Hayat, bir gün daha fazla düşünmekten ileri geliyordu… Bir kıvılcım en az iki etkenle ve farklı kombinasyonlarıyla büyüyebilirdi: – Rüzgâr ve hava – Kıvılcımı beslemek – … Hangisinin ya da hangilerinin olası bir büyümeye vesile olduğunu anlamak, bunlardan en az birisini deneyerek ve kıvılcımı gözlemlemekle mümkündü. Ne sen ne de ben göreceli sonlukta ve/veya sonsuzlukta...
Son Yazılar:
Bodrum’da Fransız Rüzgarı Akdeniz Kültür Buluşmaları Bodrum’da
#eklitera Nisan Şiir Seçkisi
New York Komünü: Herkese Her Şey
METROHAN’DA “BELGIAN ART HUB: BELÇİKA-İSTANBUL SANAT KÖPRÜSÜ”
ÖTEKİ YEŞİLÇAM: KUİR MİZANSENLİ AYDEMİR AKBAŞ FİLMİ OOOH OH!
Veda mektubu (Şiir)
PAYDA (ŞİİR)
23 NİSAN ÇOCUK BAYRAMI NEW YORK BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’DE
Meçhul (Şiir)
Kumaş Katlama Sanatı (Şiir)
Felsefenin “-e Göre” Şiiri
Reha Bilge’den “Ressam ve Şair Tevfik Fikret” Kitabı Raflarda
BAHAR ŞİİRİ (ŞİİR)
Kırlangıçlar Gider Gelir (Şiir)
Ağaç ve… (Şiir)
Modern insan neden kendi efendisi olamıyor?
Yirmi Beş Kuruş İçin… (Öykü)
SANAT HAYATIN GERİSİNE Mİ DÜŞTÜ
Eril Rapunzel (Şiir)
Kategori: Manşet
Tiyatrodan kalkıp romana varan Hakan Güneri
Bir yıl önce Mahmut Şenol’un son romanı “Bir Roman Yazılıyor ~ Nicky’i Öldürmek” üzerinde yazdığım, K24’te yayınlanan eleştiri yazısında şöyle demişim: “Roman denen edebiyat türü karakterler üzerine kurulur. Bırakın sadece sağı-solu, aşağıyı-yukarıyı, havayı-suyu-manzarayı ya da duyguları yansıtan post-modern ötesi kitapları; bunlar roman kategorisine girmez aslında. Nitekim, ‘Roman karakterler üzerinden dünyayı algılamaktır,’ der Mahmut Şenol.” Öte...
KAÇAK (ŞİİR)
Ne çok sevi eklemlendi Geçmiş zaman tümcesine ömrümün Binbir haz sonrası Kabuğuna çekilmiş Kirene Özledim o günleri Acısını da, sevincini de Duyumsardım yalımını Soluğunu şiirin Çıktığım yolculuklarda Bakardım gözüm gibi Kalbi kanatan hevese Ve rastlantılara bıçağımla düzelttiğim Ne çok severdim Nedeniydi Yürekte yanan her şeyin Sekiz kez tekrarladım bunu Koklarken güneşin taze meyvesini Dokunurdum halesine...
ŞİİRCİ NOTLARI-4
Fahrettin’e (Koyuncu) takılıyorum bazen telefonda: Ne var ne yok, ŞİİRİN GECESİNDE yıldız savaşları devam ediyor mu? Ediyor Hocam, olanca hızıyla. Az da olsa azalma yok mu? Hayır, hiçbir zaman da olmaz. Ben anlam veremiyorum, sebebi ne bu harplerin? SANAT falan değil tabii, İKTİDAR SAVAŞI bunlar. İddia Makamı itiraz ediyor. Yargıç haklı buluyor ve diyor ki:...
Sitenin Kedileri ve Apartmanın Ahmakları
Hikâyenin geçtiği sitede ilginç takma isimleri olan sevimli mi sevimli kediler vardır. Birçoğu farklı sebeplerle bakıma muhtaç duruma düşmüş ve site sakinleri tarafından sahiplenilmiş, bazısı ise bu siteye keyfî göç etmiştir. Bu sevimli kediler hikâyemizin devamında epey haylazlık etmektedirler fakat evvela onları tanımak gerekir. Bunlardan ikisi Şirin ile Sarışın, her eve lazım denecek türden uslu...
Yok’luğun “Var” Olan Renkleri: Angel Rainbow
Cam insanlık tarihinin en metafizik nesnelerinden ya da “şey”lerinden biridir. Yazı kadar eski bir tarihe sahip neredeyse… MÖ 3000’li yıllara uzanan insanlığın toprak ve kumla imtihanı bir tarafıyla. Cam “varlığı yokluk olan”dır. Kendini ancak yadsıyarak “var” olur. Yokluğu varsayılmazsa cama çarpmak kaçınılmazdır! Dışarıya açılan pencere ancak bu zorunlu “yok”luk ile “var” olur. Camın demokratikleşmesi ise...
Kaçak (Şiir)
Mavi kargalar! Mavi kargalar! Dayandığı duvarda yüze kadar saydı. Önü, arkası, sağı, solu… Tanınmak büyüyen inciniş. Kaldırımlar uzuyor, sokak neden dar? Seslerde ıslanan yara uykuyla açılıyor göğsünün korkuluğu; kaçarken dünyayı dolaşan av. Dünyayı. Tanıyor yüreğini… Mavi kargalar! Mavi kargalar! ERKAN KARAKİRAZ’IN YORUMU Orhan Kınacı’nın Kaçak başlıklı şiirinin dört bir yanını...
Her Gidenden Biriktirdiğim Melekler
Octavio Paz, “Öteki Ses/Şiir ve Yüzyılın Sonu” adlı kitabında “Şiir, içinde yeryüzünün iki kutbunun uzlaştığı bir hazır bulunuşun görülüşü olmuştur her zaman. Çoğul bir hazır bulunuş: Tarih boyunca sık sık yüz ve ad değiştirmiştir bu; yine de bütün bu değişimler içinde bir ve bölünmezdir” demektedir. Bana, edebiyatın hümanist yanından bakıldığında şiirin nasıl göründüğünü sorduklarında ilk...
Çatıdaki Werther
Fuji, Japonya’nın ikonik güzelliklerinden olağanüstü bir dağ. Fakat, dağın eteklerinde yer alan bir bölgenin intihar etmek isteyen Japonların son durağı haline gelmiş olması, bu güzelliği fena halde gölgeliyor. Çalışmanın uzun saatlere yayıldığı Japonya’da intihar sınıfsal bir vakâdır. Emile Durkheim’ın tezine göre, kentleşen toplumun mekanik ilişkiler içerisinde giderek yalnızlaşan öznesi, intihara daha yakın duruyor. İntihar edenlerin...
hay hay böceği (öykü)
sonra “o” sandı ki daima onu yazdım. öldürüldüklerinden, öldürdüklerine tekrar tekrar içime akıtılan bulmacayı yaktım. yakmadım. yazmadım. yüklenip taşıdım janus, j a n u s, … lar; havalandırdım bütün gece amâsei – mâ – tomarla ray cızırtısı, serüvenlerin sustuğu lükens komodin, kapris propagandacısı yatak, kapının arkasında ne var’ı… yargı yok, infaz var. zavallı adanmışlık: dildeki...









