Film Film bitti, ne çabuk bitti. Şimdi perdede, siyah zeminde akan beyaz yazılar var. Onun ismi geçiyor, yüzünü tekrar görmüşcesine gülümsüyorum. Kafamı kaldırıp yukarıda pır pır parıldayan ışık demetine bakıyorum. Anlatılanı hep ıskaladım, çoğunlukla kavrayamadığım yoğunlukta oluyor anlatılan. Ben sadece yansıyan kimi görüntüleri algılayabiliyorum. Anlık bakışını ya da meydandaki kuşları. Film biter, pır pır ışık...
Son Yazılar:
yüzleşerek (şiir)
Büyük Çiftlik Sahibinin Kızı (Şiir)
bozuk gül (şiir)
Gökalp’lerin Gülsün’e Limon Çiçeği Kolonyası Şiiri
Aşk Üşümesin (Şiir)
otopsi (şiir)
kendimi kazdığım derin (şiir)
Günümüz Profesyonel Matematiğinin Sonu Üzerine
“Bakışın Nesnesi” Akademililer Sanat Galerisi’nde
Alain Badiou: Başka Bir Dünya İmkânının Savunusu, Felsefenin Yeniden Çağrısı
Hukuksal Emperyalizm: Geç Emperyalizmde Uluslararası Hukuk ve Bağımlılık
Yapay Zekânız Pek Güzelmiş de Mülkiyeti Kimde?
CEP TELEFONLARI SANATI NASIL DÖNÜŞTÜRDÜ?
THOMAS BALKENHOL: “BİR FİLMİN KURGUSUNU YAPACAK KİŞİ, SENARYOYA BAKAN İKİNCİ KİŞİ OLMALI.”
KİTSCH, İRONİ VE POSTMODERNİZM: JEFF KOONS
ŽİŽEK’İN YAMUK BAKIŞI VE HAKİKATİN KARANLIK YÜZÜ
Anne Carson ile Şiir Üzerine
Yedi Deli Tek Zihin
Hiperpolitikadan Sonra Ne Geliyor?
Yazar: Devrim Altıkulaç
Bir akşam konuşmalarından… (Öykü)
“Maviyi hatırlıyor musunuz, ya da yeşili?” “Renklerden söz açıyorsunuz. Haklısınız. Benim durumuma bakıldığında akla ilk onlar gelir, onlar sorulur. Söyleyebilirim ki, artık burada, bu masamın yanındaki pencereden ağaçları daha berrak duyuyorum. Dalların ağırbaşlı ıslıklarını, yaprakların mırıltılarını. O mırıltılar bana yeşili getiriyor. Pek çok yeşili. Aralarından o an gönlüme uygun olanı seçebiliyorum. Kimi geceler aklıma...
Güzel kadınlar yaşlanmaz (öykü)
Masa ve akşam tükenmeye yüz tutmuştu. O ise bir anda canlanmış, bir şarkının ondaki anısını anlatıyordu tutkuyla. Şarkının onu o yıllarda nasıl sarmaladığını, avuttuğunu, ağlattığını, o şarkıyı mırıldanarak iki katlı ahşap evin odalarında, bahçesinde amaçsızca nasıl dolaştığını. “O şarkıyı şimdi hatırlamıyorum, ne melodisini, ne sözlerini. Ama o günleri hatırlıyorum. Çok içimdeydi… çok.” Durdu, gözleri...
KIRMIZI ARABA (ÖYKÜ)
Anlamlı sessizlikler Masada karşılıklı oturuyorduk. Mutfakta. Yanımızdaki açık pencereden aşağıda uzanan sokağı ve elimizi uzatsak yapraklarına dokunabileceğimiz ağacı görüyorduk. Ağacın iki tarafına dizilmiş, farklı boylarda üç ağaç daha vardı. Çocukları doğdukça diktiği ağaçlar. Yeşilin türlü tonları parıltılarla dalgalanıyordu ağaçlarda. Beyaz saçlı adam yorgun bakışlarıyla akşamı bekliyordu sebepsizce, o yaz gününün öğle sonrası. Arada bir şeyler...
Kara (Öykü)
O bölgede kış ayları çok soğuk geçerdi. Kuru ve soğuk. Yazlar ise kuru ve sıcak. Yıllardır ülkenin güneydoğusunda idim. Çünkü petrol oradaydı. Günlerim, sorumluluğu bana verilmiş olan “atbaşı” petrol pompalarını denetleyerek geçiyordu. Çalışıyor durumda olmalıydılar. Uluslararası dev bir şirket olarak ya kendimizi kandırıyorduk ya da başkalarını. Aynı rezervin üstüne onlarca pompa kuruluyordu. Araştırmalar sonuçsuz çıkıyordu....
BELKİ… (ÖYKÜ)
İlk Mevsim Dar, uzun cadde boyunca kaldırımlarda suskun ağaçlar ve yalnız başlarına sokak lambaları sıralanıyordu. Ağaçların türlü yeşilleri, lambaların huzurlu sarı ışığı sessiz, sıcak yaz akşamında oradaydılar. O akşam, arabada onu beklerken kaç kez geçirdim aklımdan: “Ah, ne yapıyorum burada, ait olmadığım bu yakada. Pek tanımadığım o genç kadını niye bekliyorum?” Ve kaç kez geçti...
Lambo’da (Öykü)
Sesleri kaçırmamalıydım. Her an eksilen şehrin seslerini. Talan devam ediyordu. Önce insanları göçmüştü bu şehrin. Güzel insanları. Sonradan kumrular azaldı. Şehir eksilirken ben sesleri düşündüm burkularak. Sesler de yitiyordu. Şehrin o seslerini yakalamalıydım. Hiç olmazsa bulabildiklerimi, onlar da gitmeden. Hangi gündü? Sesleri kaydetmeye çıktığımız o kışın soğuk günlerinden biriydi. Bunu hatırlıyorum. Koyu, kurşun...






