bildim neden bu kâğıtta olduğumu cetvel koymuştu babam alnıma bu dedi benim aslında bir elma ve ben çok eskiden dudağımın kenarında bir kanepeyle yaşardım gözümün içinde bir su görmedim yüzünü onun sesi duyuldu odada -bu ne dedi Dr? şemsiye değil dedim ben de hem dudakta şemsiye açılmaz kanepe var dudağımda üstelik ben de oturamıyorum kenarına...
Son Yazılar:
Mehmet Raif Ersoy: Figür, Emek ve Kültürel Bellek Üzerine Bir Resim Pratiği
İnsanın Bilişsel Üç Sorunu: Kurgucunun Üç Oyunu
ŞİİRİMİZİN “ANDRE BRETON”U!
CNN-MTV VE YAPAY ZEKA
Edip Diye Bir Çocuk -Aynadaki Kelebek (Öykü)
KEDİYE DÖNÜŞEN KADIN (ÖYKÜ)
GOREE ADASI – KÖLELİK – HOLLYWOOD
Gaye Boralıoğlu: İstanbul, Yurtsuzluk ve Varoluş
Ahmet Cemal: Adaşımı anarken
Deniz Göktaş veya “Bulutsuzluk Özlemi”
BABAOCAĞINDAN AYRILMAK DURUMUNDA KALAN SUPERGIRL
Mehmet Atlı: Kürt Müziğinin Modern Sesi
EVREN EROL’DAN “BAŞKA BİR PENCERE” SERGİSİ
Kuzguncuk Sanat Tiyatrosu’ndan “Hrisantos’u Kim Öldürdü?”
DİSTOPİK BİR DOYUMSUZLUK: ”IŞILTILI HAŞERAT
Yolun Yükü
Kadir Ağabey’in Ardından
ustam dağınıktır dağınıklıktır benim
Apartman Yöneticisi (Şiir)
Kategori: Litera
Zaniyeler: Selahattin Enis
Yağma Sofrası Bu sofracık, efendiler –ki bekler yutulmayı Huzurunuzda titriyor –şu ulusun hayatıdır Ulusun ki acılı, ulusun ki eşiğinde ölümün! Ama sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır… Yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin, Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin! Efendiler pek açsınız besbelli yüzünüzden; Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir? Şu doyumcu sofra,...
GENİŞ ZAMANDA BİR MEKȂN
Elimde iki fotoğraf var: ikisi de aynı ana, aynı mekâna ait, sadece özneler değişmiş. Birinde ben, diğerinde genç bir adam, kameraya utangaç bir edayla gülümseyerek poz vermişiz. O günler selfie yapmayı akıl edemediğimiz için olsa gerek, muhtemelen karşılıklı oturduğumuz masada, kamera el değiştirmiş, birbirimizi fotoğraflamışız. Benim dirseğimi dayadığım demir parmaklık, onun ellerini üstünde kavuşturduğu küçük...
BİR AĞAÇ GÖRDÜM (ŞİİRLER)
Edith Södergran 1892 yılında St. Petersburg’da doğdu. Ailesi o zamanlar çarlık Rusyası’na bağlı bir prenslik olan Finlandiya’da yaşayan İsveçli azınlığa mensuptu. Södergran’ın şiiri yaşadığı dönemin şiiri olmakla birlikte, aynı zamanda değişik kültürlerin bir arada yaşadığı bir ortamın da ürünüdür. Södergran’ın İsveç şiirinde yeni bir çığır açması tesadüf değildi. St. Petersburg’da okula giden, bu metropolde büyüyen...
“HERCÜMERÇ-MİNİMAL METİNLER”
Yazar Metin Aydın, bir yıl evvel ki “Bisturi – Huzursuz Metinler” (2018, Kaos Çocuk Parkı Yayınları) kitabından sonra bu sefer de “hercümerç- minimal metinler” (2019, İmleç Kitap) ile karşımıza çıkıyor. Metin Aydın’ın ilk kitabı olan “Biblo Hayat”( Babil Yayınları, 2010) yayımlandı, ardından “üryan” (2016, Lethe Yayınları), adlı kitabı ile okurlarıyla buluştu. Metin Aydın, minimal metinlerde;...
EDEBİYATTA ÖVGÜ VE YERGİNİN SINIRI
Eleştiri dünyamız, okuma alışkanlıklarımız ve okur olarak sanatçıya-esere dönük yaklaşımımız, bugün dahi, geçmişten devraldığı fanatikçe tarafgir olma, son derece öznel bir yan tutma ya da karşıtını bütünüyle yok sayma fiilinin çok ötesine geçmiş görünmüyor. Eleştiri ve okuma edimlerimizin ‘nesne’sine yorumsal yaklaşımlarda bulunurken bu denli ölçüsüzlüğünün sınırlandırması gerektiği aşikârdır. Gülünç yergiler ve nesnesinden uzak kişisel, hamasi...
Küçük İskender’e karşı sorumluluğumuz
Şairimizi kaybetmenin üzüntüsündeyiz. Belli ki yasımız bir süre daha, şiirlere kendimizi verinceye dek sürecek gibi. Çünkü benzersiz bir şairi yitirdik. Çünkü ilkleri başaran bir şairi yitirdik. Çünkü şairliğe karşı duran şairi yitirdik. K. İskender için şiir ve düzyazı amaç değil bir araçtı. O sanattan daha önemli şeylerin varlığını gördü. K. İskender önce hayat diyenler kuşağında...
HER ŞEY ÇOK DAĞINIK: YAVUZ ÖZKAN’SIZLIK
Dünya’dan gittiğiniz günden beri, kalbim ağrıyor. Hayattan bu kaçıncı sekişim, bilmiyorum. Hala nasıl yaşıyorum, onu da bilmiyorum. Nasıl bir güç varsa bu köhne kalbimde… Bu halde beni görseydiniz, çok kızardınız. “Boşuna izlemişsin filmlerimi, seninle konuşarak nefesimi gereksiz tüketmişim” derdiniz. Bundan eminim. O çünkü, Yavuz Özkan’dı. Güçlüydü, çok güçlüydü. Güçlü olmanın ne demek olduğunu, bana öğretendi....
seranat (şiir)
bir şey söyleyeceğim amakınama beniçünkü ertelenen her düşkaçırır uykuyu ne istiyorsun bendenperdelerdengücüm yetmiyorörtmeye geceyi ıssız dudaklarımdaseni sevmek için ihtiyacım var şimdidaha çok sözcüğe yoksa öldürebilir benigölgenle aramdaki bu mesafe Resim: Utku Varlık
ZAMAN MEFHUMU
Yıllardır görüşmediğim bir arkadaşımla altı yılın ardından buluşmak için sözleştik. Öğlen 12’ye 10 kala arkadaşımla yazıştım ve 1 saat sonra buluşma yerine geleceğini, yolda olduğunu belirtti. İşlerimi o buluşmadan sonra devam etmek üzere ertelemiştim, beklemekten başka yapacak bir işim yoktu. Hem altı yıldır görmediğim arkadaşımı görecek olmanın heyecanı hem de bir iş yapmadan beklemenin sıkıcılığı...









