Herkes Kahraman Olmak İster; Peki Delikanlılık Nedir? 

Biz bir toplum değiliz artık- belki de hiç olamadık… Toplumları yan yana tutan şey bir ortak düşe, rüyaya sahip olmak ve onu büyütmektir.  Ortak düşler nasıl yaratılır? Her şeyden önce empati ve tahammül gerekir, çünkü toplum dediğimiz şeyi kuran aynılıkları değil farklılıklarıdır. Farklılıklar içinden doğan ortak his ve ruhsallık bir toplum olmanın teminatıdır.

Ama ya toplum sandığımız şey salt bir tek tipleştirme makinesi olarak çalışıyorsa? Toplum olmak için önce birey olmak gerek. Ama toplum dediğimiz yanılsama her şeyi aynılaştırmaya, tekleştirmeye çalışan bir çark, öznelliği öğüten, ruhu kelepçeleyen koca bir değirmene döndüyse?

Oturup düşünmek lazım…

Bize öğretilen kavramlarla büyüyoruz örneğin, toplum denen çark bize nasıl olmamız gerektiğini sürekli anlatıyor, sürüden ayrılmamanın faziletleri, sesini çıkartmamanın erdemleri, kendi şahsına münhasır bir kişi olmanın göze batan riskleri, düşlerin evcilleştirilmesi- tüketilmesi. Bize öğretiliyor; doğuyoruz, okula gidiyoruz ve iyi yurttaş olmayı öğreniyoruz, mezun oluyor hayata atılıyoruz, çalışıyoruz, evleniyoruz, önce sevdiklerimiz ölüyor, sonra da ömür bitiyor; biz ölüyoruz.

Bu toplum kurgusunda kadının varlık sebebi ya da görevi; önce ailesine ve ardından erkeğine hizmet etmek, eşinin cinsel tatminini sağlamak, çocuk doğurmak/büyütmek, ev işçiliği yapmak ve vakti zamanı gelince ölmek. Bu tuhaf toplum kurgusunda erkeğin görevi ailesine sahip çıkmak, delikanlı olmak, askerlik yapmak, çalışıp para kazanıp aile geçindirmek, eşinin kocası olmak, ondan cinsel tatmin sağlamak, eşinin namusunun bekçisi olmak, arada onu aldatmak, çocuklarına otorite kurmak, emekli olmak ve ölmek. Kuşkusuz böyle anlatıldığında kulağa korkunç geliyor, toplum olamamış ama toplum diye adlandırılmış bu kurgudaki akışın yitik öznelerine. Kendi olamadan doğan, eğitilen, öğretilen, sınırları çizilen ve o sınırlar etrafınca ve hayatın ona verdiği süre içinde, kendi olamadan, benliğini keşfedemeden yaşayıp ölmesi gereken bir form.

Toplum olma vasfından uzak toplumsal mekanizma, kişilerin özetlediğimiz hayatın saçmalığından kaçmak, varlığının değersizliği ile boğuşup durmamak, hayata katlanılır kılmak için; yanlış bilinç yaratan kurgular ya da üzerine giyilen hazır kimlikler icat edilmiştir. Bu kurguların bizdeki en popülerden biri erkeğin kahramanlığına dair icat edilmiş kimliklerdir: Delikanlılık, yiğitlik, cesurluk, gözü karalık, adam gibi adamlık…

Daha konuşma bilmez bebek iken delikanlılığın raconu ile büyütülen, babasının taraftarı olduğu kulübün atkısı ile gezdirilen, pipisi bir sembol gibi her misafire ya da akrabaya teşhir edilen, nasıl yumruk atacağı her şeyden önce öğretilen erkek insanoğlunun üretilen ve tüketilen kimliği. İnsanın insana şiddeti, bedensel bütünlüğüne zarar vermesi korkunçtur. Adam döverek delikanlılık yapılan bir coğrafya da bu sözlerin söylenmesi tuhaf kaçsa da. Annesi babası abisi ablası tarafından ezdirme kendini mottosu ile yumruk sallaması takdir edilen çocuk; kafa tutarak başladı, kafa kırarak devam etti.

