Kitabın sonundan ortaya alınmış bir pasaj Günlerden çarşamba ve ip üstünde sallanan bir salı akşamı Cam kırıklıkları dolu bir aklı Düşüncelerine batıran dört tanıklı bir acil odası Kazılmış toprakların kirli tırnaklara bir sırık hediye bohçası Kalp dalgaları seyir halinde Bir aşağı bir yukarı Ufkun en dönülmez akşamı Loş beyaz ışıklı bir karadelikten Madde beyazı...
Son Yazılar:
EDWARD SAİD’İN “ENTELEKTÜEL” FİGÜRÜ ÜZERİNDEN ÇAĞIMIZIN VİCDAN KRİZİ
Kıkırdama (Öykü)
1. FETHİYE-ÜZÜMLÜ SANAT VE EDEBİYAT FESTİVALİ
NON-CONTEMPORARY
Hüseyin Gökdeniz Özertaş’ın Zaman Koleksiyoneri Üzerine Bir Polemik!
BİR SOPRANONUN ÖZEL DÜNYASI
Roman Sahnede Bilim Işıkçı: Bilişsel Edebiyat Eleştirisi Ne Yapar, Ne Yapmaz?
Kıraathaneler, kültür ve aydınlar
Neden resme bakarız?
Plastik Dil, Estetik Donuklaşma ve Yaratıcılıksız Sanatçılık Üzerine
Anarşinin Maskeleri: Percy Shelley’den Triangle Fabrikası Yangınına Radikal Bir Şiir’in Tarihi
ŞEHRİ FOTOĞRAFLA BULUŞTURAN 212 PHOTOGRAPHY ISTANBUL 26 EYLÜL’DE BAŞLIYOR!
Cevat Çapan’ın Anılarında Özer Kabaş ve Zamanları
Levent Karataş’ın Melez Peri Kitabı Üzerine Bir Poetika ve Direniş Okuması
Haftanın Kitap Seçkisi
Sanat Eleştirisinde Üretken Yapay Zekâ Kullanımı
Görünür Olanın Ötesinde: İran Resim Geleneğinden Güneş Mehrnoosh Goodarzi’nin Ruhsal Evrenine
Fırtına Dindi: Kadir İnanır
Geç kalınmış gibi değil de, artık gerek kalmamış gibi NİHİL
Kategori: Litera
Hiçbir Yerin Yerlisi (Şiir)
yılanların korkulu rüyâsıdır kan kusan vampir yarasalar, gerçekliğin çamurundan kurtulup kibriyle baş edemez insanın dili. dünyada kendime bir yer buldum ama dünyanın bir parçasıymış gibi yaşayamadım, yalnız olmasaydım da ölecektim biliyorum içimi acıtıyor bu boşluk doğrusu. gölgemi gezdiriyorum Doğancılar Parkı’nda bir köpek sanki İkarus’a kadar gider hikayesi, sadece son şiiriniz kadar iyisinizdir yalnızlık...
ÇOCUKLUĞA İNEN KESTİRME YOLLAR (ŞİİR)
düşlerimi gezdiriyorum ahşap kokulu evin odalarında pencerelerinden dağları seyrediyorum komşuların çiçekler yarıştırdığı avlulara kestirme yollarından sessizce iniyorum hatıraların fark ettirmeden uçup gitti avcumdan mevsimleri birbirine karışan küçük dünyamda büyük hayaller kurayım diye azıcık yavaşlayan tahta oyuncakların çatlaklarında saklanan zaman her düşüşte bir yara her yarada bir ah bırakarak meydan okumak onunla dost olmayı...
Vietnam Barikatları (Şiir)
Vietnam günlüğüme yazdığım ilk not, Amerika’nın katıksız orospu evladının teki olduğuydu Bu küfrün intikamı benden fazlaca alınıyordu Ortadoğu diye ortaya sıçtıkları uydurma isim hayatımı ele geçiren zehirli bir dövme hâlini alıyordu. Senin Batı yalayıcı sahte punk’ın benim kedilerimin kumundaki boku temizliyor Kalın tabanlı botların seni hiçbir bok bilmeyen bir soytarı gibi gösteriyor Kapitalist hüviyet...
