Sonunda nadir de olsa görmüştük, geyik dili kullanan ağızları, filkulaklarını nadir de olsa tenhalarda, yılkı atlarının sırtında büyüyen yüklerle, kafası karışık yerlere ihaneti harlayan balyozların bakışlarında yanan yıkılan hükümranlıklarla, suya düşmüş bütün konuşulanlarla görmüştük ya fıs diyormuş banlar, taze meyvalı akşamlar fıs diyormuş heman. Hayatların boyu kısalıyormuş. Peştular sübülde. Çiçekler sübülde. Güz yanaklı hayınlar, sübüldeymiş....
Son Yazılar:
21. YÜZYILIN GERÇEKLİĞİNDE SANATIN ANLAMI
ZYGMUNT BAUMAN’IN AYNASINDA MODERN İNSANIN SESSİZ ESARETİ
Sanatın Eşiğinde: Bakmak, Anlamak ve Söz Almak
JOHN PERKINS VE ROGER CROWLEY YENİ KİTAPLARIYLA TÜRKİYE’YE GELİYOR
EDWARD SAİD’İN “ENTELEKTÜEL” FİGÜRÜ ÜZERİNDEN ÇAĞIMIZIN VİCDAN KRİZİ
Kıkırdama (Öykü)
1. FETHİYE-ÜZÜMLÜ SANAT VE EDEBİYAT FESTİVALİ
NON-CONTEMPORARY
Hüseyin Gökdeniz Özertaş’ın Zaman Koleksiyoneri Üzerine Bir Polemik!
BİR SOPRANONUN ÖZEL DÜNYASI
Roman Sahnede Bilim Işıkçı: Bilişsel Edebiyat Eleştirisi Ne Yapar, Ne Yapmaz?
Kıraathaneler, kültür ve aydınlar
Neden resme bakarız?
Plastik Dil, Estetik Donuklaşma ve Yaratıcılıksız Sanatçılık Üzerine
Anarşinin Maskeleri: Percy Shelley’den Triangle Fabrikası Yangınına Radikal Bir Şiir’in Tarihi
ŞEHRİ FOTOĞRAFLA BULUŞTURAN 212 PHOTOGRAPHY ISTANBUL 26 EYLÜL’DE BAŞLIYOR!
Cevat Çapan’ın Anılarında Özer Kabaş ve Zamanları
Levent Karataş’ın Melez Peri Kitabı Üzerine Bir Poetika ve Direniş Okuması
Haftanın Kitap Seçkisi
Kategori: Litera
BELKİ… (ÖYKÜ)
İlk Mevsim Dar, uzun cadde boyunca kaldırımlarda suskun ağaçlar ve yalnız başlarına sokak lambaları sıralanıyordu. Ağaçların türlü yeşilleri, lambaların huzurlu sarı ışığı sessiz, sıcak yaz akşamında oradaydılar. O akşam, arabada onu beklerken kaç kez geçirdim aklımdan: “Ah, ne yapıyorum burada, ait olmadığım bu yakada. Pek tanımadığım o genç kadını niye bekliyorum?” Ve kaç kez geçti...
tarihçe (şiir)
bizimkiler doğuştan vejetaryendi artık her öğün televizyon yiyoruz annem peştamalını sandığa kaldırmış babam alışamamış balkon sohbetlerine ninemin walkmanla flörtü yeni ilk öpülüyor kulaklarından dedemden sonra ve halay’ı videodan çekiyoruz kaç yıldır doğayı saksılardan içimize toprak dedemi otuz yıl önce çağırdı o zaman körfez ısmarlıyorduk sevdiklerimize ve badem ve yemiş ve izmir üzümü şimdi çekirdekli bir...
YAĞMURDA (ŞİİR)
demir parmaklıkların ardında bir güvercin kanat çırpmaktadır gökyüzünün maviliğine. bir duaya zemin hazırlamaktadır yaşam bir çiçekten hakkını almaktadır bir arı. ya da bir kadın, çok sevdiği bir şeye bağlanmaktadır yeniden. yani bir insan kendi elleriyle tutunmalı yaşama! sokaklar eskimiyor sen geçip gidiyorsun sadece. geçip gidiyorsun aynı yolları yürüyerek tekrar ve tekrar gelmek üzere. belki bir...
