Her ölüm ile farklı duygular yaşıyorum, bu duygularımın analizini yapmak alışkanlık haline geldi. Bazen en beklenmedik bir anda gelen ölüm haberine verdiğim tepkiyi anımsamaya çalışırım, acaba o andaki duygularım üzüntü müdür, yoksa aynı durumun başıma geleceğini düşünmekten duyduğum korku mudur? Ölüm korkusu ile üzüntüyü karıştırıyor olabilir miyim? Ne olduğuna bir türlü karar veremiyorum. Hiç ağlamadığım ölümler...
Son Yazılar:
Yerden Göğe Bir Vizyon: Türk Arkeolojisinin Doğuşu ve Epistemolojik Dönüşümü
“Gerçek Ötesi”ne İtalya’dan En İyi Sanat Filmi Ödülü
Poltergeist ya da Sinyalsiz Ekrandan Dışarı Fırlayan Dehşet
Zeki Faik İzer – Zühtü Müritoğlu – Elif Naci Üzerine Bir Kartpostal Okuması
KÜLÜN İÇİNDE KALAN HARFLER
ARAP DÜNYASININ YENİ YILDIZI: HALA BENSAID
11. Hitay Vakfı Sanat Yarışması Başvuruları 30 Haziran’a Uzatıldı
DÜNYANIN EN ÜNLÜ SAHAFI MOHAMED AZİZ: KİTAP YAŞAMDIR
İnsan-Sonrası Bir Dünya: “Three Robots” ve Bir Kedi
MODERNİZMİN GÖRÜNTÜSEL YAPISI
Geçmiş Kimin? Arkeoloji, Siyaset ve Kültürel Mirasın Sahipliği
Hegel’in “efendi-köle diyalektiği” nedir?
Aynalar, Tlön, Kizaemon Ido ve Çatlaklar
“Bir Kentin Hafızası Kaç Dilde Yazılır?”
“Tiffany’de Kahvaltı”dan, “Cesur Yeni Dünya”ya
Star Wars Anlatı Sanatı Müzesi
Jean-Marc Veliscek: “Fransız sineması, bir film laboratuvarıdır.”
Seslerin Yerleştiği Konak: Edirne Müzik Müzesi
Kültürel Zeynalar ve Ninalar: Türkiye’deki Sinema ve Dizi Endüstrilerinde Teknik Alanda Yaratıcı Kadın Emeği
Kategori: Litera
2000’li YILLAR ŞAİRİNİ ANLAMAK GİZDEŞ YAŞANTIYI ANLAMAKTAN GEÇER
Allen Ginsberg, üç çeşit ‘dil’ olduğunu söyler. Şaire göre eleştirmenin ‘dil’i, her zaman okurun ‘dil’ini yönlendirir ve dışlar. Bu, aynı zamanda kendisini bir sanatçı olarak gören şairin yapıtına müdahaleyi kabullenemeyişidir ki, şairin kendisini sanatçı olarak görüşü de ideolojisinin bir sonucudur. Şairin habitusunu dolayısıyla ethosu etkileyen faktör, şairin dünya şairliği ile olan ilişkisidir. Habitus ile ethos...
Lennie’nin Okşaması: Fareler ve İnsanlar
Kitap inceleme ve eleştirileri yapmak bir yazarın gelişimi için elzemdir. Şahsen ben bir yazar olarak her yeni güne, daha iyi nasıl yazabilirim, kaygısıyla uyanıyorum. Aslında anlatacağım çok şey var, var olmasına ama biçim, üslup, imla derken yazıların içinde boğulduğum zamanlar oluyor. Buna rağmen olumsuz eleştirilere maruz kalmıyorum diyemem. Neredeyse yazdığım her şey için, ‘’Daha iyi...
