bir yokuşu çıkıp gelmiştim köşkün arka bahçesindeydi cumhuriyet kalbimde gençliğin şelalesi kızıl mı kızıl gözlerim çiçekler açıyordu esrik cümleler sardım boynuma fular gibi atkı gibi günler artı günler orda yıllarca kelimeleri ovdum gözlerimin feri içimin ağrıyan yerlerini ovdum sorsalar (kim kimin kalbine eğilerek ne sormuş ki şimdiye kadar) sorsalar hayatımda tashih olmasın diye musahhih oldum...
Son Yazılar:
ZYGMUNT BAUMAN’IN AYNASINDA MODERN İNSANIN SESSİZ ESARETİ
Sanatın Eşiğinde: Bakmak, Anlamak ve Söz Almak
JOHN PERKINS VE ROGER CROWLEY YENİ KİTAPLARIYLA TÜRKİYE’YE GELİYOR
EDWARD SAİD’İN “ENTELEKTÜEL” FİGÜRÜ ÜZERİNDEN ÇAĞIMIZIN VİCDAN KRİZİ
Kıkırdama (Öykü)
1. FETHİYE-ÜZÜMLÜ SANAT VE EDEBİYAT FESTİVALİ
NON-CONTEMPORARY
Hüseyin Gökdeniz Özertaş’ın Zaman Koleksiyoneri Üzerine Bir Polemik!
BİR SOPRANONUN ÖZEL DÜNYASI
Roman Sahnede Bilim Işıkçı: Bilişsel Edebiyat Eleştirisi Ne Yapar, Ne Yapmaz?
Kıraathaneler, kültür ve aydınlar
Neden resme bakarız?
Plastik Dil, Estetik Donuklaşma ve Yaratıcılıksız Sanatçılık Üzerine
Anarşinin Maskeleri: Percy Shelley’den Triangle Fabrikası Yangınına Radikal Bir Şiir’in Tarihi
ŞEHRİ FOTOĞRAFLA BULUŞTURAN 212 PHOTOGRAPHY ISTANBUL 26 EYLÜL’DE BAŞLIYOR!
Cevat Çapan’ın Anılarında Özer Kabaş ve Zamanları
Levent Karataş’ın Melez Peri Kitabı Üzerine Bir Poetika ve Direniş Okuması
Haftanın Kitap Seçkisi
Sanat Eleştirisinde Üretken Yapay Zekâ Kullanımı
Kategori: Litera
Cumartesi Şarabı
Renkli arabalar geçiyor şehrin üstünden gürültüsüz ve insansız … Kendimsiz kalıyorum kedisiz… Garip bir yüzyıl bu, renksiz! Bir odada oturuyorsun; kahverengi bir odada, at kuyruklu kanatsız ve uçabilen bir odada. Hiçbir yerde değilken görebiliyorum seni, yanıma -sesini elindeki şişeye doldurup- geliyorsun. Sen gelene kadar defalarca unutup hatırlıyorum seni. Yeniden şimdiki gibi. Yanımdasın bir yüzyıl sona...
DEVAMSIZLIK (öykü)
Beni nehrin öbür yakasından getirdiler. Çocuklarla iddiaya tutuşmuştum. Onlara, nehri bir yakasından diğer yakasına yüzerek geçeceğimi söylemiş, ancak bunu yaptığımda tekrar aynı şekilde geri dönmekten korkmuştum. Öğle güneşinin altında karşı kıyada feryatlarım dört bir yanı doldururken öylece çırılçıplak kalakalmıştım ki adamlardan biri yüzerek gelmiş ve beni geri götürmüştü. Sonra da “Lan orospu çocuğu, ben senin...
ANI (Şiir)
ANI Muhammed Şahab’dı adı Ataları göçebe emirlerdi yurdu yuvası yok diye kendi canına kıydı Tutkundu Fransa’ya adını değiştirmiş Marcel olmuştu ama Fransız değildi ve artık oturamazdı atalarının kahve yudumlanarak Kur’an dinlenen çadırlarında Söyleyemezdi artık türküsünü bırakılmışlığının Otelci kadınla ben yürüdük arkasından soluk bir yokuştan aşağı Paris’te kaldığımız Carmes Sokağı’nın 5 numarasından Ivry mezarlığında yatıyor şimdi...
