safran bir gece safkan bir gece geçiyordu soğuk aynalardan alaşağı gerçek ve ben, damarları kıstırmış rap raplar kötücül eylemlerle maruf toprak alıştı mumyalar güneşsiz yaşamaya herkesten ihtişamı kopararak bir uçuruma yaraşır gibi, şu an sibirya’nın herhangi bir bölgesinde değilim şu an ikinci el dükkânlarda direnmiyorum ne batısında ne de doğusunda değilim meridyenlerin mesela şu an...
Son Yazılar:
21. YÜZYILIN GERÇEKLİĞİNDE SANATIN ANLAMI
ZYGMUNT BAUMAN’IN AYNASINDA MODERN İNSANIN SESSİZ ESARETİ
Sanatın Eşiğinde: Bakmak, Anlamak ve Söz Almak
JOHN PERKINS VE ROGER CROWLEY YENİ KİTAPLARIYLA TÜRKİYE’YE GELİYOR
EDWARD SAİD’İN “ENTELEKTÜEL” FİGÜRÜ ÜZERİNDEN ÇAĞIMIZIN VİCDAN KRİZİ
Kıkırdama (Öykü)
1. FETHİYE-ÜZÜMLÜ SANAT VE EDEBİYAT FESTİVALİ
NON-CONTEMPORARY
Hüseyin Gökdeniz Özertaş’ın Zaman Koleksiyoneri Üzerine Bir Polemik!
BİR SOPRANONUN ÖZEL DÜNYASI
Roman Sahnede Bilim Işıkçı: Bilişsel Edebiyat Eleştirisi Ne Yapar, Ne Yapmaz?
Kıraathaneler, kültür ve aydınlar
Neden resme bakarız?
Plastik Dil, Estetik Donuklaşma ve Yaratıcılıksız Sanatçılık Üzerine
Anarşinin Maskeleri: Percy Shelley’den Triangle Fabrikası Yangınına Radikal Bir Şiir’in Tarihi
ŞEHRİ FOTOĞRAFLA BULUŞTURAN 212 PHOTOGRAPHY ISTANBUL 26 EYLÜL’DE BAŞLIYOR!
Cevat Çapan’ın Anılarında Özer Kabaş ve Zamanları
Levent Karataş’ın Melez Peri Kitabı Üzerine Bir Poetika ve Direniş Okuması
Haftanın Kitap Seçkisi
Kategori: Litera
GEREKSİZİN TEKİ
Bir hiçlik, gecenin deminde yalnız yalnız kaynıyordu. An’lar/anılar patlayıp saçılıyordu. Varoluş denilen; aslında yok oluş, geviş getiren zamanın tanrısıydı. Bazı an’lar anlaşılmazdı, katlanılmazdı, kabullenilmezdi, ama yaşanılıyordu, belki de yaşanılmaları gerekiyordu. Yalnızdım, yalnızlıktım, çaresizliktim, ahmaklıktım. Bütün anlar beni vura vura beni kıra kıra öldürüyordu, çürütüyordu, yok ediyordu; çürümüş olan zamandı. Vuran insandı, evrendi. Vurdu, vurdu, vurdu!...
VINCENT VAN GOGH (ŞİİR)
aklımız bazen bizden ayrı çalışır başıboş ev hayvanları ya da evden kaçan çocuklar gibi elleri ensesinde sırtı üstü uzanmış bir aylaklık ile düşüyorum dünyanın peşine gördüğümden hep daha farklı görkemi ve dehşeti ile yeryüzü aklımı kaçırdığım yeri arıyor tuvalde hastalıkların bütün sarı tonları, yoksulluğun dağınıklığı açlığın üzerini örten ucuz şarap aşkın büyüsünden ve sıcak renklerinden...