45’lik Plak (Şiir)
Ceddim maraba Evliklerde uyanırdım. Bunca yorganın ne işi vardı? Sahi kuşluk vakti yine bir yezidi maruldan mı çekinir? Saklı yerlerinden serpilir Mor-kidem ve benek-şem Silik kadınlarda tekrarladım susmayı ve kumarın heyecanlı yanı Muğlaklığı sindiremem Bileklerimden seçilir damarlardan ayrılan lifler… Aşırılığın soysuz bezirganlığıyla Göz-bebekler gebe bu coğrafyada Kromozomu yoktur kim bilir Fazlasında otistik hülyalara sapkın İtiraf...
Nasılsın (Şiir)
Biz ölüler arasında yürüdük -Nasılsın? -Ağaç kadar görkemli Olduğum yerle olduğun yerin -Nasılsın? -Bir ucundan kendimi tutmuş Tünel var arasında -Nasılsın? -Üç boyutlu biri Geniş ve ışıksız -Nasılsın? -Şiirin bir ucuyum Kaç bin kilometre ötede -Nasılsın? -Uzun bir köprü Benim kaybım var gelin arayalım -Nasılsın? -Geniş zamana karşı uçak Uçakların ilki, vapurların sonu -Nasılsın? -Vapurlar...
silikozis! (şiir)
silikozis ölümün tezgâhında yaşamın sevinci taranıyor eşin dostun telaş içinde ve takatten kesilerek sendeliyorlar yaban sularında. silikozis gençliğinden hayır görmemiş bir ömür salıncağa biniyor ve sokak sokak kendini arıyor ki gecenin kundağında birkaç ışıltıyı aşırsın diye gençliğinden. silikozis elinin terinde bir mevsim ufalanıyor karın tokluğuyla senin gurbet diyarında. ve ağarmış mavi bir...
VODVO SÖYLENCESİ (ŞİİR)
Sisinde saklıydı külüm. Yer çekimini öğrendiğim günden beri uçamadım bir daha. Yalnızlığın ezik boğuntusunda yılgın küf kokusudur senden önce içime çektiğim nefes. Uzak yollara açılan bir kapıdır gözlerin. Bakışın –karanlık! Birçok şeyin habercisi. Paradoks! Siliniyor ayak izlerimiz. Gök sustu, niye? (Sessizlik) Sisinde saklıydı dağım. Susam sokağından çıktığım günden beri mutlanmadım bir daha....
ÜÇ BİLEŞEN VE VAROLUŞCU HAYAL GÜCÜ
Benim Oruç Aruoba’nın şiiri üzerine hiçbir şey bilmeyen biri olduğumu varsayalım. Siz de bana bu konuda temel bir fikir vermek istiyorsunuz, diyelim. Bu işe nasıl başlardınız? Oruç Aruoba’yı tarihsel bağlamı içine oturtmayı denemekle işe başlardım ama bu sizin ortaya koyduğunuzdan daha geniş bir bağlam olurdu: Haikular şiiriyle ölçülecek bir bağlam. “86./ Aceleyle gelip geçer Martı/...
KARŞILAŞMALAR (ÖYKÜ)
“Hiç kimse doğuştan masum değildir.”, diyerek elindeki neşteri ameliyat malzemelerinin bulunduğu metal tepsiye sert bir şekilde kaydırarak bıraktıktı. Yürürken kanlı eldivenlerini ellerinden sıyırıp ameliyathanenin kapısından çıkıp gözden kayboldu. Onu biraz olsun tanımıyor olsam neden bu mesleği seçtiğini sormak isteğiyle bu kadar yanıp tutuşmazdım. Elimde göbek kordonu, kalakaldım. Metal masada solunum cihazına bağlı, kalp atışları giderek...









