İkinci Dünya Savaşının pek çok veçhesi ve çehresi var. Neresinden tutarsanız üzerine söylenecek şey bulursunuz. İsterseniz, mesela, çocuk pedagojisini bu savaşa bağlayabilir, dilerseniz terzilik sanatı ve İngiliz kumaşı meselesini dahi ilintilendirirsiniz; kim ne karışır, yazmaya bağlıdır… Diyelim ki, geçenlerde 75.yıldönümü kutlanmış, D-Day adıyla bilinen Normandiya Çıkartmasının Hollywood Sinemasına uzanan etkisini bile uzun uzadıya ele alması...
Son Yazılar:
Mustafa Ağatekin: “İşin sonu, neticesi” demek encam
Yeni Dünya Düzeni: Etobur Yırtıcıların Geçit Töreni
haplar ve laflar dünyasının paslı yazgısına şiirden merhem ezen çocuğun hikayesi (şiir)
ÇAĞILTI (ŞİİR)
KOMANDOKARA III. FASİKÜL (ŞİİR)
HAYDAR ÜNAL’DA TARİH, BELLEK VE DİRENİŞİN POETİKASI
Karanlık Kuşağın Künhü (Şiir)
Dip Adası (Şiir)
kan kırmızı gecelerin masalları (şiir)
Deniz Kıyısındaki Meyhane (Şiir)
Kütleçekim (Şiir)
Kaç Adım (Şiir)
Yapay Zeka Çağında İş Nasıl Bu Kadar Kötüleşti
NURETTİN BELİKIRIK: “NEDEN SORUSU, YAPTIĞIM RESİMLERİMİM BİR İFADESİ OLARAK ORADA DURUYOR.”
Sven Beckert: Kapitalizmin bir başlangıcı vardı ve bir gün sona erecek!
Fincanın Kıyısından Odak Etiğine
DÜNYAYI İKİ KERE GEZMİŞ OLAN KİŞİ İSTANBUL’DA
OLAN BİTEN; OKUL CİNAYETLERİ, SARI ZARFLAR, ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR
“Paslanmış kapıyı açmak isteyene anahtar”: Yakanıza Gül
Kategori: Litera
Coğrafya Ya Da Olmayanın Dersi
Rüzgâr, masamın üstündekileri uçurmasaydı, ağaçların dallarına aklımı vurmasaydı eğer, sana içinden hiç geçmediğimiz yazıdan bahsedecektim; alında, pencere buğusunda, herhangi birinin günlüğünde, duvarda, mukadderat diye geçiştirilip üzerinde durulmayanda ya da, ama içinde olmadığımız yazıdan bahsedecektim sana. Gözlerine denk düşmedikçe, sana dokunmadıkça, silinen yazıdan. Aramızdaki uzaklık büyüdükçe başkalarına biriktiğin kelimelerle, içinde olduğun cümlelerden de bahsedecektim. Adının geçtiği...
Evcil (Şiir)
Bırakıp beni gidişini hatırlamıyorum. Uzak uzak uzak bu dağ yamacına kadar susmanı, Yıldızların uğultusunu, öğrenememiştim henüz. Ormanın arzusundan kendine kıyan bulutların, kirli bir derede yüzen kuşların, gökyüzünü unuttuğunu bilmiyordum. Şubat günlerinden kopup gelen çığın canımı bağışlamasını, Titreye titreye sığındığım ve durmadan seni anlattığım mağaranın, yalnızlığımı alışını yaşamamıştım. “Umut etmek için unutmak gerek” dedi her şeyi...
A PALIMPSTESTIAN TOUCH ON THE TEXTS OF PRISONAR POET AND AUTHOR GÜRAY ÖZ
When you start reading a book, sometimes, you feel that it calls another book. That’s was the case while I was reading “Hala Şafakta Geliyorlar Angela” (They Are Still Coming At Dawn Angela) which is composed of Güray Öz’s essays and his poetry book “kurumuş gül ağacı” (Dead Rosewood). Öz’s books, who has experienced both...
MAHPUS ŞAİR VE YAZAR GÜRAY ÖZ’ÜN METİNLERİNE PALİMPSESTVARİ BİR DOKUNUŞ
Bazen bir kitabı okumaya başladığınızda, bir başka kitabı çağırdığını hissedersiniz. Güray Öz’ün denemelerinden oluşan “Hâlâ Şafakta Geliyorlar Angela” ve şiir kitabı “kurumuş gül ağacı”nı okurken de böyle oldu. Hem sürgünü, hem mahpusluğu görmüş Öz’ün kitapları, Edward Said’in “Entelektüel”’ini çağırdı. Çünkü Öz, deneme kaleme alırken de, şiirlerini yazarken de entelektüelin bitimsiz işlevi olan hakikat arayışından vazgeçmiyordu....
Haiku’şlar (Şiir)
* sarhoş bir serçe bana yol gösteriyor yağmur altında * yavru kediler geziniyor dünyayı güneşli yolda * eski bir dost ya konuşmaya gerek yok karga ile çınar * bir umut gibi kanatlı bir gölge geçti düşler uyandı * çıkmak isterken düşüyor kaplumbağa eski havuza * havuzda telaş şimşek gibi yüzüyor bir kaplumbağa * -Fatma...
Maviden (Öykü)
Küçük sandalın yarı çürümüş omur yumrularına tutturulmuş, birbirinden ayrık farş gövde tahtalarının üzerine kıvrılmadan önce, tersane çıkması çöpçü ceketimi katlayarak yastık yaptım. Uzandım. İki elimi başımın altına koyup yıldızları seyre daldım. Bir yıldız kaydı. Dilekte bulundum, çakmak çakmak oldu gözlerim. Ellerimi başımın altından kurtararak, uçan bir kelebeği yakalamak istercesine karanlığın içinde gezdirdim. Çizgiler oluştu karanlık...
Maviden (Öykü)
Küçük sandalın yarı çürümüş omur yumrularına tutturulmuş, birbirinden ayrık farş gövde tahtalarının üzerine kıvrılmadan önce, tersane çıkması çöpçü ceketimi katlayarak yastık yaptım. Uzandım. İki elimi başımın altına koyup yıldızları seyre daldım. Bir yıldız kaydı. Dilekte bulundum, çakmak çakmak oldu gözlerim. Ellerimi başımın altından kurtararak, uçan bir kelebeği yakalamak istercesine karanlığın içinde gezdirdim. Çizgiler oluştu karanlık...
Şarkhan’daki Kutular (Öykü)
Anlatacaklarım, hiçbir gerçek olaydan bulmamıştır esinini; çünkü hiçbir olay gerçek değildir. Olay denilen şey, akılsız başın ayaklarına çektirdiği cezayla birinci dereceden akrabadır. Yaşanır yaşanmaz; orası ayrı ve ilgi alanıma girmiyor. Gerçek ise duymadadır, siz onu nasıl duyarsanız öyle yanılırsınız. Tahtakale’yi severim, sevmek için sebep aramadığım yerlerdendir. Bilirsiniz bazı yerler kişiye özeldir, hiçbir somut bağa gerek...
KUMSAL (Şiir)
Denize dönen bir burun batıda içbükey profili, rüzgârın eğip büktüğü alıç ağaçlarından bir peruka Biz ayaklarımızla dibe dokunabiliriz hâlâ bakabiliriz hâlâ incilerle süslü iri ayaklarımıza izleri şimdiden silen kumu hâlâ duyumsayabiliriz akıntıyla titreşip salınan uzun ince yosunlar biraz daha derinlere batıyoruz ama derin olunmuyor yalnız ondan söz açarak sığlık yerler biraz daha...