Palyaçonun Taklası
Heinrich Böll’ün Palyaço’su 1960’ların Almanya’sında geçiyor. Nazi rejimi ve 2. Dünya savaşının yarattığı travmayla insanların nasıl ikiyüzlü bir biçimde yüzleştiğini eser gözler önüne seriyor. Pantomimci palyaço Hans Schneider’in sevgilisi Marie’den ayrılmasının ana nedeni Marie’nın çocuğunu Katolik geleneklerine göre yetiştirmek için Schneider’la sözleşme yapmak istemesi. Schneider ise çocuğunu Katolik terbiyesiyle yetiştirmek adına böyle bir sözleşme...
İngilize Savaş Kılavuzu
İkinci Dünya Savaşının pek çok veçhesi ve çehresi var. Neresinden tutarsanız üzerine söylenecek şey bulursunuz. İsterseniz, mesela, çocuk pedagojisini bu savaşa bağlayabilir, dilerseniz terzilik sanatı ve İngiliz kumaşı meselesini dahi ilintilendirirsiniz; kim ne karışır, yazmaya bağlıdır… Diyelim ki, geçenlerde 75.yıldönümü kutlanmış, D-Day adıyla bilinen Normandiya Çıkartmasının Hollywood Sinemasına uzanan etkisini bile uzun uzadıya ele alması...
Coğrafya Ya Da Olmayanın Dersi
Rüzgâr, masamın üstündekileri uçurmasaydı, ağaçların dallarına aklımı vurmasaydı eğer, sana içinden hiç geçmediğimiz yazıdan bahsedecektim; alında, pencere buğusunda, herhangi birinin günlüğünde, duvarda, mukadderat diye geçiştirilip üzerinde durulmayanda ya da, ama içinde olmadığımız yazıdan bahsedecektim sana. Gözlerine denk düşmedikçe, sana dokunmadıkça, silinen yazıdan. Aramızdaki uzaklık büyüdükçe başkalarına biriktiğin kelimelerle, içinde olduğun cümlelerden de bahsedecektim. Adının geçtiği...
Evcil (Şiir)
Bırakıp beni gidişini hatırlamıyorum. Uzak uzak uzak bu dağ yamacına kadar susmanı, Yıldızların uğultusunu, öğrenememiştim henüz. Ormanın arzusundan kendine kıyan bulutların, kirli bir derede yüzen kuşların, gökyüzünü unuttuğunu bilmiyordum. Şubat günlerinden kopup gelen çığın canımı bağışlamasını, Titreye titreye sığındığım ve durmadan seni anlattığım mağaranın, yalnızlığımı alışını yaşamamıştım. “Umut etmek için unutmak gerek” dedi her şeyi...
A PALIMPSTESTIAN TOUCH ON THE TEXTS OF PRISONAR POET AND AUTHOR GÜRAY ÖZ
When you start reading a book, sometimes, you feel that it calls another book. That’s was the case while I was reading “Hala Şafakta Geliyorlar Angela” (They Are Still Coming At Dawn Angela) which is composed of Güray Öz’s essays and his poetry book “kurumuş gül ağacı” (Dead Rosewood). Öz’s books, who has experienced both...
MAHPUS ŞAİR VE YAZAR GÜRAY ÖZ’ÜN METİNLERİNE PALİMPSESTVARİ BİR DOKUNUŞ
Bazen bir kitabı okumaya başladığınızda, bir başka kitabı çağırdığını hissedersiniz. Güray Öz’ün denemelerinden oluşan “Hâlâ Şafakta Geliyorlar Angela” ve şiir kitabı “kurumuş gül ağacı”nı okurken de böyle oldu. Hem sürgünü, hem mahpusluğu görmüş Öz’ün kitapları, Edward Said’in “Entelektüel”’ini çağırdı. Çünkü Öz, deneme kaleme alırken de, şiirlerini yazarken de entelektüelin bitimsiz işlevi olan hakikat arayışından vazgeçmiyordu....








