“Yol, bulutlaşır;
varlık, yer değiştirdikçe
kendine döner.” (s. 28)
Günümüz şairlerinden Nihat Özdal’ın son şiir kitabı Bulut / Haiku, Haziran 2026’da Lando Yayınları tarafından yayımlandı. Seksen dört sayfalık kitap, Özdal’ın çektiği fotoğraflardan ve kaleme aldığı haiku biçimindeki şiirlerden oluşuyor. Kitabın inşa sürecine dair şairin sebeb-i telif niteliğindeki ifadeleri arka kapakta yer alıyor.
Tematik bütünlük arz eden Bulut / Haiku kitabında yer alan fotoğraflar ile şiirler birbiriyle uyum içerisinde sıralanıyor. Şiirlerin oluşum aşaması şu şekilde gösterilebilir: Birey olarak şair önce doğayı-bulutları izliyor, edindiği görüntü fotoğrafa ve görüntünün hissettirdiği duygu haiku biçimine dönüşüyor. Şair-doğa ilişkisi hissetme temelinde fotoğraf ve haikuyu ortaya çıkarıyor. Şiir-görsel ilişkisi açısından fotoğraflara yer verilmesi Nihat Özdal’ın poetikasında özel bir yere sahip. Daha önce yayımlanan Koordinatlar kitabında yeryüzünün farklı bölgelerine ait koordinat bilgisi okuyucunun dijital haritaya aktarıp ilgili yeri görebileceği şekilde şiirin başlığını oluşturuyordu. Bu noktada son kitapta yer alan fotoğraflar da tıpkı dijital koordinatlar gibi okuyucuyu şiiri-fotoğrafı ortaya çıkaran o anın içine çekiyor. Bu yönüyle şair-şiir-okuyucu üçgeninde etkileşimli bir kitap yazılıyor. Okuyucu, metni alımlama rolünden çıkarılıp (ya da alımlamayla yetinilmeyip) deneyimleme aşamasına taşınıyor. Kitaptaki bir fotoğrafa baktığınızda hissedilen duygu, şairin hissettiğiyle ortaklaşabiliyor ya da ayrışabiliyor. Bu da insanın öznel algısının farklılığı ve şiirin çokanlamlı/çağrışımlı olmasından kaynaklanıyor. Şiir, çağrışıma açık kılındıkça okuyucuların yaşamıyla kesişiyor.
Nihat Özdal, Bulut / Haiku kitabında poetikasında önemli bir yeri olan sembollerden yararlanıyor. Sembol, sözcüklerin birbiriyle bağdaştırılmasının sonucunda “nesnel” bir düzlemde inşa ediliyor fakat yüzeyde yer alan bu okumanın derinine inildiğinde sembolün çağrışıma açık şekilde yapılandırılması söz konusudur. İzlenim, deneyim, anı ve bellek ilişkisi bağlamında doğanın dilinden edinilen semboller dikkat çekiyor: “Her an başka bir / iz silinir zihinden / yine boş kalır.” (s. 47) dizelerinde bulutların hareketliliği, bellekteki izler ve deneyimler; gökyüzü ise zihin ve bellek olarak yorumlanabilir. Bulutun insan yaşamındaki düşleri, hayalleri, tasarıları, arzuları ve geleceği sembolleştirmesi “Senle çıktığımız, / peşine düştüğümüz / bulutları buldum.” (s. 42) dizelerinde belirgin kılınıyor. Deri ve Düğme kitaplarında vurgulanan kök ve yer edinme, iz bırakma, yer değiştirme izlekleri Bulut / Haiku kitabındaki sembollerle yeniden üretiliyor. Bu kez eşya ve nesnelerden değil, doğrudan doğadan alınan simgelerle bu yeniden üretime imza atılıyor. İnsan-nesne ilişkisi bağlamında ise Bulut / Haiku kitabında bardakta kalan iz, masadaki mektup, yatak ve yastık gibi ifadelerin yapılandırıldığı haikular mevcut. Tabağın kırılması sonucunda parçalanması ve ortaya çıkan görüntünün yine kesikler toplamı arz eden tabak olduğuna yönelik haiku ise Nihat Özdal’ın poetikasındaki insan varoluşu ve doğa ilişkisi açısından parça-bütün geometrisine denk düşüyor.

“Göğe bakıyor, / alışkanlık her saniye / Bulut bekler mi?” (s. 14) dizelerinde insan-zaman ilişkisi gösterilip Heraklit’in “nehir” eğretilemesi “bulut” sembolü üzerinden özgün şekilde yeniden üretiliyor. Varoluşsal düzlemde özne açısından zamanın hissettirdiği duygu doğadaki değişimin ve hareketliliğin farkındalık temelinde izlendiğini gösteriyor: denize doğru tüm yazın buharlaşması, karın yamaçlara doğru eridikçe dağın da eriyip baharı müjdelemesi, söğütlerin yapraklarını dökmesiyle sonbaharın gelişi, bulutların arasından inen kar tanelerinin kışı getirmesi gibi ifadelerin yer aldığı haikular yeryüzü-doğa takviminin özne tarafından deneyimlenmesidir; dijital-mekanik takvim, doğanın izlenmesi ve deneyimlenmesi yoluyla aşılmaktadır. Bunun yanı sıra varoluşun geçiciliği, bellek ve iz/anı, yaşamın bir yolculuk olduğu, bütün yolculukların en nihayetinde insanın kendisine döndüğüne yönelik içeriklerin yer aldığı haikular kitapta mevcuttur.
Türk şiirinin son yüz yıllık tarihsel aralığında Japon edebiyatından alınan haiku biçimi, günümüz şiirinde sıkça tercih edilmeye başlanmıştır. Hız çağının ortaya çıkardığı an üzerinde yoğunlaşamama, dijital dönüşüm ve bütünlüklerin parçalanması uzun anlatıların yerini daha minimal (küçürek) türlere bırakmasına neden oluyor; haiku yazımı bu nedenle “kolay” bir üretim gibi görülse de insan-doğa-zaman ilişkisinin derinde hissedilip belirli bir ana dil verilmesi noktasında yazımı zor bir biçimdir. Bu zorluğu Nihat Özdal’ın aştığı görülüyor. Disiplinler arası üretimi esas alan Özdal, bu kitapta doğa-haiku-fotoğraf ilişkisini başarılı şekilde uyumlandırıyor. İlk şiirlerinde görülen haiku etkisi bu kitabında poetikasıyla bağlantılı biçimde üç dizeye bağlı kalınarak yeniden üretiliyor. Seçilen kavramların simgesel değerleri/karşılıkları ise önceki şiir kitaplarıyla ilişkili olduğundan derinlikli ve katmanlı bir yapı oluşturuyor. Bu nedenle insanın varoluşsal sancılarının ortaya çıkardığı duygu ve düşünce yığılmaları haikudaki üç dizede toplandığından açık bir metin ortaya çıkıyor. Mekanik saatlerin icadından itibaren kapitalizmin zamanı parçalaması karşısında anların ve bellekte bıraktığı izlerin değerini göstermesi açısından Bulut / Haiku kitabı günümüz insanın açmazlarına dil verip insan-doğa ayrışmasını aşıp bütünlüğe kavuşmanın önemini vurguluyor.
“Kumda bir iz var
sona erdiremiyorum
bu yürüyüşü.” (s. 49)
Özdal, Nihat (Haziran, 2026). Bulut / Haiku. Tokat: Lando Yayınları.


Bir Cevap Bırakın