“Hiç kimse doğuştan masum değildir.”, diyerek elindeki neşteri ameliyat malzemelerinin bulunduğu metal tepsiye sert bir şekilde kaydırarak bıraktıktı. Yürürken kanlı eldivenlerini ellerinden sıyırıp ameliyathanenin kapısından çıkıp gözden kayboldu. Onu biraz olsun tanımıyor olsam neden bu mesleği seçtiğini sormak isteğiyle bu kadar yanıp tutuşmazdım. Elimde göbek kordonu, kalakaldım. Metal masada solunum cihazına bağlı, kalp atışları giderek...
Son Yazılar:
Poltergeist ya da Sinyalsiz Ekrandan Dışarı Fırlayan Dehşet
Zeki Faik İzer – Zühtü Müritoğlu – Elif Naci Üzerine Bir Kartpostal Okuması
KÜLÜN İÇİNDE KALAN HARFLER
ARAP DÜNYASININ YENİ YILDIZI: HALA BENSAID
11. Hitay Vakfı Sanat Yarışması Başvuruları 30 Haziran’a Uzatıldı
DÜNYANIN EN ÜNLÜ SAHAFI MOHAMED AZİZ: KİTAP YAŞAMDIR
İnsan-Sonrası Bir Dünya: “Three Robots” ve Bir Kedi
MODERNİZMİN GÖRÜNTÜSEL YAPISI
Geçmiş Kimin? Arkeoloji, Siyaset ve Kültürel Mirasın Sahipliği
Hegel’in “efendi-köle diyalektiği” nedir?
Aynalar, Tlön, Kizaemon Ido ve Çatlaklar
“Bir Kentin Hafızası Kaç Dilde Yazılır?”
“Tiffany’de Kahvaltı”dan, “Cesur Yeni Dünya”ya
Star Wars Anlatı Sanatı Müzesi
Jean-Marc Veliscek: “Fransız sineması, bir film laboratuvarıdır.”
Seslerin Yerleştiği Konak: Edirne Müzik Müzesi
Kültürel Zeynalar ve Ninalar: Türkiye’deki Sinema ve Dizi Endüstrilerinde Teknik Alanda Yaratıcı Kadın Emeği
Cumartesi Anneleri ya da Masanın Altındaki Hayalet
Toprağın Altından Vitrine: Kazı Bilgisi Müzeye Ulaşabiliyor mu?
Kategori: Litera
Geldim (Şiir)
safran bir gece safkan bir gece geçiyordu soğuk aynalardan alaşağı gerçek ve ben, damarları kıstırmış rap raplar kötücül eylemlerle maruf toprak alıştı mumyalar güneşsiz yaşamaya herkesten ihtişamı kopararak bir uçuruma yaraşır gibi, şu an sibirya’nın herhangi bir bölgesinde değilim şu an ikinci el dükkânlarda direnmiyorum ne batısında ne de doğusunda değilim meridyenlerin mesela şu an...
GEREKSİZİN TEKİ
Bir hiçlik, gecenin deminde yalnız yalnız kaynıyordu. An’lar/anılar patlayıp saçılıyordu. Varoluş denilen; aslında yok oluş, geviş getiren zamanın tanrısıydı. Bazı an’lar anlaşılmazdı, katlanılmazdı, kabullenilmezdi, ama yaşanılıyordu, belki de yaşanılmaları gerekiyordu. Yalnızdım, yalnızlıktım, çaresizliktim, ahmaklıktım. Bütün anlar beni vura vura beni kıra kıra öldürüyordu, çürütüyordu, yok ediyordu; çürümüş olan zamandı. Vuran insandı, evrendi. Vurdu, vurdu, vurdu!...
