Edebiyat çevirmeni yalnız bir insandır, tek başına mücadele eder. O çok önemli bir kültür alışverişi yapar. Çevirinin olmadığı bir dünyada kültürler arası bir köprünün kurulması mümkün değildir. Bir edebiyat yapıtını çeviren kişi kesinlikle her iki dilin de yazınsal inceliklerini iyi bilmelidir. Yapıtın yazıldığı dilin tarihini, kültürünü ve toplumunu yakından tanıması da başarılı bir çevirinin ortaya çıkması için göz ardı edilemeyecek bir etkendir. Çeviri, insan yaşamının tüm evrelerinde etkin bir aracı olduğunu kanıtlamıştır.

Üzerinde yaşadığımız dünya hızla globalleşiyor. Ülkelerin, insanların, toplumların gittikçe daha çok birbirine yaklaştığı süreçte kültürler arası bağlantıların önemi sınırsız. Kültür ile çeviri iç içe. İşte bu aşamada çevirmenler ülkeler arasında kültür köprüsü oluşturan güçlerin başında geliyor. Onlar birçok batı kültür ülkesinde el üstünde tutulurken Türkiye’de nedense çoğu zaman unutuluyor. Batı ülkelerinde yayıncı-çevirmen ilişkisi ciddiye alınırken ülkemizde hâlâ çevirmenler olmadan ayakta kalamayacakları gerçeğini önemsemeyen – aralarında ne yazık ki büyük – yayınevleri de var!

Çeviri ve Genel Kültür
Edebi bir yapıt çevirmek için genel kültür de gereklidir. Çevirmen yazarla ve metinle bir yakınlaşma içinde olmak zorundadır. Bir çevirmen hem özgürdür, hem de yazarın anlatımına bağlı kalmak zorundadır. Ancak metne ya da yazarın diline yüzde yüz bağlı kalmak da hatalı bir yaklaşım olur. Çevirmenin kendine göre bir özgürlüğü olması çok önemlidir. O yazara yüzde yüz bağlı kalırsa yaptığı çeviri kolay okunmaz. Çevirmen en az yazar kadar değerli bir kişidir. Bir köprü durumundadır. Çevirmen olmadığı zaman hiçbir kültür, diğer bir kültürü tanıyamaz. İngiliz, Alman ya da Fransız kültürünü Türkiye’deki okura tanıtan, ona bütün kapıları açan çevirmenlerdir Orhan Pamuk’a Nobel Edebiyat Ödülü verildiğinde çevirmenine de niçin ödül verilmemişti?
Çevirmenin hem yapıtın yazılmış olduğu dili, hem de Türkçeyi çok iyi bilmesi gerekir. Tabii sadece yabancı dili iyi bilmek, başarılı çevirmen olmak anlamına gelmez.. Bu gerçekleşmediğinde birkaç çeviri sonrasında kimse çevirdiklerine bakmaz. İyi Almanca veya iyi İngilizce bilmek, iyi çevirmen olmak için yeterli değildir. Bu mesleğe atılan kişinin edebiyatçı/yazar yanının da olması yararınadır. Sevgili Doğan Hızlan’ın şu görüşü ne kadar gerçekçi: “Okura sunulan eserin olabildiğince hatasız olmasının tüm sorumluluğu yalnızca çevirmenin omuzlarına yüklenmemelidir… Olası hataları önlemek için yayınevleri çok sıkı bir editöryel kontrol oluşturmalıdır.”

