sesinde çiçek kokuları, yatağı şaşan yıllar, saçlarında salıya karışmış rüzgârlar, yüzünde girdabı geçen sözden, denize bakan aşklardan ne kaldıysa. çeliği büktüğümüzdü, suyunu taşırdığımız, tütün basacak yaramız vardı, masallarımız, sesimde kâğıt kesikleri, acıları halkların, devrim düşlerinden ne kaldıysa. dağlara dayadığımız alnımız vardı, dişimde dünya izleri, içinde artan kızıl kıyamet, kurşun dökülen çocukluğumuzdan ne kaldıysa. _____...
Son Yazılar:
Reha Bilge’den “Ressam ve Şair Tevfik Fikret” Kitabı Raflarda
BAHAR ŞİİRİ (ŞİİR)
Kırlangıçlar Gider Gelir (Şiir)
Ağaç ve… (Şiir)
Modern insan neden kendi efendisi olamıyor?
Yirmi Beş Kuruş İçin… (Öykü)
SANAT HAYATIN GERİSİNE Mİ DÜŞTÜ
Eril Rapunzel (Şiir)
KIYI ÖPÜŞMESİ (ŞİİR)
ANLATILMAYAN (ŞİİR)
Osman Hamdi Bey: Resim Geleneği İçindeki Yeri
Mustafa Ağatekin: “İşin sonu, neticesi” demek encam
Yeni Dünya Düzeni: Etobur Yırtıcıların Geçit Töreni
haplar ve laflar dünyasının paslı yazgısına şiirden merhem ezen çocuğun hikayesi (şiir)
ÇAĞILTI (ŞİİR)
KOMANDOKARA III. FASİKÜL (ŞİİR)
HAYDAR ÜNAL’DA TARİH, BELLEK VE DİRENİŞİN POETİKASI
Karanlık Kuşağın Künhü (Şiir)
Dip Adası (Şiir)
Kategori: Litera
fabrika (şiir)
yor, ve sonra keçiler deftere yazıyor. Çöl burası, ala merdiven başında Daşa üstü başı kirli otların arasında sanıyor ya da köpük ve yağın fabrikayla birlikte onun ortasında bütün çıplak omuzların üstünde ridorlar, levyeler ve borular yaşıyorlar. bir hayale. NOT ELEŞTİREL KÜLTÜR (EK Dergi) sitesinin edebiyat editörü Erkan Karakiraz’ın seçtiği eserler, sitenin edebiyat bölümü Litera’da yayımlanıyor....
Anlattığın Kadar (Şiir)
uyanır uyanmaz her sabah gökyüzünü fotoğrafladığını benim buna bir neden arayacağımı kendini kaybedip kaybedip sonunda uzun arayışlara çıktığını telefonsuz kulaklıksız müziksiz ağzına hiç sigara sürmediğini ve hatta bununla övündüğünü Bir de yataktan kalkar kalmaz yatağını toplamaktan övündüğünü bundan övünüyorsun çünkü ablan yatağını toplamıyor ama ablanın yapmadığı bir şeyi yaptığın için de övünmüyorsun çünkü ablan sigara...
BUBİ TUZAK GERÇEK! (ŞİİR)
sana buradan doruklar göründü haz ilkesi oyun yazarken şiire kaydı ellerin onun sıcaklığını düşündün diğerinin verdiği onun veremediği sahte sıcaklığı sıcaklık aşkın bittiğinin kanıtı soğuduğunun çekiç gövdenin kırıldığı kurutulmuş seramiktir sanal rüyalarda dolaşıyorsun listen kabarık, taytından çamaşırın sarkıyor belki de, çamaşır tarihe karışacak göre göre aynı bedenleri iki kişilik ayin sona erecek donlarımızı atlas yapacağız...
KİŞİSEL BAKIM ŞİİRİ
-ne yapmam gerekiyorsa yapıyorum- maydanoz suyu içiriyorum sabah somurtkanlığıma. faturalar burç yorumu yapıyor. mevzular karışık. yakınlaşma. yoksa pıhtılaşıyorum anıların yıpratıcı kırıntılarını gelişigüzel saç diplerime yediriyorum. beni daha canlı gösteriyor dayanılması güç günlerde. sonra kazıyorum aynada hakkını arayanları seyrediyorum. gözenekleri tıkanmış bazı şeylerin. bu kadar samimi içten pazarlıklara nah çekiyor. ve kusuyorum dudaklarımdaki çatlakları ihanetin ayazıyla...
Rutin (Şiir)
kalbimin duraklarından biniyor bir bir hecelerin güneş kilometrelerce yolculuğunu saçlarında sonlandırıyor ve ben seni seviyorum. eski hatıraların gıcırtısından arınmış yatağımız pencereye karşı pencereden içeri düşen ayın şavkı en çok gözlerine yakışır. sen, her seferinde ilk kez görmüşçesine hayranlıkla izlerken göğü ben seni izlerim nasıl layığın kadar sevebilirim seni diye düşünerek ve bu rutin hiç rutinleşmez...
Yok Sayfa (Şiir)
“çoklu anlam” dedi içinden kuyuya taş attım siz çıkarın gerçekliğe giderken farklı sonları olan. hem diri, hem ölüdenklemi kurdu yeniden isim “şüphe”mi yaratıyor gerçek bahçe mecazi bahçe başka bir yerde “düş” kurguluyor sola gittiğinde “daire” tamamlanıyor bütün olasılıkları hesaplamak takıntı. yokluğa dönüşürse “ölüm” imgede zihinde boş belge “şüphe” içinde “bilgi” sonsuz dilin hafızası gün ışığında...
Poslední Stanice (Şiir)
“in nomine patris et filii et spiritus sancti” bana kimse “nasılsın?” diye sormuyor artık kanasın diye nehirde yalpalayan eski sular gittim kendime ucuz papatyalar topladım öyle düşündüm, ne yapayım kafam coğrafyaya pek basmıyor artık eski defterlerime ay ile yıldız çiziyorum kanamalı bir eti, eski bir bıçakla, paslanan yerlerinden kesiyorum bana kimse “nasılsın?” diye sormuyor artık...
YOLDA (ŞİİR)
yüzünü düşürmüş birisi utanmasını kaybetmiş bir şarkıydı ve bu yüzden hüzün altındaydı bütün geçmiş. Sayıların altında eziliyor söz sınırların, duvarların bil cümle rakamların altında. İşaretler yükseklerde saklıdır yağmurda ıslanmayı bilmezdi ve bu yüzden kibirli bakışları görünürdü bütün. Acınacak bir şey vardı elbette kim kime, neyi nasıl bilinmez bir tavırdı. Parmak ucunda bir sevgi kırgınlığı avuçları...
ÇOCUKLUĞUN GÖLGELİ ZAMANLARI (ÖYKÜ)
Yaşlıca bir adam. Karısı ondan da yaşlıca. Herkesin bir şeyi olur kendisi, kocaman gözlü, kocaman dudaklı, kocaman elli, koyu turuncu bir puşi taşır başında hep yaz kış, hiç çıkarmaz, yatarken bile. “Sakallı” derler, mahallenin, cümle üveyliklerin zorbası. Kimine düpedüz karanlık biri gibi gelir, kimi için basbayağı esenlik bilgisi… Beni ve benden iki yaş büyük ablamı...