VINCENT VAN GOGH (ŞİİR)
aklımız bazen bizden ayrı çalışır başıboş ev hayvanları ya da evden kaçan çocuklar gibi elleri ensesinde sırtı üstü uzanmış bir aylaklık ile düşüyorum dünyanın peşine gördüğümden hep daha farklı görkemi ve dehşeti ile yeryüzü aklımı kaçırdığım yeri arıyor tuvalde hastalıkların bütün sarı tonları, yoksulluğun dağınıklığı açlığın üzerini örten ucuz şarap aşkın büyüsünden ve sıcak renklerinden...
ŞİİRLER
BİR DAĞI YANILTMAK İnsanın öznesi yalnızlığıdır Ne giyerse üstüne onunla zenginleşir Güler insan çoğalır Susar insan serinletir Gider insan, özlemi kabusa döndürür Bir dağı bile yanıltır insan Dağ insanın aymazlığıdır *** AİT OLMAK Aitim, sana mı peki, bunun yanıtı zor O yanıta aitim belki Alkol ve gözyaşı iyidir, aşktan söz etmedim daha Bir yokluğun var...
HER FİLM BİTİYOR (ŞİİR)
Unutmanın rüzgârla bir akrabalığı var bazen geri dönüp ılık ılık dokunur sonra gider bir kayanın arkasına saklanır kulaktan kulağa oynar sonuncu sözcük hep sarhoş uzak diye bir yer yok bellek rüzgârdan da uçarıyken. Her ışıyan ana bir delik her acıtan ana bir düğüm attığım halıdan ipek böceğinin çıkışı ve ıslak merdivenlerden inişi tabakta balıktan fırlamış...
EVE DÖNÜŞ (ÖYKÜ)
Onun için yoldu her yer, ondan uzaklaştıkça susulan bir yol. O şehir senin bu deniz benim, sarsak bir koşu tutturmuştu. Bir keresinde, bir denizin kıyısına gömdüğü istiridyeyi bulamamak yüzünden intihara kalkışmıștı. Arkadaşları, kamarasında, «Canım Hanna’ya…»diye başlayan, bir mektup bulmuşlardı: «Yine yeni bir şehre vardık Hanna. Yağmur yağıyor. Arı kovanı gibi, itiş kakış içinde kaçışıyor...
ILGIM SALGIM (ÖYKÜ)
Hayat, bir gün daha fazla düşünmekten ileri geliyordu… Bir kıvılcım en az iki etkenle ve farklı kombinasyonlarıyla büyüyebilirdi: – Rüzgâr ve hava – Kıvılcımı beslemek – … Hangisinin ya da hangilerinin olası bir büyümeye vesile olduğunu anlamak, bunlardan en az birisini deneyerek ve kıvılcımı gözlemlemekle mümkündü. Ne sen ne de ben göreceli sonlukta ve/veya sonsuzlukta...
Tiyatrodan kalkıp romana varan Hakan Güneri
Bir yıl önce Mahmut Şenol’un son romanı “Bir Roman Yazılıyor ~ Nicky’i Öldürmek” üzerinde yazdığım, K24’te yayınlanan eleştiri yazısında şöyle demişim: “Roman denen edebiyat türü karakterler üzerine kurulur. Bırakın sadece sağı-solu, aşağıyı-yukarıyı, havayı-suyu-manzarayı ya da duyguları yansıtan post-modern ötesi kitapları; bunlar roman kategorisine girmez aslında. Nitekim, ‘Roman karakterler üzerinden dünyayı algılamaktır,’ der Mahmut Şenol.” Öte...
KAÇAK (ŞİİR)
Ne çok sevi eklemlendi Geçmiş zaman tümcesine ömrümün Binbir haz sonrası Kabuğuna çekilmiş Kirene Özledim o günleri Acısını da, sevincini de Duyumsardım yalımını Soluğunu şiirin Çıktığım yolculuklarda Bakardım gözüm gibi Kalbi kanatan hevese Ve rastlantılara bıçağımla düzelttiğim Ne çok severdim Nedeniydi Yürekte yanan her şeyin Sekiz kez tekrarladım bunu Koklarken güneşin taze meyvesini Dokunurdum halesine...









