kalınmış gibi değil de, artık gerek kalmamış gibi NİHİL
Mesut Aşkın: Şiirin Soğuk Mevsimi ve Bir Hafıza Arkeolojisi
İçimdeki Yabancı – Geri Gelmemecesine Yitirdiklerimizden Baki Kalan Anılarımız
Yılmaz Kömürcü “Büyük Yalnızlık”la Geri Döndü
Çağdaş Sanatta Akışkan Form
Göz, Dil ve Sözcükler
Fotoğraf ve Felsefe
TOZAN ALKAN’IN ŞİİRİNDE HAFIZA, SİYASET, DİL VE KAYBEDENLERİN TARİHİ
Bozlu Art sonbaharı “Wabi-sabi” başlıklı yeni sergisiyle karşılıyor!
Asmalımescit-Tepebaşı-Şişhane Hattı: Bir Sanat Coğrafyasının 1990 Sonrası Dönüşümü
Çizginin Öteki Yüzü: Ressam Güngör Kabakçıoğlu
TRANSENDENTAL LOGOS/ VACH
Moksvin (Öykü)
Ahmet Güntan’a Birinci Mektup
1937 Enternasyonal Fuarının Kayıp Maketleri: Efes ve Bergama Harabeleri
Uzaktan Dokunmak: Bakılmanın Hissi
Yazar: Hüseyin Köse
İşte Baş İşte Gövde İşte Kemikler (Şiir)
Vulkan selamıyla uğurla beni, parmaklarının ucundaki hüthütle Yıldızım ol, uzayımda kal, güneşin doğuşuna, sokağın batışına, elhamrasına Yazılıp gel, yokluğunu yiğitliği bilmiş birinin hesap soruşuyla kederinden Bir yasak korkuyu yürüdüm düzlüklerde dağların bilmediği Her kaçak gülüşün kendi dalının çarmıhına gerildiğini gördükçe ümitsizce Bildim yolun kiniymiş meğer yolculuklar boyu göçtüğüm serüven Kendine çıkıyorsun yine kendin olma künhüne...
Godard İçin Beş Replik (Şiir)
Beş cümlem var dedi, tekrar ederim tümünü her sabah Hâlâ bir şeyleri hatırlayabildiğimi görebilmek için Az paralı günlerimde kalpazan Çok kelimeli susmalarda bir ikilem ustası Gidip geldim hikâyeler, sinopsisler, plan sekanslar arasında Ömrüm Léman Gölü kıyısında bir hasat, vestiyere asılı Montaj hatlarında saydam şeritlerden öğrendim Kimi karanlık duyguların insana kazandırdıklarını Simsiyah bir gökkuşağı jenerikte...
SONUNA YETİŞTİĞİM ŞARKILAR (ŞİİR)
Kalbim, burda dağlar denize feyk uzanıyor Çöl kumunu arıyor şehirlerde Her evde ışıksız bir gövde, her evde Fiilsiz boğuşmalardan geriye kuzgun bir muhasebe Alıp karşıma fersude gözlerinin sabah karanlığını Çizdim yalnızlığıma kırmızı soluğumla geçenlerde Yemyeşil susmanın anlamını içe kapanmış sözcüklerle Gece suya inen bir babayı bana kimse anlatmamıştı İki uzatılmış kanatla çok kere...
ÇOCUKLUĞUN GÖLGELİ ZAMANLARI (ÖYKÜ)
Yaşlıca bir adam. Karısı ondan da yaşlıca. Herkesin bir şeyi olur kendisi, kocaman gözlü, kocaman dudaklı, kocaman elli, koyu turuncu bir puşi taşır başında hep yaz kış, hiç çıkarmaz, yatarken bile. “Sakallı” derler, mahallenin, cümle üveyliklerin zorbası. Kimine düpedüz karanlık biri gibi gelir, kimi için basbayağı esenlik bilgisi… Beni ve benden iki yaş büyük ablamı...
Gar, Düşler ve Başka Hurdalıklar (Öykü)
Birkaç beden eksik yaşamanın ruha sinmiş zindeliği miydi, yeniyetmelik yıllarının kendi halinin yorgunluğuna bırakılmışlığı mı ya da? Tam karar veremiyorum şimdi… Tek hatırladığım, ilk kara trenin telaşlı sesiyle bir Cumhuriyet Bayramı kutlamaları sırasında tanışmış olmam. Bu yüzden de ilk düşündüğüm şey şuydu belki: Neden bir hafta sonu ya da mesire gününde değil de resmȋ bir...