KARAKALEM (ŞİİR)
Efsunlanmış olmalılar -yoksa niye yoklar kabarmış bir kulak anasonlu bir ağız haset bir kahkaha yas meydanında dans eden ayak hepsi birden olurken ve daha daha bakalım bu sessizliği ne kıracak zor bundan sonrası zor aynı deftere yazılmak ah yasası kardeşliğin heder oldun kraliçelerin tacına yeni elmaslar yapıştıran kara kelamla kara kalemle yazılan mektuplar kirli...
Agua Grand Nehri’nde (Şiir)
Tarlalara yakın, Agua Grand Nehri’nde, Taşların üzerinde çamaşır dövüyor siyah kadınlar. Dövüyorlar ve şarkılar söylüyorlar, yurt şarkıları. Şarkılar söylüyorlar, kahkahalar atıyorlar, yergilerle dolu, Hikayeler anlatıyorlar… rüzgârda savrulmuş. Patlatırcasına atıyorlar kahkahaları, çarpıyorken çamaşırları taşlara, Bembeyaz edinceye kadar çeviriyorken onları. Oynuyor çocuklar! Şakıyor sular! Kirlenmiş sularda oynuyor çocuklar… Küçük bir siyah çocuk...
YARIN İÇİN ŞİİR
Merhaba diyorum ağaçtaki müjdeye sarıp sarmalıyorum dileklerimi suya kavuşan toprağın sevinciyle gün ağarınca çocukların okul telaşında okşuyorum sabahın kanatlarını. Çileli yalnızlıklara direniyorsa kalbim biliyorum yanımdasın benimle rüzgarım ol gir koluma, zorlukları paylaş benimle sevgiyi diyorum yanında getir siliyorum artık gözyaşlarımı. Ekinler yeşerecek bahara ne kaldı diyoruz şarkılar bekliyor bizi, yükümüz ağır artık taşımak...
baştan sona tekrar al (şiir)
yoktur algılanabilir bir son imgeler hep daha büyük hep daha küçük hiçlikten önce ya da sonra araya giren sonsuzluk… hangi göğün kuşları bunlar bir taş gibi ağırlaşan bu yeryüzü geçen rüzgarın gizi açılıp kapanan pencerelerden sarkan çocuklar bir boşluktur her şey bir bekleyiş sürekli hep arzu içinde yaşayarak söyle bu mu yazgısı insanın bu ölümlü...
Abir (Öykü)
Beyrut bir zamanlar deniz havasının sabahları sokaklara erken geldiği bir şehirdi. Limandan esen rüzgâr, portakal kabuğu, benzin ve tuz kokusunu birbirine karıştırırdı. Abir o günleri hatırladığında sesler de gelir kulağına: Balkonlardan birbirine çığıran kadınlar, uzak bir radyoda Feyruz, bakkalın paslı kepenginin çıkardığı gıcırtı. Sonra bir patlama. Anılar durur. Hafıza bazen böyle çalışır. Sanki biri kitabın...
Siyasi Domatesler (Öykü)
“Onu bir gün sokakta buldum.” Kerem, siyasi domateslerin hikâyesini anlatmaya böyle başlıyor; yani siyasi domateslerin hikâyesi olduğuna inandığı hikâyeyi. Her zaman aynı şekilde, aynı ilk cümleyle başlıyor: Onu (bahsettiği “o” benim) bir gün sokakta nasıl buluşuyla. Kerem ona anlattığım hikayeyi dinleseydi – tanıştığımız yaz, akşamdan kalma yatağında yatarken ona kahvaltı hazırladığım sabah – siyasi domateslerin...