Stefan Zweig Tutkusu!
Türkiye’de son 10 – 15 yıldır gittikçe artan bir Stefan Zweig tutkusu var. Acaba bunun nedenleri neler? Bu sorunun yanıtı çok kolay: Zweig’ın anlatımı Türk okurunun doğasına yatkınlık gösteriyor. O bizden bir yazar gibi okunuyor. Yaşama ve insana olan iyimserliği hemen hemen her yapıtında görülüyor. Zweig hiçbir zaman ümitsiz değildir. O yapıtlarını okuyanı yüreklendiren, ona yaşama sevinci de veren bir umut yazarıdır. Zweig barışın ve iyiliğin hep üstün geleceğini düşünmüş, umut etmiş ve yaşamının son dakikasına kadar da bu amaçla yazmıştır.
Stefan Zweig yapıtlarının Ocak 2013’de telif hakları sona erer ermez Türkiye’de yüzün üzerinde çevirisi çıktı. Tabii Zweig bu kadar yazmadı, ancak adı sanı duyulmamış değişik Türk yayıncılar onun bir kitabını yirmi kez yirmi değişik çevirtmene çevirtmekten hiç kaçınmadılar! Böylesine bir ‘buluş’ dünyada hiçbir ülkede yaşanmadı! Yayın programına aldığı 25 Zweig yapıtını 15 çevirmene çevirten büyük yayınevleri de oldu. Bunu niçin yaptıklarını anlamak mümkün değil! Sanırım Türkiye’de yüze yakın Zweig çevirmeni var! Okur hangi çevirinin Zweig’ın anlatımı olduğunu nasıl ayırt edecek? Ünlü yazara saygısızlık yapıldığı gibi, okurun da kafası karıştırılıyor. Yayıncıların bunu nasıl göze alabildiğine şaşırmamak, hatta öfkelenmemek mümkün değil! Ünlü bir Avusturyalı Zweig uzmanı birkaç yıl önce Türkiye’deki Zweig çevirilerinden söz ederken şöyle konuşmuştu: “Çevirilerin içeriği ve çevirmenlerin sayısı, bende Zweig edebiyatının Zweig’dan para kazanmanın gerisinde kaldığı izlenimini bırakıyor.”
Çevirmenlik ömür boyu sürdürülmesi gereken bir uğraştır. Ülkemizin nitelikli yayınevleri batının nitelikli edebiyatçılarını, özellikle 20. yüzyıl yazarlarını ülkemize taşımak zorundadır! Batı kültürünün kapılarını Türk okuruna sonuna kadar açmak nitelikli yayıncıların sürekli yapması gereken çok önemli bir görevdir.
Aydın çok kültürlüdür
İnsanlar aydın olmak için çok kültürlü yetişmelidir. Hele içinde buluunduğumuz sorunlu 21. yüzyılda aydınların toplumlara her zamankinden daha çok gerekli olduğu gerçeğine günbegün tanığız! Değişik kültürler arasında ‘köprü’ oldukları bilinen nitelikli çevirmenlerin önemli rolü bu aşamada kesinlikle gözardı edilemez! Yayıncıların sorumluluğu da!
Şunu da bilmek zorundayız: Çevirinin olmadığı bir dünyada kültürler arası bir ilişkinin kurulması mümkün değildir. Bu güç bir görev ve temelinde ‚ısrar‘ var! Çünkü çeviri, bir dili başka bir dile, bir kültürü diğer bir kültüre yakınlaştırıyor. Fakat hep özenli ve tüm bir ömre yayılacak kadar ısrarlı bir sorumluluk da gerektiriyor. Çevirmenin çevireceği dilin özelliklerini bilip bunları okuyucuya doğru bir şekilde aktarması, aslında yaptığı işin gerektirdiği temel bir sorumluluktur.
Benim son 60 yılda çevirdiğim tüm yazarlar insancıl yazarlar. İnsansever yazarlar onlar. Öncelikle de Stefan Zweig’ı yeğlememin ilk ve tek nedeni de buydu. Ünlü edebiyatçıyı 1940’lı yıllardan başlayarak Türk okuruna tanıtan çevirmen olarak bilinen babamdan devraldığım bu “misyonu” severek sürdürdüm. Çevirdiğim Zweig yapıtlarının sayısı bu arada yirmiyi buldu. Onu çevirirken kesinlikle zorlanmıyorum. Çünkü ben Stefan Zweig’ı seviyorum!


Bir Cevap Bırakın