Okuduktan sonra beğendiğim, üzerine dikkat çekmek istediğim, konuşulmasını umduğum eserler hakkında “elimden gelen budur” diliyle bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Okuma yaşı aldıkça da insanın -en azından benim- beğeni çıtası yükseliyor. Önceki yıllarda kitap içinden bir dize bile beğenmiş olsam hemen bütünlük hakkında yazmaya koyulurdum. Tanıtımın hafif ötesine geçen bu fiil de beni hayli yorardı....
Son Yazılar:
Tiyatro Festivalleri: Buluşmadan Birikime
Kübizm ve Görsel Beyin
Lula’nın Dijital Zaferi: Egemenlere Dil Çıkarmak!
Akvaryum (Öykü)
Devrinin Adamı – Bir işbirlikçinin ‘nötr’ portresi
Köklerden Sahneye Bir Keman Virtüözü: Maristella Patuzzi ile Söyleşi
MEHMET GÜNYELİ’DEN YENİ SERGİ “KADER DENİZİ” ANKARA’DA
Post-İnsan Çağında Sanatın Otonomisi
Justine Dupaquer: Essaouira Bir Enerjidir
G-Art Yeni Sergi: Konuşan Eller
Savaş Karşıtı Bir “Destan”: Troya Blues
Fredric Jameson ve Raymond Chandler: Tavizsiz Diyalektik
Yapay Zeka ve Wall Street Endişesi
Yuvanın Resmi
Serdar Koçak’ın Dilinde Egemenlik, Aidiyet ve Özgürlüğün İmkânsız Anatomisi
Adolf Hitler ve basın özgürlüğü!
Gece İlahisi (Şiir)
Seyyah (Şiir)
Marx ve Joyce: Paralel Evrenler
Yazar: Hakan Unutmaz
DALİN (ÖYKÜ)
“Bir bebek özleminde seni aramak var ya…” Ali Çınar Benziyor. Güveçten burku ağız tadımla bir, taşları parmak uçlarımdan emerek dolaşırken tesadüfleşiyorum. Tanımamazlıktan gelmek çocukça. İnsanın bakışı değişmiyor. Göz rengi, rakı kırmayınca yaşlanmıyor sanırım. Önce ben gülümsüyorum. Ayna çarpıyor. Meşhur bir kahvesi varmış buranın, her yerde solunduğu hâliyle, kum közünde. Sigarası değişmiş. Sigaralar değişti....
Tozu (Öykü)
“Arada sevda varmış gız annem./ Sözü verdik biz bize.” Anonim-Çankırı Türküsü “Darbuka solosu uzun olan türkülerde tasa, basa basa doldurulan kız annem leblebi de lüks karışığın içine girmeye hak kazandı.” Gram kıra kıra kuyumcuya dönen terazibaşı koltuğu oldum. Adeta altınzade. Altunizade’yle altınzade arasındaki yedi farkı bulunuzu geçmem için köprüsüz otoban yolum gerekse de şimdilik...
Tanat (Öykü)
“Kaymakam eşinin, makam aracıyla işe gelmesinin hukuksal karşılığı nedir?” diye sordum. Kardeşim, telefonun ucunda her zamanki gibi uzun uzun güldü. Yüzünü görmesem de gülüşünden yola çıkarak o anki oturuş pozisyonunu bile tahmin edebiliyorum. Böyle de bir özelliğim var işte: Doğruyu bulmak. Bu özellik çoğu zaman başımı belaya sokuyor. Bela dediğim de küçük hesaplaşmalar, kusumsuz mide...
OLMAYACAK DUALARA…
Bu sefer olmayacak dualara “ÂMİN” demiş Karakiraz. Açıkçası yine şaşırttı. Şaşırmayı elbet bekliyordum. Her seferinde çıtayı daha da yükseğe çıkardığını göz önüne alarak tersten basılmış (evet, ters) kitabı, (Ayrıca bkz. Erkan Karakiraz)’ı okumaya durdum. Okudukça içimdeki sorular arttı. Bu soruların cevabınıysa elbet eser sahibinden başkası sağlıklı cevaplayamazdı. *** Hakan Unutmaz: Girişte kitabın ters basılmasından bahsettim....
SARMA KOTON 13-30’UN MATEMATİĞİ
Turgut Uyar’ın “turna”lı şiirlerini fonetik-semantik ilişki bakımından inceledikten sonra (Turgut Uyar’ın “Türkiyem”inde “Turna”lı Dizelerin Fonetik-Semantik İlişkisi Üzerinden İncelenmesi, Koza Düşünce, 25) almış olduğum olumlu denebilecek dönüşlerden hareketle bu tür çalışmalarıma devam etmeye niyetlendim. Ettim de. Önce, Hilmi Yavuz’un “Hurufî Sonnet” adlı şiirini aynı açıdan inceledim. Ardından, bilinen ilk Türk şair Aprın Çor Tigin’in günümüze ulaşabilmiş...





