yor, ve sonra keçiler deftere yazıyor. Çöl burası, ala merdiven başında Daşa üstü başı kirli otların arasında sanıyor ya da köpük ve yağın fabrikayla birlikte onun ortasında bütün çıplak omuzların üstünde ridorlar, levyeler ve borular yaşıyorlar. bir hayale. NOT ELEŞTİREL KÜLTÜR (EK Dergi) sitesinin edebiyat editörü Erkan Karakiraz’ın seçtiği eserler, sitenin edebiyat bölümü Litera’da yayımlanıyor....
Son Yazılar:
Yerden Göğe Bir Vizyon: Türk Arkeolojisinin Doğuşu ve Epistemolojik Dönüşümü
“Gerçek Ötesi”ne İtalya’dan En İyi Sanat Filmi Ödülü
Poltergeist ya da Sinyalsiz Ekrandan Dışarı Fırlayan Dehşet
Zeki Faik İzer – Zühtü Müritoğlu – Elif Naci Üzerine Bir Kartpostal Okuması
KÜLÜN İÇİNDE KALAN HARFLER
ARAP DÜNYASININ YENİ YILDIZI: HALA BENSAID
11. Hitay Vakfı Sanat Yarışması Başvuruları 30 Haziran’a Uzatıldı
DÜNYANIN EN ÜNLÜ SAHAFI MOHAMED AZİZ: KİTAP YAŞAMDIR
İnsan-Sonrası Bir Dünya: “Three Robots” ve Bir Kedi
MODERNİZMİN GÖRÜNTÜSEL YAPISI
Geçmiş Kimin? Arkeoloji, Siyaset ve Kültürel Mirasın Sahipliği
Hegel’in “efendi-köle diyalektiği” nedir?
Aynalar, Tlön, Kizaemon Ido ve Çatlaklar
“Bir Kentin Hafızası Kaç Dilde Yazılır?”
“Tiffany’de Kahvaltı”dan, “Cesur Yeni Dünya”ya
Star Wars Anlatı Sanatı Müzesi
Jean-Marc Veliscek: “Fransız sineması, bir film laboratuvarıdır.”
Seslerin Yerleştiği Konak: Edirne Müzik Müzesi
Kültürel Zeynalar ve Ninalar: Türkiye’deki Sinema ve Dizi Endüstrilerinde Teknik Alanda Yaratıcı Kadın Emeği
Kategori: Litera
Anlattığın Kadar (Şiir)
uyanır uyanmaz her sabah gökyüzünü fotoğrafladığını benim buna bir neden arayacağımı kendini kaybedip kaybedip sonunda uzun arayışlara çıktığını telefonsuz kulaklıksız müziksiz ağzına hiç sigara sürmediğini ve hatta bununla övündüğünü Bir de yataktan kalkar kalmaz yatağını toplamaktan övündüğünü bundan övünüyorsun çünkü ablan yatağını toplamıyor ama ablanın yapmadığı bir şeyi yaptığın için de övünmüyorsun çünkü ablan sigara...
BUBİ TUZAK GERÇEK! (ŞİİR)
sana buradan doruklar göründü haz ilkesi oyun yazarken şiire kaydı ellerin onun sıcaklığını düşündün diğerinin verdiği onun veremediği sahte sıcaklığı sıcaklık aşkın bittiğinin kanıtı soğuduğunun çekiç gövdenin kırıldığı kurutulmuş seramiktir sanal rüyalarda dolaşıyorsun listen kabarık, taytından çamaşırın sarkıyor belki de, çamaşır tarihe karışacak göre göre aynı bedenleri iki kişilik ayin sona erecek donlarımızı atlas yapacağız...
