-nedir bu saf ve dikkatli aşkın derisi yüzülen gecenin kanını karartacağı belli. söyledikleri geçiyor mum ışığından altı kez— tırnakladığı ölçülmez çirkefin çehresi değişiyor, altı kez örtüyor orada, ikiye bölünerek. bu sezgiye öylesine bağlı ki, hep aynı renk, hep aynı yankı. sabaha kadar açık kalacak olan algı— bir unutuşun içinden süzülüyor. -derisi yüzülen gecenin kanını karartacağı...
Son Yazılar:
Göğün Altında (Şiir)
Üzgün Serinlik (Şiir)
Ankara ve İstanbul Resminin Plastik, Sosyolojik ve Ekonomik Diyalektiği
Merdivenler (Şiir)
İnsan ve Şiir
Öğrenciler, sınıf ve ırksal baskı karşısında Fransa
Özlem Üner Resminde Bakışın İktidarına Karşı Sessiz Direniş
Sordum Denize (Şiir)
Ağaç ve… (Şiir)
yurdu geniştir şiirin
kıs(s)alar… (şiir)
Her Akşam 8’de (Şiir)
“Das Kapital” Neden Sabırlı? Çin Modernleşmesi Perspektifinden ‘Das Kapital’i Yeniden Okumak
Mélenchon ve Teknofeodalizm: Fransız Solu İçin Strateji Nedir?
Kıyamet Şimdi ve Sonra: Yapay Zekâ, Kapitalizmin Nihai Hedefidir
Misale Masal Hicran (Şiir)
akşam (şiir)
kalbim (şiir)
Soğuk Yazgı (Şiir)
Kategori: Litera
Dönüş Yolu (Şiir)
Demek buraya yaşanacak yer diye geliyorlar. Rilke Çocukları Katledilen Anneler İçin dünyaya bağlayan ipi kesen meleğin yolunu yitirmesini diledim seni geri getirmesini gözlerimden silinmedi son bakışındaki evi bulma sevinci iki kere öldün biri unutmak diğeriyse anımsamak içindi ne eski ben olabildim ne de olabileceğim insan yokluğun...
Devrim, Aşk ve Televizyon (Şiir)
Ve ben tarifsiz bir boşluğu eşeledim Tırnaklarımın içine girdi karanlığın kiri Her gece yokluğun şarkısını heceledim Kimse gelmedi ve sokaktan geçti öylesine biri Hiç geçmeyecek bir yarayı taşıdım Ülke kötüye gidiyordu Kan kokuyordu Yüzlere yapışmış incecik televizyonlar Eriyordu küflü sedirlere uzanmış vücutlar Bir türlü olmuyordu Ben boşluğu eşelerken Devrim bir kelime olarak kaldı duvarlarda...
Muamma (Şiir)
Aralanmıştı kapı yeşildi Taşlar sırasında dizilirdi Bakışında mıydı tıkırdı Kemirmişti tırnaklarını Konuşalım şimdi kiri konuşalım pası konuşalım Kaç kere yıkanılır aynı suda onu da konuşalım Dilinde miydi mabet Kaçırmıştı dumanını Susalım şimdi yası susalım yaşı Susalım Kaç kere geçilir aynı köprüden onu da Susalım Gecikmişti Yelkovan siyahtı Hasatlar uykusunda delişirdi Öyle bir zamandı ki Sıradan...
beni hiç dinlemediğini gördüm (şiir)
Nisa Leyla beni hiç dinlemediğini gördüm beni hiç dinlemediğini gördüm sende gördüm dünyayı kimsenin dinlemediğini biliyorsun, yapraklarım seninle aynı boşluğun dalına asılmış şarkılar söylüyor seni bir güz sonatı sandım ezgisini kaybetmiş suskun şey gövdeme saplanmış neşeli ok doldun aklımın sarayına organlarım kalbime toplandı beni hiç dinlemediğini gördüm gözlerinin kara gözlerimi görmediğini...
Kemikler ve Kökler (Şiir)
Yaşayanlar çoktan öldü, sadece ışıkları rüyalarda sürükleniyor. -evrenin rüyalarında- Gölgeleri toprağa fısıldıyor. Ve ben onları duyabilmek için yaşamak istiyorum hâlâ. Çürüyen kemiklerin ve yaşayan köklerin sohbetinden ...
Burundi’yi Hatırlamak (Şiir)
Ketty Nivyabandi (1978) İnsan hakları savunucusu, şair ve denemeci Ketty Nivyabandi, 1978 yılında Belçika’da doğdu. Çocukluğu ve gençliği Burundi’nin başkenti Bujumbura’da geçti. Burada Uluslararası İlişkiler eğitimi aldı. Gazetecilik yaptı. Burundi’deki Barış ve Güvenlik İçin Kadınlar ve Kızlar Hareketi’ne öncülük etti. 2015’de mevcut iktidara muhalifliği nedeniyle ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Kanada’ya yerleşti. Burundi’deki insan hakları...
KARAGÜMRÜK (ŞİİR)
Kapkaragümrükleri kaç kere geçtim güpegündüz İşsiz güçsüz İpsiz sapsız Yıkkın bıkkın ...
dis nobis eyâ hayati quid vidisti in via (şiir)
gelip geçti hayat kuşlar gibi gittiler uçuşan göğün altında.. nice çocuk nice kimsesizlik ne için ne içinde yanlış doğdular, doğuruldular: ölsün diye yaşasın diye uçurumlar rüzgârlarıyla şarkılar söyleyemeden yaşamı öğrenmeden öğrenemeden çayırlarda koşuşmanın dilini.. adı mustafa henüz beşiktedir: vurula boynu kırıla adı şehzadedir kirişte boynu burgula ‘adı’ deli kurt ola, ola ki kanı delikanlı...
Brooklyn Köprüsüne (Şiir)
Daha kaç şafak vakti böyle bölecek, Üşümüş kanatlarıyla martılar, uykunu; Beyaz çalkantı halkaları savurarak, Körfezin demir zincirlerle bağlı sularının üzerinde Özgürlük Anıtı’nı daha da yükselterek— Sonra, kusursuz bir yay çizerek, Dosyalanacak rakamlar sayfası üzerinden, Yelkenler gibi, hayaletçe geçer; Ve terk eder gözlerimizi, O asansörler günün içine indirirken bizi. Sinemaları düşünüyorum; panoramik gözbağlarını, Kalabalıkların...









