Leppert’in sanat tarihi üzerinden nünün ve çıplaklığın izini sürdüğü kitap, birçok bölümüyle gizemli ve şaşırtıcıdır. Okurun ufkunu açacak bu metin, Türk okuru için de; Türk Hamamına dair bölümleriyle ilgi uyandıracaktır.
Son Yazılar:
Yapay Zekânız Pek Güzelmiş de Mülkiyeti Kimde?
CEP TELEFONLARI SANATI NASIL DÖNÜŞTÜRDÜ?
THOMAS BALKENHOL: “BİR FİLMİN KURGUSUNU YAPACAK KİŞİ, SENARYOYA BAKAN İKİNCİ KİŞİ OLMALI.”
KİTSCH, İRONİ VE POSTMODERNİZM: JEFF KOONS
ŽİŽEK’İN YAMUK BAKIŞI VE HAKİKATİN KARANLIK YÜZÜ
Anne Carson ile Şiir Üzerine
Yedi Deli Tek Zihin
Hiperpolitikadan Sonra Ne Geliyor?
Lambanın İçindeki Karanlık (Öykü)
Sanat Endüstrisinin İklime Etkisi Üzerine Düşünceler
HALİS DOKGÖZ’DEN “TEMASTAKİ İZ AYRINTIDAKİ ŞEYTAN” RAFLARDA
Gülüşümdeki Hançer İpekte Sınanmıştır
Türk Görsel Sanat Eleştirisinde Retorik Estetik ve Gözün Tasfiyesi
Lucky Luke 80 yaşında
LÉVİNAS’IN ÖLÜM, ZAMAN VE ÖTEKİ İLE HESAPLAŞMASI
En Zararlı Varlık İnsana Karşı Benim Yoldaşım Yapay Zeka
BEYOĞLU’NDA 97 ETKİNLİKLE “MUAMMER KARACA TİYATRO BAYRAMI” BAŞLIYOR!
Algoritmik Kapitalizm: Savaş, Kaos ve Düğümler
Otonom’dan Yeni Kitap: Devrimin Neşesi
Yazar: Dağhan Dönmez
ÇOCUKLUĞUMUN, SUYA BIRAKTIĞIM AYAK İZLERİ
Sis perde gibi kentin semasına çekilmiş. Sanki göğün tenhalarında sevişen çiftler var da, ardına gizleniyorlar. Aynı kentin sokaklarında, sağımdan ve solumdan insanlar yürüyor. Yüzler ifadesiz. Mimikler tiyatral bir kurguya hizmet ediyor. Her sabah aynı saatte aynı yerden geçmek, törensel bir mahiyet kazanmış adeta. Güneşin düşüş açısını dahi bu geleneksel geçiş törenine göre ayarladığını düşünüyorum. İçinde...
Şahsiyet aslında kimdi?
Türkiye’nin modernleşme sürecinde, ne Hristiyan Batı ile din/inanç uyuşmazlığı, ne de yaşantı farklılığıdır ayağımıza değen ilk taş. Açmazın temelinde, kadın meselesi olduğunu düşünürüm. Modernleşme, yontusuz tarifiyle tebayı birey kılmaktır. Birey olma hadisesi, yalnız erkek için değildir öte yandan; kadın da payını alır bu yeni dünya ganimetinden. Hal böyle olunca, erkeğin kadın üzerindeki mülkiyet hakkı da...
Hepimiz Siyah Poşetten Çıktık…
Uzun zamandır söylemek istediğim bir şey bu. Kendi kendime düşünüp durduğum, abartmış olacağım ihtimalini göz ardı edemediğim, alalede bir şey… Bilirsiniz, “felsefe yapmak” dilimize olumsuz manada girmiştir. “Amma felsefe yaptın” deyiverirler alnının ortasına. Öte yandan, kahve köşelerinde, ayak üzeri sohbetlerde, ağız bulan konuşur. Dostoyevski, Gogol’e atfen; “Hepimiz onun Palto’sundan çıktık,” der. Ben de şöyle eğiyorum...
KÜÇÜK KIZIN ZİHNİNDEKİ EV
Şiir, hislerin ve fikirlerin dünyasından ayrılır mı olgunluk çağında? Hayır. Başkalarının tesirinden kurtulup şahsiyetini bulur. Yağmur, ürkek adımlarla yağıyor. Camlarda kesif buğu… Pencereye yanaşıyor küçük kız. İşaret parmağıyla, dumanı andıran cama ev resmi çiziyor. Altı yaşında; plazalarla, gökdelenlerle, hiç olmadı toplu konutlarla büyümüş kız, “Bak anne” diyor; “Ev çizdim!” Dikkatinizi çekmiş midir bilmiyorum; bugünün çocukları...
Aşkın kapitalizmle bir ilgisi olabilir mi?
Birincisi o incecik, o dal gibi kız, Şimdi galiba bir tüccar karısı. Ne kadar şişmanlamıştır kim bilir. Ama yinede de görmeyi çok isterim, Kolay mi? İlk göz ağrısı. Orhan Veli “Bugün zengin olsaydım kendimi suçlardım. Fakat hiçbir şeyim yok, her şeyi çarçur ettim; bu beni biraz avutuyor ve yaptıklarımı haklı çıkartıyor.” Tarihin en şöhretli çapkınına...
Beşir Fuad: Bundan tatlı ölüm tasavvur edemiyorum…
Nihilist kavramı, edebi külliyata ilk kez bu romanla girmiştir. Aşkı, şiiri, gelenekleri reddeder Bazarov; Puşkin’i alaya alır. Bilimsel soğukluktan kastedilen de budur. Tüm duygulanımlardan arınmış, coşkunluğun yerini ölçüye bıraktığı, mesafeli bakış… Mum ışığının cılız aydınlığında, çehresiz siyah canavarlar gibi gölgeler vuruyordu duvara. Nesnelerin gölgeleriydi bunlar; boşlukta sallanır gibi gözüken divit, mürekkep hokkası, kitaplar, karalanmış ve...
Hazzın günahı mı yoksa çalışmanın mı?
Tıpkı “Yengeç Dönencesi” kitabındaki gibi, “Clichy’de Sessiz Günler”de Henry Miller’ın Paris yıllarının izlerini taşır. Serseri bir hayatın hikayesi anlatılır bu kitaplarda. Nereye savrulacağı belli olmayan ama savrulacağı yerin nasıl olacağının bilindiği bir hayat… Max Horkheimer ve Theodor Adorno’nun 1956 yılında yeni bir Komünist Manifesto yazma niyetiyle gerçekleştirdikleri, üç hafta süren tartışmaları bir kitapta toplanmış ve...
Peki Ama Hangi Akışta?
Havasını soluduğumuz gök kubbe altında her şey değişedurur. İklimler, sesler, kuşların göç yolu bile… Yaşamıma dönüp baktığımda, bir istisnayı değişmez bulurum. Çocukluğumuzun önlüklü yıllarında, kulağımıza üflenen o sihirli ezgiyi… “Daha dün annemizin kollarında yaşarken, çiçekli bahçemizin yollarında koşarken, şimdi okullu olduk, sınıfları doldurduk, sevinçliyiz hepimiz…” Bu şarkıyı en tiz sesimizle söylediğimiz yılların üzerinden dört nala...