ŞİİRLER
BİR DAĞI YANILTMAK İnsanın öznesi yalnızlığıdır Ne giyerse üstüne onunla zenginleşir Güler insan çoğalır Susar insan serinletir Gider insan, özlemi kabusa döndürür Bir dağı bile yanıltır insan Dağ insanın aymazlığıdır *** AİT OLMAK Aitim, sana mı peki, bunun yanıtı zor O yanıta aitim belki Alkol ve gözyaşı iyidir, aşktan söz etmedim daha Bir yokluğun var...
HER FİLM BİTİYOR (ŞİİR)
Unutmanın rüzgârla bir akrabalığı var bazen geri dönüp ılık ılık dokunur sonra gider bir kayanın arkasına saklanır kulaktan kulağa oynar sonuncu sözcük hep sarhoş uzak diye bir yer yok bellek rüzgârdan da uçarıyken. Her ışıyan ana bir delik her acıtan ana bir düğüm attığım halıdan ipek böceğinin çıkışı ve ıslak merdivenlerden inişi tabakta balıktan fırlamış...
EVE DÖNÜŞ (ÖYKÜ)
Onun için yoldu her yer, ondan uzaklaştıkça susulan bir yol. O şehir senin bu deniz benim, sarsak bir koşu tutturmuştu. Bir keresinde, bir denizin kıyısına gömdüğü istiridyeyi bulamamak yüzünden intihara kalkışmıștı. Arkadaşları, kamarasında, «Canım Hanna’ya…»diye başlayan, bir mektup bulmuşlardı: «Yine yeni bir şehre vardık Hanna. Yağmur yağıyor. Arı kovanı gibi, itiş kakış içinde kaçışıyor...
ILGIM SALGIM (ÖYKÜ)
Hayat, bir gün daha fazla düşünmekten ileri geliyordu… Bir kıvılcım en az iki etkenle ve farklı kombinasyonlarıyla büyüyebilirdi: – Rüzgâr ve hava – Kıvılcımı beslemek – … Hangisinin ya da hangilerinin olası bir büyümeye vesile olduğunu anlamak, bunlardan en az birisini deneyerek ve kıvılcımı gözlemlemekle mümkündü. Ne sen ne de ben göreceli sonlukta ve/veya sonsuzlukta...
Tiyatrodan kalkıp romana varan Hakan Güneri
Bir yıl önce Mahmut Şenol’un son romanı “Bir Roman Yazılıyor ~ Nicky’i Öldürmek” üzerinde yazdığım, K24’te yayınlanan eleştiri yazısında şöyle demişim: “Roman denen edebiyat türü karakterler üzerine kurulur. Bırakın sadece sağı-solu, aşağıyı-yukarıyı, havayı-suyu-manzarayı ya da duyguları yansıtan post-modern ötesi kitapları; bunlar roman kategorisine girmez aslında. Nitekim, ‘Roman karakterler üzerinden dünyayı algılamaktır,’ der Mahmut Şenol.” Öte...
KAÇAK (ŞİİR)
Ne çok sevi eklemlendi Geçmiş zaman tümcesine ömrümün Binbir haz sonrası Kabuğuna çekilmiş Kirene Özledim o günleri Acısını da, sevincini de Duyumsardım yalımını Soluğunu şiirin Çıktığım yolculuklarda Bakardım gözüm gibi Kalbi kanatan hevese Ve rastlantılara bıçağımla düzelttiğim Ne çok severdim Nedeniydi Yürekte yanan her şeyin Sekiz kez tekrarladım bunu Koklarken güneşin taze meyvesini Dokunurdum halesine...
ŞİİRCİ NOTLARI-4
Fahrettin’e (Koyuncu) takılıyorum bazen telefonda: Ne var ne yok, ŞİİRİN GECESİNDE yıldız savaşları devam ediyor mu? Ediyor Hocam, olanca hızıyla. Az da olsa azalma yok mu? Hayır, hiçbir zaman da olmaz. Ben anlam veremiyorum, sebebi ne bu harplerin? SANAT falan değil tabii, İKTİDAR SAVAŞI bunlar. İddia Makamı itiraz ediyor. Yargıç haklı buluyor ve diyor ki:...









