Bir fotoğrafın kalmış bende. Geç bir hazan zamanı olmalı. Yanına, yörene bakıyorum. Her şey, siyahla beyazın bir felaketten artakalan çığlığı. Hiç düşünmüş müydün, niçin en güzel şarkılar, bir fısıltının tekinsizliğini sezdirenlerdi? Sağında, kurumuş bir incir ağacı var. Ağacın dallarından biri omzuna değiyor. Bir ölünün yırtık kefeninden dışarı sarkan kuru, soğuk elini nasıl da andırmış o...
Son Yazılar:
Yuvanın Resmi
Serdar Koçak’ın Dilinde Egemenlik, Aidiyet ve Özgürlüğün İmkânsız Anatomisi
Adolf Hitler ve basın özgürlüğü!
Gece İlahisi (Şiir)
Seyyah (Şiir)
Marx ve Joyce: Paralel Evrenler
Kefaret – Savaş denen melanet üzerine düşündürücü bir film
Göğün Altında (Şiir)
Üzgün Serinlik (Şiir)
Ankara ve İstanbul Resminin Plastik, Sosyolojik ve Ekonomik Diyalektiği
Merdivenler (Şiir)
İnsan ve Şiir
Öğrenciler, sınıf ve ırksal baskı karşısında Fransa
Özlem Üner Resminde Bakışın İktidarına Karşı Sessiz Direniş
Sordum Denize (Şiir)
Ağaç ve… (Şiir)
yurdu geniştir şiirin
kıs(s)alar… (şiir)
Her Akşam 8’de (Şiir)
Kategori: Litera
Gözetleme Deliğinin Ardında Ne Var?
Sadece gözlemlemeye çekilen ve dikizleyen insan bu eylemi yaparken neredeyse her zaman yalnızdır. Çünkü “persona non grata” istenmediğini bilir. Kendini neredeyse kimseye hissettirmez. Onun amacı kendi iç dünyasına ve hikâyesine malzeme toplamaktan, yalnız kalmaktan fazlası değildir.
Abdulrazak Gurnah-Elveda Zanzibar: Sürgünün ve İmkânsız Aşkın Masalı
Tanzanyalı yazar Abdul Rezzak Gurnah, “Elveda Zanzibar” adlı romanıyla, birkaç gün önce, Nobel edebiyat ödülüne layık görüldü. 1948’de Zanzibar’da doğan Gurnah’ın gösterişli freskleri andıran yapıtları küçük Parisli yayınevlerinin özverili çalışmaları olmasaydı, belki de gün yüzüne çıkmayacaktı. Elveda Zanzibar da, doğru zamanda veya uygun bir siyasi iklimde yayınlanmamış olması yüzünden edebi önemi gözden kaçırılan bir yapıttı....
Bican Kadar Bir Boşluk (Şiir)
Sen şimdi bir kahvaltı sofrasında Mutsuzluğumu unutmuşsundur Tuz ile domates arasında bir elin Bir elin okşamıştır saçını sevgilinin Yalnızlığıma üfledi ölüm Çoğalttı içimdeki közü Bican öyle hafifti ki Hafifçe kaydı gitti Ağır bir yoksunluk duygusu bırakınca Yüreğim çatladı sanki Kuşlar gerindi, gök aynı aldırmazlığında Her sigara son gibi İyi günlerin sonu Sanki bundan sonra sevinecek...
Johan Sibelius: ‘Sessizlik Senfonisi’nin olağanüstü bestecisi
Sibelius’un, Kullervo’ya dönüşecek bir “Fin” senfonik formu hayal etmeye karar vermesi, Bethoven’in dokuzuncu senfonisini dinledikten sonra somutluk kazandı. Efsanevi besteci, bu dinletiden sonra, Finlandiya’yı güneyden kuzeye derinden soluyan bir senfoni üzerinde çalışmaya karar verdi. Sibelius bu dinletinin etkisi altında, karısı Aino’ya: “Eminim, kadim ve otantik Fince şarkılarımızın keyfini çıkarmaya başlayacağımız zamanlar, çok uzak değil bir...
ŞU BALIĞIN DOĞDUĞU SABAH (ÖYKÜ)
Uç tel gibi esti Davut. Kollarını kesti Davut. Bütün köye küstü Davut. Uslu Davut’tu. Us denilen iki sese sığmış bu kelimenin anlamıyla yoğrulsa ilkokul kurdelesini göğsüne batıranlara sıfatlanırdı ama yoğrulmadı. Usluydu işte, buydu. Doğruculuğu da tren raylarında kırılmaz kuruşlar gibi yapışkandı. Kokusu, ovanın tamamının bakır-nikel ihtiyacını karşılayabilecek rahatlıktaydı. Doğuştan usluydu işte, besicilerin el arabasıydı, buydu....
KERTERİZSİZ İSKELE (ŞİİR)
Sürekli azarlanan bir rüzgârgülüne Hayta hayat gülü gülüveriyor Saçlarını taramayı unutmuş bir rüzgâr Yataktan kalktığı gibi çıkıyor sokaklara Unutmayı unutmamış bel büken yokuş Kışını bilmem de, zordur buraların yazı Soluk alması zordur buharlaşırken düşler Yazgıları güvelenen ne kuşlar kaldı ne geceler Uçuk çıkaran uçurumların gördüğü derin rüyalar Alacalı bulacalı yol yorgunu ayrılıklar, kırgınlıklar Batıp giden...
GEÇİCİ BİR SABAH (ÖYKÜ)
“ten… nine… eight… seven… six… five… four… three… two… one… zero… Fire!” Dünyaya boşluktan bakayım diye, yerleştiğim koltuğa, emniyet kemeriyle sıkı sıkıya bağlı bedenimi uzaya taşıyacak olan Amerikan yapımı füze, oturduğum apartmanın çatısına kurulu rampadan ayrılarak, gökyüzüne doğru hızla savruluyor. Yükseldikçe, dünyanın bütün yükünü, aşağıda bırakıyorum sanki. Kuş gibi hafifliyorum. O kadar rahatlıyorum ki, derimi...
ZÜRÂFAYLA KİRPİ SOYU (ŞİİR)
1 Uyukladığım koltuğa sordum: Hangi uykuya yatayım? Kapat gözlerini, rüyana yat dedi koltuğum. Söz dinledim. Yeter bu kadarı, çıktım bu şiirin ikinci katına. 2 Çilek elbet toprakta yetişir diye başladım -başlamıştım balkonumdaki saksıya dalını gömdüm küllerinden doğdu çilek aşağı balkona, Miyâsânım’a ulaştı duydum: Hoşgördüm dedi, beni sula. 3 Baksana dedi şiir. Nasıl baksaydım, onu yazıyordum...
Bir aşk fısıltısı: Henüz sana tamamen güvenemiyorum!
Kemanı arşesiyle beraber sol elinde kutsal bir emanet gibi tutuyor. Öte yandan, sağ eliyle, kuyruklu piyanosu başından kaldırıp ve hafifçe ayaklandırarak kucakladığı genç kadını büyük bir ihtirasla öpüyor. Kadınsa, omuzları düşük ve dökümlü bir abiye elbise içinde tir tir titremektedir, nefes alıp verdikçe elbisesinin ve korsesinin kumaş hışırtısını resimden yansıdığı gibi, işitiyoruz. Çünkü, Lev Tolstoy’un...