Çocuk büyüdü; yönetimler için resmi olarak insan döven memur oldu, sağda ya da solda döverek ceza verdiğini iddia eden politik gruplara katıldı, kendi gibi olmayanlara yumruklarını konuşturarak had bildirdi, büyüdü bitirim oldu, delikanlı raconuna uyacağım diye zorba, mahallenin namusu bizden sorulur diyerek mafya oldu, sevgisini göstermesi ayıp sayıldı, duygusallaşması zayıflık sayıldı, içi kurudu, ruhu kabuğa döndü. Oysa gerçek cesaret, kahramanlık darda olana el uzatmaktır, düşmüşü ayağa kaldırmaktır. Tam da unutulduğu anlarda insan olduğumuzu hatırlatmaktır, karşılıksız iyilik yapmak, yüreğine ve vicdanına sarılmak, şefkat duymaktır yiğitlik ya da cesaret. Bir kış gecesi ayazında bisikletiyle evsizlere çorba dağıtmaya çıkan gönüllü yiğittir, cesurdur; kahramandır. Aynı zamanda doğum gününe denk gelen yılbaşı gecesini ekmeği için kâğıt toplamakla geçiren adama yaş günü düzenleyen, ona hediye alan gençler kahramandır. Kanser hastasına 2 saatini ayırıp, kanındaki trombosit maddesini vermektir kahramanlık.

Sokağının canlısını, mahallesinin kedisini kuşunu köpeğine sahip çıkan, onların yaşam haklarına hürmet eden kışın bir kulübe inşa eden ya da en kötüsü o canlının üstünü örten kahramandır. Tek suçları derilerinin renginin siyah olmasından mahalleden atılmaya çalışan Afrikalı göçmen için mahallesinin karşısına geçen ve onların yaşam hakkını savunan insan kahramandır. Memleketinin toprağı, denizi, ormanı, deresi zehirlenirken susamamaktır delikanlılık. Keza sokak ya da yaban hayvanının canının teminatı da olmaktır. İşin kötüsü bu sağlıksız erkeklik formu sürekli erkek gibi kadınlarda türetmektedir. Ki burada mahalledeki ablanın delikanlılık tribini değil plazadaki yönetici kadının kestiği raconu da düşünelim. Keza bu topraklarda evlatları da babadan çok annenin ve de sosyal medyanın yetiştirdiğini de.

Bu toplum Marshall Yardımlarına, darbelere, ekonomik, sosyal ve siyasal krizlere bir şekil toplum olarak kalmayı başarmıştı; ta ki 12 Eylül 1980’e değin. İnsanlık düşmanı Kenan Evren ve onu sevinçle karşılamış idrakten yoksun büyük sermaye iş birliğiyle tüm toplumsal dokunun içinden geçildi. Ardından rahatlama derken, Özalizm ile “bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler” modu yüklendi; onursuzca da edinilse sadece servet yüceltildi. Hayali ihracat ve kara para Türkiye’sinde; birileri birilerini aşağılamak için “sen beş paralık adamsın” dedi.  Ardından 90’lar kirli savaş, yasa dışı ekonominin daha da büyümesi, mafyanın yükselme trendi. Son 20 senede ise psikolojik sıkıntıların, uyuşturucu kullanımının ve çeteleşmenin tabanı kapladığı yeni bir aşamaya geçtik.

Artık; Walking Dead” dizisindeki zombiler gibi birbirini zorlayarak, ısırarak, zorbalayarak yan yana durmaya çalışan bir güruhuz. Peki, buradan bir toplum çıkar mı; bu çölde hala nefes alınır mı? Hala iyiliği, şefkati, vicdanı ve sevgiyi kuşanmış kahramanlara ihtiyaç var, yeniden bir toplum olabilmek için. Ya da Pompei’nin son günleri…

 

Haziran 26-Bombay

 

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.