BİR ZAMANLAR OKURDUM
İyi mi kötü mü orasını hâlâ bilmiyorum:) Kalemi bırakmışken alayım… Süslü cümleler kurayım! Kırayım cümleleri, yeniden yapayım! Mahir de değilim aslında… Eee sonra? Okurum ben. Bazen de yazar. Çizerim aynı zamanda, insanları da… Eskilerin dediği gibi bir kalemde hem de! “Yamukluğa dayanamam!” Yazdan kalma beyaz ‘bukalemle’ yazmaya başladığımda, belki de hayatta en çok seni sevecektim....
Kelimeler Aşkına!
Düşünce evreninde kelimelerin cümbüşüne denk geliyorum bazı geceler, çoğunlukla dolunayda. Birbirinin kuyruğuna takılmış uçurtmalar gibi, döne dolana bir alçalıp bir yükselerek ama düşmeden süzülüşlerine… Kelimelerin karanlıkla öpüşmeleri cümlelerle sevişme arzusu yaratır da, aklı baştan alan hazza mı dönüşür acaba diyorum yazmaya aşık olan insanlarda… Şiir mi olur, şarkı mı olur, bazen bir cümle mi olur...
D’Artagnan, Roman Kahramanı Olmazdan Evvel
Dikkat buyurunuz, rica ederim; öyle, Salı Pazarı’nda üstüne tişört saçılmış tezgâhlara çabuk tarafından bakıp geçmek gibi olmaz… Kakmalı mücevher ve değerli taşlarla bezeli deri minderden mamul sandalyesinde oturan genç adamın sol elinde tutmakta olduğu birkaç kat kâğıt demeti gözden kaçırılacak gibi değildir. Bunlar, henüz gıcır banknotlar ortada olmamakla beraber, ilk devlet kâğıt kaymesi sayılacak İsveç...
Gemi ve Kediler (Şiir)
Bir gemi vermişler bana yeni kıtaya göndermişler yegâne mürettebat benim yolcularım ise kediler Kimsesiz sulardayım hangi kaptan dümen çevirir bir kaosun ortasında yalnızca kitaplarım var Kralı ilan ettim bu geminin kendimi kediler kabul ettiler bir kaosun ortasında krallığımı inşa ettiler Besliyorum şimdi onları beni anlamalarını sağlıyor deniz dinginleştiğinde hepsi yanıma geliyor _____ ERKAN KARAKİRAZ’IN YORUMU...
Uyku… Biraz Uyku!
Uyku, ¨Uyusun da büyüsün…¨ ninnisi zamanlarında başlayıp bir yaşam boyu insanın içinden çıkamadığı tuhaf bir bulmacadır. Bir labirenttir aslında uyku, keskin köşelerinde durup dinlenmeden dolaştırır insanı. Uyurken sizi oyalasın, canınız sıkılmasın diye zihninizde kurulan rüya perdesi de pek şenliklidir. Rüya, uyku labirentinin dar koridorlarında peşinize canavarlar da gönderir yahut kaybolmuş bir şeyin peşine düşmenizi ister...
SESİM KİMLİĞİMDİR
Fiziksel boyutta düşündüğümüzde ses; katı, sıvı veya gaz ortamlarda oluşan basit bir mekanik düzensizliktir ve bir maddedeki moleküllerin titreşmesi sonucunda oluşur. Ancak insan hayatında, onu kuşatan ve varoluşuna anlam katan fiziki doğanın bir parçası olarak ses, ayrıca insanın insanlaşma sürecinin bir ölçüsü olarak da değer kazanır. Bu anlamda sesin, insanın ontolojik ve semantik gelişimiyle ilgili...
Değişik ve Denişik Olmak Üzerine!
Değişik olmak sadece farklı olmuş olmak için kendini farklı konuşlandırmak veya farklı düşünüyor görünmek adına bilinenlere muhalif olmak değildir. Ağır abilerin yoğun olduğu bir bölgede ve camiada biri bir kişiyi üçüncü kişiye “Bu adam nasıl?” diye sorar ve gelen cevap “iyi” veya “kötü” ise sorun yok. O kişinin “İyi” veya “Kötü” olması sıradan ve olağan...