KİŞİSEL BAKIM ŞİİRİ
-ne yapmam gerekiyorsa yapıyorum- maydanoz suyu içiriyorum sabah somurtkanlığıma. faturalar burç yorumu yapıyor. mevzular karışık. yakınlaşma. yoksa pıhtılaşıyorum anıların yıpratıcı kırıntılarını gelişigüzel saç diplerime yediriyorum. beni daha canlı gösteriyor dayanılması güç günlerde. sonra kazıyorum aynada hakkını arayanları seyrediyorum. gözenekleri tıkanmış bazı şeylerin. bu kadar samimi içten pazarlıklara nah çekiyor. ve kusuyorum dudaklarımdaki çatlakları ihanetin ayazıyla...
Rutin (Şiir)
kalbimin duraklarından biniyor bir bir hecelerin güneş kilometrelerce yolculuğunu saçlarında sonlandırıyor ve ben seni seviyorum. eski hatıraların gıcırtısından arınmış yatağımız pencereye karşı pencereden içeri düşen ayın şavkı en çok gözlerine yakışır. sen, her seferinde ilk kez görmüşçesine hayranlıkla izlerken göğü ben seni izlerim nasıl layığın kadar sevebilirim seni diye düşünerek ve bu rutin hiç rutinleşmez...
Yok Sayfa (Şiir)
“çoklu anlam” dedi içinden kuyuya taş attım siz çıkarın gerçekliğe giderken farklı sonları olan. hem diri, hem ölüdenklemi kurdu yeniden isim “şüphe”mi yaratıyor gerçek bahçe mecazi bahçe başka bir yerde “düş” kurguluyor sola gittiğinde “daire” tamamlanıyor bütün olasılıkları hesaplamak takıntı. yokluğa dönüşürse “ölüm” imgede zihinde boş belge “şüphe” içinde “bilgi” sonsuz dilin hafızası gün ışığında...
Poslední Stanice (Şiir)
“in nomine patris et filii et spiritus sancti” bana kimse “nasılsın?” diye sormuyor artık kanasın diye nehirde yalpalayan eski sular gittim kendime ucuz papatyalar topladım öyle düşündüm, ne yapayım kafam coğrafyaya pek basmıyor artık eski defterlerime ay ile yıldız çiziyorum kanamalı bir eti, eski bir bıçakla, paslanan yerlerinden kesiyorum bana kimse “nasılsın?” diye sormuyor artık...
YOLDA (ŞİİR)
yüzünü düşürmüş birisi utanmasını kaybetmiş bir şarkıydı ve bu yüzden hüzün altındaydı bütün geçmiş. Sayıların altında eziliyor söz sınırların, duvarların bil cümle rakamların altında. İşaretler yükseklerde saklıdır yağmurda ıslanmayı bilmezdi ve bu yüzden kibirli bakışları görünürdü bütün. Acınacak bir şey vardı elbette kim kime, neyi nasıl bilinmez bir tavırdı. Parmak ucunda bir sevgi kırgınlığı avuçları...
ÇOCUKLUĞUN GÖLGELİ ZAMANLARI (ÖYKÜ)
Yaşlıca bir adam. Karısı ondan da yaşlıca. Herkesin bir şeyi olur kendisi, kocaman gözlü, kocaman dudaklı, kocaman elli, koyu turuncu bir puşi taşır başında hep yaz kış, hiç çıkarmaz, yatarken bile. “Sakallı” derler, mahallenin, cümle üveyliklerin zorbası. Kimine düpedüz karanlık biri gibi gelir, kimi için basbayağı esenlik bilgisi… Beni ve benden iki yaş büyük ablamı...
dünya böyle işte (şiir)
sen gerisinde kalırsın bazı şeylerin o sana gelir neler dayatır bir kalbin başkasını içine nasıl aldığı mesela onsuz nefes alamadığın günlerin seni yaşlandırdığı öyle bir mühür, çarpan yüzüne nereye gitsen geçmiş zaman adını ne koyarsa koy, geleceği yok beklemek dediğin gölgesidir inanmanın göğsümü genişleten yollar, şuncacık gökyüzü, son bakışın ağzında hayatı yeryüzünün felaketi insan yanında...









