Okuduktan sonra beğendiğim, üzerine dikkat çekmek istediğim, konuşulmasını umduğum eserler hakkında “elimden gelen budur” diliyle bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Okuma yaşı aldıkça da insanın -en azından benim- beğeni çıtası yükseliyor. Önceki yıllarda kitap içinden bir dize bile beğenmiş olsam hemen bütünlük hakkında yazmaya koyulurdum. Tanıtımın hafif ötesine geçen bu fiil de beni hayli yorardı....
Son Yazılar:
Labirent Sanat’ta Nesli Türk Sergisi: “RAW-HAM”
Batı Yarımküre: Savaşla Yazılmış Bir Amerika Birleşik Devletleri Tarihi
Tipografiye Nefes Aldırmak: Wim Crouwel
GENCO GÜLAN’DAN YENİ SERGİ: MÜZEDE GECE (Night at the Museum)
Bayram Gümüş’ün “Beşinci Mevsim” Sergisi 30 Nisan’da Kethüda Hamamı’nda Açılıyor
MAVİ IŞIĞIN OĞLU
ŞEHRİN HAFIZASINDA GEZİNEN SESLER: TAM O SIRADA İSTANBUL
AŞKIN KALBİNDEN TROYA’NIN KALBİNE AKIŞ PARADİGMASI
Zamanının Ötesinde Bir Devrimci Hareket: Gerrard Winstanley ve Kazıcılar (Diggers)
Elif Naci: Genç Cumhuriyetin Sanata Açılan Penceresi
FARELER VE İNSANLAR ÜZERİNE – İZMİR DEVLET TİYATROSU
Michel Onfray: Eleştirel Bir Okuma
Ercümend Kalmık Müzesi’nde Bir Kitap Sohbeti: “Ağaç Gölgesi” Cemre Öğün
Orada Olamadığı İçin “Burada” Olanlar!
GÖLLER KURUMASIN BALIKLAR ÖLMESİN ÇİNİ SERGİSİ İZMİR’DE
Algoritma Hasatçıları: Büyük Teknoloji Şirketleri Afrika’daki İşgücünü Nasıl Görünmez Kılıyor?
Uygarlığın Sınırları ve Kültürel Kötümserlik
HÜSEYİN YURTTAŞ: SUSKUNLUĞUN ONTOLOJİSİ-SAF ŞİİR VE VAROLUŞÇU İMGE
Taşın Şarkısı: Sessizlikten Sese
Yazar: Hakan Unutmaz
DALİN (ÖYKÜ)
“Bir bebek özleminde seni aramak var ya…” Ali Çınar Benziyor. Güveçten burku ağız tadımla bir, taşları parmak uçlarımdan emerek dolaşırken tesadüfleşiyorum. Tanımamazlıktan gelmek çocukça. İnsanın bakışı değişmiyor. Göz rengi, rakı kırmayınca yaşlanmıyor sanırım. Önce ben gülümsüyorum. Ayna çarpıyor. Meşhur bir kahvesi varmış buranın, her yerde solunduğu hâliyle, kum közünde. Sigarası değişmiş. Sigaralar değişti....
Tozu (Öykü)
“Arada sevda varmış gız annem./ Sözü verdik biz bize.” Anonim-Çankırı Türküsü “Darbuka solosu uzun olan türkülerde tasa, basa basa doldurulan kız annem leblebi de lüks karışığın içine girmeye hak kazandı.” Gram kıra kıra kuyumcuya dönen terazibaşı koltuğu oldum. Adeta altınzade. Altunizade’yle altınzade arasındaki yedi farkı bulunuzu geçmem için köprüsüz otoban yolum gerekse de şimdilik...
Tanat (Öykü)
“Kaymakam eşinin, makam aracıyla işe gelmesinin hukuksal karşılığı nedir?” diye sordum. Kardeşim, telefonun ucunda her zamanki gibi uzun uzun güldü. Yüzünü görmesem de gülüşünden yola çıkarak o anki oturuş pozisyonunu bile tahmin edebiliyorum. Böyle de bir özelliğim var işte: Doğruyu bulmak. Bu özellik çoğu zaman başımı belaya sokuyor. Bela dediğim de küçük hesaplaşmalar, kusumsuz mide...
OLMAYACAK DUALARA…
Bu sefer olmayacak dualara “ÂMİN” demiş Karakiraz. Açıkçası yine şaşırttı. Şaşırmayı elbet bekliyordum. Her seferinde çıtayı daha da yükseğe çıkardığını göz önüne alarak tersten basılmış (evet, ters) kitabı, (Ayrıca bkz. Erkan Karakiraz)’ı okumaya durdum. Okudukça içimdeki sorular arttı. Bu soruların cevabınıysa elbet eser sahibinden başkası sağlıklı cevaplayamazdı. *** Hakan Unutmaz: Girişte kitabın ters basılmasından bahsettim....
SARMA KOTON 13-30’UN MATEMATİĞİ
Turgut Uyar’ın “turna”lı şiirlerini fonetik-semantik ilişki bakımından inceledikten sonra (Turgut Uyar’ın “Türkiyem”inde “Turna”lı Dizelerin Fonetik-Semantik İlişkisi Üzerinden İncelenmesi, Koza Düşünce, 25) almış olduğum olumlu denebilecek dönüşlerden hareketle bu tür çalışmalarıma devam etmeye niyetlendim. Ettim de. Önce, Hilmi Yavuz’un “Hurufî Sonnet” adlı şiirini aynı açıdan inceledim. Ardından, bilinen ilk Türk şair Aprın Çor Tigin’in günümüze ulaşabilmiş...





