Mazlum Çetinkaya’nın, 6.Vedat Günyol Deneme Ödülü’ne değer görülen kitabı. Göçen, yaralanan, sürgün edilen, tutuklanan KHK’lılara ithaf edilmiş. Mazlum’a ve aynı anda oğullarının annesi Sema’ya KHK ile ihraç (öğretmenlikten) haberi geldiğinde Yeldeğirmeni’nde balkonda ölüme karşı dinleniyorduk. Daha sonra onlarca hafta Kadıköy Boğa’nın taşakları önünde diğer KHK’lı arkadaşlarla eyleyen ve direnen olarak ses verdi. Mangalda kül bırakmayan...
Son Yazılar:
Bodrum’da Fransız Rüzgarı Akdeniz Kültür Buluşmaları Bodrum’da
#eklitera Nisan Şiir Seçkisi
New York Komünü: Herkese Her Şey
METROHAN’DA “BELGIAN ART HUB: BELÇİKA-İSTANBUL SANAT KÖPRÜSÜ”
ÖTEKİ YEŞİLÇAM: KUİR MİZANSENLİ AYDEMİR AKBAŞ FİLMİ OOOH OH!
Veda mektubu (Şiir)
PAYDA (ŞİİR)
23 NİSAN ÇOCUK BAYRAMI NEW YORK BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’DE
Meçhul (Şiir)
Kumaş Katlama Sanatı (Şiir)
Felsefenin “-e Göre” Şiiri
Reha Bilge’den “Ressam ve Şair Tevfik Fikret” Kitabı Raflarda
BAHAR ŞİİRİ (ŞİİR)
Kırlangıçlar Gider Gelir (Şiir)
Ağaç ve… (Şiir)
Modern insan neden kendi efendisi olamıyor?
Yirmi Beş Kuruş İçin… (Öykü)
SANAT HAYATIN GERİSİNE Mİ DÜŞTÜ
Eril Rapunzel (Şiir)
Kategori: Manşet
BAKIŞSIZ SONSUZLUĞA UZANMAK…
Ve orada kalmak hep… Ahh Selene! Seni giyecektim üzerime. Sonra da gidecektim. Soğukluklarda dinlenerek sürekli, sakin, “Selene” diyecektim. “Gölgeli yüzünü göstermiyorsun! Sakın yakın olmasın! Ve yapışkan. Karanlığa… Hem gölgelerini göremeyecek olanlar nereden bilsin, yapıştırdığını yüzünü karanlığa!.. Ah Selene! Sirenlerin eşliğinde… Pallas’ın büstünde daha önce kim oturdu?” (2) Ah Selene! Poe kovuyor beni izninizle. Çok kurcaladın beni...
kronos (şiir)
uzandım nisanına ağ yırtığında balıkçı sudaki cinayetle ciltlerken bir sevişme risalesini yakamozuna sataştım, külledi paçavramı iğne delirdi. sonsuza dek parmak ucuma batıran hayatı kehanet gibi sun kuytuma. mesela tam yerini bilmiyorum, ama Rilke’de bir kutu yeşilini bulacak şimdi, bir kapak onu gözüne kestirecek, tam bilmiyorum, ama kaçıncı kez o metruk dilin hiç susmayan yağmurunda Lorca’dan...
ERKEN MODERN DÖNEMDE BİREYİN YÜKSELİŞİ (1450-1789)
“Yeni felsefe muğlak kıldı her şeyi Öğelerden ateş büsbütün sönüp gitti Güneşle birlikte dünya da yitirildi; ve artık hiç kimse Söyleyemiyor bize nerde arayacağız dünyayı (…) Parçalar halinde her şey, tekmil tutarlılık yitip gitti. Adil ölçü kalmadı, hiçbir şey tutmuyor birbirini.” John Donne, 1611. “…Eğer insan veya düşünen ve gözlemleyen varlık yeryüzünden kovulursa, bu etkileyici...
İÇİNDE (ŞİİR)
hayatın içinde at var, delice koşmak isteyen bir kısrak oysa kementler uçuşuyor üstümde ayıplar, günahlar boynumda tuzak, dilimde gem, kalbimde gam namlusu bana doğrulan bir silah var hayatın içinde ah! zehirli sarmaşıkta aşk var, hevesimin eli ayağı çıplak üzüm gibi topluyor masalı bağından umudu çürütür mü bu erken hasat saçımda yaz, dalımda kuş avcıdan bana...
senhiçSİZoldunmu (şiir)
aklına geldikçe bu duvardaki resme bakarak ve nüktedân ve bir acâib-ül mahlûkat ve bir ara nağme peşrev anlayanlarçün ne nadide eserlerdir bunlar KIYMET siz allâme-î CİHÂN ol-san uzun bir aradan gayri tabii peşrevi GEÇ ve akabinde YOLDA cihân OLL _____ ERKAN KARAKİRAZ’IN YORUMU Jale İris Gökçe, senhiçSİZoldunmu başlığını verdiği şiirinde, eski söyleyişlerle yeni olanaklar inşa...
vay ateşten o topukların hâline (şii)
Ateş Alpar’ın “Arzularımdan Koru Beni”fotoğraf serisinden referansla bilgi zenginliğinin gürültüye dönüştüğü bu sınırda bir topuk en çok nedir ki ten ve hafıza fobik nesneye dönüştürülen aklı aşma yeteneği her türlü ötekilik topuktan bakar dünyaya vay ateşten o topukların hâline ki Onlar’dır cehennemin kalbi tavus kuşunun kuyruğundakiler gibi gözleri vardır...
ÖYKÜYLE SALDIRMAZLIK PAKTI YAPTIK ŞUBATTA
ABULİK Pişmanlıksız, ahsız, nikâhsız gacılarla Uyluk uyluğa uyurduk vagonunda gecenin Albız tinli Ece’nin başlattığı orjiden Zifaf zakkum savrulur, carcura düşer ergen Az zozik taşımadı Sireka’nın makası Yakası açılmadık beş fıkrayla peronda Ekleziastik binip deistle istasyonda Mistikleri erotik yapan o tansiyonda Kondüktör şakasıydı kıvıl çekmek şalterden AKRABA ZİYARETLERİ AKREP ETMEZ BELKIS’IN Hiç susmadan konuşan kıvırcık, deli...
Gülmekten Öldük Vallahi…
Kabahat Annibale Caracci’nn değil ki! On altıncı yüzyılın İtalyan Rönesansı ressamları başında gelen Caracci’nin tablolarına davet ettikleri oraya gelip gülmek bize yakışmaz diyerek somurtursa, kendilerini yüzyıllar boyu seyredeceklerin içini karartmaya vazifeli olduktan sonra, ressamı ne yapsın! Caracci’nin tablolarına bak, sabahleyin ayna başında zar zor edindiğin o azıcık âzametin de yıkılsın gitsin. Caracci kahkahanın ressamı olamadı,...
VAR GİT ÖLÜM…
Her ölüm ile farklı duygular yaşıyorum, bu duygularımın analizini yapmak alışkanlık haline geldi. Bazen en beklenmedik bir anda gelen ölüm haberine verdiğim tepkiyi anımsamaya çalışırım, acaba o andaki duygularım üzüntü müdür, yoksa aynı durumun başıma geleceğini düşünmekten duyduğum korku mudur? Ölüm korkusu ile üzüntüyü karıştırıyor olabilir miyim? Ne olduğuna bir türlü karar veremiyorum. Hiç ağlamadığım ölümler...









