Alaska’dan Hawai’ye Seksen sekiz saatte uçuyormuş altın yağmur kuşu hiç durmadan sadece üç buçuk gün… bir altın yağmur kuşu olmak istedim bunu okuyunca…
Son Yazılar:
Adolf Hitler ve basın özgürlüğü!
Gece İlahisi (Şiir)
Seyyah (Şiir)
Marx ve Joyce: Paralel Evrenler
Kefaret – Savaş denen melanet üzerine düşündürücü bir film
Göğün Altında (Şiir)
Üzgün Serinlik (Şiir)
Ankara ve İstanbul Resminin Plastik, Sosyolojik ve Ekonomik Diyalektiği
Merdivenler (Şiir)
İnsan ve Şiir
Öğrenciler, sınıf ve ırksal baskı karşısında Fransa
Özlem Üner Resminde Bakışın İktidarına Karşı Sessiz Direniş
Sordum Denize (Şiir)
Ağaç ve… (Şiir)
yurdu geniştir şiirin
kıs(s)alar… (şiir)
Her Akşam 8’de (Şiir)
“Das Kapital” Neden Sabırlı? Çin Modernleşmesi Perspektifinden ‘Das Kapital’i Yeniden Okumak
Mélenchon ve Teknofeodalizm: Fransız Solu İçin Strateji Nedir?
Kategori: Litera
Masumlar Safı (Şiir)
tutup bir gül getirsem saf tutmuşların bakışlarından yontulmuş bir gül uzuvları yeryüzüne dağılmış İsa kucaklasın donmuş çocuk bedenlerini ki orada acı devinimsiz kaya kesik bir el gibi boğazına dizilen dünya saflar karıştı biz kimlerdik haritaya yayılan...
Çocukluğum (Şiir)
Çocukluğumu karanlıklar çaldı. anaların nuru babaların umutları gitti, tek savaş gitmedi memleketten. ağzı kalabalıklarla bir olundu, çizmeler onlardan içindeki ayaklar bizden geldi. bahar soluyup ...
Kıyısız Fotoğraf (Şiir)
Gittim geldim yağmur gözlü odanın kayaç çukuruna bağışladım canını sabah aklığında Acısı var solgun fotoğrafların kıtalarından kırgın bakıyorlar diz bağımın koptuğu eşiğe daima püsküren kalabalık ağızları da var onlar havaya yağmura toprağa bir cevizin yaprağına çekildiler Boynumdan öte kırmızıyım bugün nefesimle ütülediğim çarşaf sıcak halen imkânsız olan uzak noktanın hasadı kim dediyse bilinç dili aşar,...
UÇURUM (ŞİİR)
aramızda hep o gizli uçurum ne kadar kapansa da kapıları uzaklığın yine bir çatlak ağrılı, suskun. solup gider çiçekleri sevginin değmeden yürekler birbirlerine paslanır kilitleri kalplerdeki hazine sandığının el bile değmeden mücevherlere adı suskunluk olan evlerde ayni odalarda ayrı ülkelerde yaşıyoruz kısacık hayatlarımızı kötürüm kuşlar gibi açmaya korkuyoruz uçurum kadar geniş kanatlarımızı belki de...
İnbu Bel Arhi (Şiir)
ay kavminin şavkı dönünce meydanın sargısında yel seslendi Asinnu nehir kenarında açtığı çukura kan döksün sürsün altın çemberi yedi kez ...
dörtleme (şiir)
gerçek bir gösteri 1. saçaklanıp bir çarşı kıyı eşrafında elbiseden çıkmış bir kadın, parası tükenince– tanrının bile duyamadığı bir sesle soyunmuş dünyaya, çatısının altında tanrı biliyor ya, hiçbir şey bilmiyor dünya! 2. -karım bir şeyler anlatıyor, eşyalarımız mezatta taksitle satıyormuş kendini- piaf sesinden emin, müslüm can kaybı bir tuğla daha, kırılıyor gün ortası! palto yırtık...
Kurdun Ayak İzleri: Romanya
Romanya’ya H. Hesse’nin kurduna belki rastlarım umuduyla geldim. Romanya’daki Karpatlar, Avrupa’nın en büyük kurt sürülerinden birine ev sahipliği yapıyor. Karpatlar otel odasının penceresinden görünüyorlar: Kurt soyunun dağları. Bu dağların havası serttir ama ruhu diri tutar. Bir çekirdeğin içinde bir ormanın gizli olduğunu; her insanın içinde, çok uzun süre yalnız kaldığında, bir kurdun uluduğunu anlatırlar. Rüzgarla...
Namibya: Çölün Metafiziği
Afrika sizi, doğanın hüküm sürdüğü, geleneklerin canlı olduğu bir dünyaya götüren bir rüya: kastettiğim, tabii ki Conrad’ın Afrika’sı değil. “Namib” ülkeye de adını veren bir çöl: yerel Nama dilinde “hiçbir şey olmayan yer” anlamına geliyor. Namibya’da çöl hiçbir haritada işaretli değil; çünkü kayboluş/ yitiklik mekânları, haritalarda işaretli olmazlar. Namibya’da çöl ile, dilsizliklerle, konuşan bir hikâye...
7 ve anne (Şiir)
doğurdum 7 onlar dedi ki 7 karnımdan saçılmış sayısız hücre sarıldı göğsüme hayvan pençeleriyle onlar dedi ki 7 7 kayıp sırt şimdi barut kokuyordu aradım 7 sokak karnımda dünyanın boşluğunu taşıdım 7 kat kat çıktım harabelerin arasından kızlarım –bir ağaç yarıldığında oğullarım –bir çukura dolduğunda yağmur sokak ortasında metale değiyor elim derime geçen pas boyuyor...









