Bu makale, bir simgesel şair olan Salâh Birsel’in şiirlerinde sözlü, durumsal ve dramatik ironiyi ele alıyor. Analiz edilen metinler, 1950’li yıllardan gelmektedir. Birsel, şiirlerinde ironiyi ve yergiyi ustaca kullanırken kimi şiirlerinde espri, yergi ve ironi dozunu alabildiğine yükselterek dilde ve içerikte deneysellik ve mizahı yer yer anlamsızlığa ulaştırır. Böylece toplumcu-gerçekçi şiire yakın durmakla birlikte şiirde...
Son Yazılar:
Öncü Bir Sanatçı: Yücel Dönmez
Mehmet Raif Ersoy: Figür, Emek ve Kültürel Bellek Üzerine Bir Resim Pratiği
İnsanın Bilişsel Üç Sorunu: Kurgucunun Üç Oyunu
ŞİİRİMİZİN “ANDRE BRETON”U!
CNN-MTV VE YAPAY ZEKA
Edip Diye Bir Çocuk -Aynadaki Kelebek (Öykü)
KEDİYE DÖNÜŞEN KADIN (ÖYKÜ)
GOREE ADASI – KÖLELİK – HOLLYWOOD
Gaye Boralıoğlu: İstanbul, Yurtsuzluk ve Varoluş
Ahmet Cemal: Adaşımı anarken
Deniz Göktaş veya “Bulutsuzluk Özlemi”
BABAOCAĞINDAN AYRILMAK DURUMUNDA KALAN SUPERGIRL
Mehmet Atlı: Kürt Müziğinin Modern Sesi
EVREN EROL’DAN “BAŞKA BİR PENCERE” SERGİSİ
Kuzguncuk Sanat Tiyatrosu’ndan “Hrisantos’u Kim Öldürdü?”
DİSTOPİK BİR DOYUMSUZLUK: ”IŞILTILI HAŞERAT
Yolun Yükü
Kadir Ağabey’in Ardından
ustam dağınıktır dağınıklıktır benim
Kategori: Litera
Efendilere Misilleme
Efendim, Europa’nın kaçırılışı öyle pek de sanıldığı gibi tanrılara layık bir aşk hikâyesi değildir. Bilakis Zeus -bizi bu hitabımızdan ötürü affetsin- bir yalancıdır. Onun efendiliği aşkının, bu derin hazzın uğruna gerçekleştirilen büyük bir aldatmacadır. Hikâye Zeus’un Europa’yı görüp ona âşık olmasıyla başlar. Zeus kılık değiştirir, bir boğaya dönüşür ve o esnada nedimeleriyle eğlenen Europa’nın yanına...
KİTABA YOLCULUK
Yazmaya başladığımda 40’ımı aşmıştım ama okumaya ne zaman başladığımı hatırlayamıyorum. Belki ağabeyimin bana, henüz ilkokula başladığımda, aldığı ‘Hazine Adası’ sahip olduğum ilk kitaptır. Hatırladığım kadarıyla Tom ve Jerry’nin çizgi romanı da sahip olduğum ilk kitaplardan ama o kitapları okuyup okumadığımı hatırlayamıyor, hayal meyal sayfalarındaki resimlere baktığımı hatırlıyorum… Ben ilkokula başladığımda Bereket ağabeyim liseye gidiyordu. Kendi...
KENTSEL SİYASETTE TOPRAĞIN MERKEZİ ROLÜ VE YENİ GETİRİM TEORİSİ
Arazi getirimi ile ilgili makalemin giriş bölümünde, klasik politik ekonomiyi, Marks’ın politik ekonomisini, sıra dışı dönüşü ve kentsel ekonominin müteakip temellerini kapsayan toprak getirim teorisinin tarihini ve coğrafyanın getirim teorisi etrafındaki Marksist fikir birliğini ortaya koyuyorum. Daha sonra, bu uzlaşmanın yıkılmasından bu yana gelişen bazı çağdaş literatür kollarını, yani sermaye değişimine odaklanan politik ekonomi yaklaşımlarını, çeşitli...
RAŞEL MESERİ: “KÜT OYNAYAN KADINLAR” VE “MESKÛN ZAMAN”
Raşel Meseri’nin “Küt Oynayan Kadınlar” ve “Meskûn Zaman” novellalarını hızla okudum bitirdim. İki novellanın da geçtiği mekanlar, hayali bile olsa kahramanlar, kişisel tarihimle kesişiyordu. Bu yüzden ilgiyle okudum. Bir de bu kişisel tarih en masum halimden en deli dönemime geçiş olunca daha değerli hale getirdi iki kitabı da. Dünyayı öğrenemeye başladığım yıllar aynı zamanda Karataş...
Kara (Öykü)
O bölgede kış ayları çok soğuk geçerdi. Kuru ve soğuk. Yazlar ise kuru ve sıcak. Yıllardır ülkenin güneydoğusunda idim. Çünkü petrol oradaydı. Günlerim, sorumluluğu bana verilmiş olan “atbaşı” petrol pompalarını denetleyerek geçiyordu. Çalışıyor durumda olmalıydılar. Uluslararası dev bir şirket olarak ya kendimizi kandırıyorduk ya da başkalarını. Aynı rezervin üstüne onlarca pompa kuruluyordu. Araştırmalar sonuçsuz çıkıyordu....
Tanat (Öykü)
“Kaymakam eşinin, makam aracıyla işe gelmesinin hukuksal karşılığı nedir?” diye sordum. Kardeşim, telefonun ucunda her zamanki gibi uzun uzun güldü. Yüzünü görmesem de gülüşünden yola çıkarak o anki oturuş pozisyonunu bile tahmin edebiliyorum. Böyle de bir özelliğim var işte: Doğruyu bulmak. Bu özellik çoğu zaman başımı belaya sokuyor. Bela dediğim de küçük hesaplaşmalar, kusumsuz mide...
FREUD’U GÖREN VAR MI? (ŞİİR)
Yanavi’de azgın Zigmond Cümle danışanları Dil kökünden öpüyor Oluk yırtmış bir olçum Hem skrotum hem hortum diye tutturmuş burda Mantar peyliyor kamar, zırıb gibisi var mı Adı ar mı damarın, bisturiyi bozar mı? Enkürabl demiştik Marsilya’dayken buna Deniz suyuna sokar küçültürdük mantarı Arı gibi sokar o da, önüne çıkanı sokar Kendini de kendini de sokar...
son ah (şiir)
dünya yine aynı güzellikte düş yine alabildiğine sonsuz ve yine herkes kendi dünyasından bakıyor yaşama yaşadığı sınırlar içinde çiziliyor kaderleri. sokaklarda, fabrikalarda insan sesinin olduğu her yerde yaşam sevgisizlikle akmaya devam ediyor yavaş yavaş insan oraya doğru gidiyor. dik yamaçlarda ufku izleyen hayvan sürüleri yükseklerde avını gözetleyen kartallar tarlasını süren, ekinini hasat eden çiftçiler ve...
Arabesk Bahçeler (Şiir)
Orhan Koçak için Her şey çabuk unutulur buralarda. Uzun, ama adsız biter ovaların kekeme tarihi. Bir yılkı atının kör menzili olur ömrümüz Kurdun kuşun ağzında, tanrısız ve korkak. Sonrası, arabesk bahçelerde bir oturak cumhuriyetidir! Toz, ter, pasaklı bir güneş ve suikast… Kurdun dişindeki kan emzirir sırtımızdaki darağacını. Yerli ve derin odalarda, yeni barbar Durmadan aklıma...









