Bazı tarihler vardır takvim yapraklarında durmaz, insanın içinde sürer. 6 Mayıs, işte o tarihlerden biridir. Bir ülkenin sabahına üç genç adamın sessizliği çöker. Ama o sessizlik, bir susuş değil, bir yankıdır. Bugüne kadar gelen, bugünü yoklayan, yarına doğru uzanan bir yankı… Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan… Onlara “Üç Fidan” dediler. Belki genç oldukları...
Son Yazılar:
OSMANLI ŞEHİR HAYATINDA RAKI ve MEYHANE KÜLTÜRÜ
Matbu dergi [artık] fuzuli bir iş mi?
İç Savaşın Estetiği, Barışın Ütopyası: Yücel Kayıran Şiirine Dair Beş Tez
Karacaoğlan Hâlâ Otobüse Bindirilmiyor
72. Sait Faik Abasıyanık Hikâye Armağanı’nda yılın öykü kitapları belli oldu
Arsız Beliriş
CAUSA SUI/ ÖZ DÖNGÜ: Kozmik zihnin sihirli görselleri
Reddiye Defteri: Akademinin Trafik Lambaları ve Yazarın İnadı
Özgür düşünceye engel olanlar!
BAUHAUS TASARIM VE MİMARLIK OKULUNUN KURUMSAL KİMLİĞİ VE DİNAMİKLERİ
Naif’in Listesi: Gerçekler, Doğrular, Varoluşlar…
ELVEDA ELİF, GÖRÜŞMEK ÜZERE
Ebru Yolver: ÜÇ / KONSEPT
İnsan Haklarının Ontolojik ve Politik Sınırları: Doğal Hukuk ile Egemenlik Arasındaki Paradoks
ÜÇ FİDANIN GÖLGESİNDE: BİR MAYIS SABAHINA DOĞRU
Yonca Karakaş’ın Yeni Sergisi G-Art Galeri’de: “Back Contamination / Dönüş Kontaminasyonu”
ÖTEKİ YEŞİLÇAM: “BANA FİLMLERDEKİ HAYALİN YETER”- KENDİNE DÖNÜŞLÜ BİR ZERRİN EGELİLER FİLMİ
Ayşegül Dalokay Fotoğrafları: Yavaşlığa Övgü
Çizginin İzinde: Erkin Keskin Gravür & Exlibris Sergisi
Yazar: Sami Günal
MEYDAN, HAFIZA VE SINIF: BİTMEYEN 1 MAYIS
1 Mayıs bir gün değildir. Takvimde yerini almış sıradan bir tarih hiç değildir. O, birikmiş öfkenin, sabrın, direnişin ve umudun adıdır. Bir bayramdan çok daha fazlası; bir sınıfın kendi varlığını fark ettiği, kendine ad verdiği, tarihe müdahil olduğu gündür. Bu yüzden 1 Mayıs kutlanmaz yalnızca; 1 Mayıs’a çıkılır, 1 Mayıs’a yürünür, 1 Mayıs’ta taraf olunur....
PERDE AÇILIRKEN: İNSANIN KENDİNE BAKIŞI
Sahne karanlıktır önce. Sonra bir ışık düşer. Bir yüzün üzerine, bir sözün kıyısına, bir susuşun derinliğine. Ve o an başlar tiyatro. İnsanın, kendine bakmaya cesaret ettiği anda. 27 Mart Dünya Tiyatro Günü, bir kutlamadan çok bir hatırlamadır. Unutulmuş olanın, bastırılmış olanın, ertelenmiş olanın yeniden sahneye çağrılmasıdır. Çünkü tiyatro; yalnızca bir sanat değil, insanın kendini, başkasını...
ÂŞIK KOCA VEYSEL
Onu, başını dumanların aldığı bir dağlık merada doğurmuştu anası; süt sağımı için gittiği koyunlarla baş başayken. Göbeğinin nasıl kesildiği de bilinmez. Ne bir ses ne bir nefes misali etrafta ne bir sıhhiyeci ne de bir insan vardı! Onu, eve getirirken tabanına taze ot yerleştirdiği süt bakracının içinde mi getirdi yoksa azık çıkınına sararak mı ya...
AŞK: KALPTEN BEYNE, PAZARDAN SANATA
Takvimler 14 Şubat’ı gösterdiğinde vitrinler kırmızıya boyanır. Kalp biçimli çikolatalar, gül demetleri, kampanyalı akşam yemekleri… Her yıl aynı sahne kurulur. Kimileri bu günü coşkuyla sahiplenir, kimileri “ticari icat” diyerek burun kıvırır. Oysa mesele ne yalnızca romantik heyecandır ne de sadece piyasa düzeninin bir organizasyonu. 14 Şubat, insanlık tarihinin en eski ve en karmaşık duygularından biri...
CEMAL SÜREYA: TÜRKÇEDE KALAN SES
Bazı şairler öldüklerinde susmazlar; yalnızca seslerini biraz geriye çekerler. Cemal Süreya da onlardan biri. Bugün ölüm yıldönümü deniyor buna ama insanın içinden geçen duygu daha farklıdır: Bir ses hâlâ oradadır, yalnızca konuşmak için acele etmez. Türkçenin içinde, sabırlı ve dikkatli bir bekleyiş gibi durur. Cemal Süreya’yı anmak, bir şiiri yüksek sesle okumaktan çok, cümle kurarken...
YAKINLIKTAN UZAK ADAM
Bazı insanlar vardır; bir mekâna girdiklerinde ortamdaki hava hissedilir biçimde değişir. Ne kahkaha patlatırlar ne kavga çıkarırlar ama odanın havası bir anda güneşliyken hafif bulutluya döner. Bu hikâyeye girmeyi hak eden müzik adamı da öyleydi. Girdiği yere gölge gibi oturur, kimsenin üzerine doğrudan düşmez ama herkesin ruhuna ince bir gölge serperdi. İnsan görünmez gölge olur...
ANKARA’DA TABELA FOTOĞRAFLARI: TOPLUMSAL BOŞLUĞUN YENİ RİTÜELLERİ
Televizyon haberlerine yansıyan, Ankara’daki sıradan bir yön tabelasına akın akın gidip asılarak fotoğraf çektiren gençlerin –hatta kimi yaşlıların– görüntüsü, ilk bakışta hafif ve gülünç bir manzaraymış gibi durabilir. Oysa biraz daha dikkatle bakıldığında, bu davranışın toplumsal dokuda çok daha derin bir çatlağın dışavurumu olduğu görülür. Akım diye adlandırılan davranışa kapılan gence “Neden buradasın?” diye sorulduğunda...
ÖĞRETMENLİK İLE ÖĞRETMEN OLMAK ARASINDA
Toplumların kaderi, çoğu zaman en görünmeyen ellerle çizilir: Öğretenlerin elleriyle. Bu yüzden eğitim üzerine konuşurken sözü dolandırmak, kavramları cilalamak ya da günübirlik övgüler dizmek yerine, en temel yerden başlamak gerekiyor: Öğretmenlik dediğimiz şeyin ne olduğundan, daha doğrusu ne olması gerektiğinden. Ve o noktada aynı soruyla yeniden yüzleşiyoruz: Bir sıfatı taşımak mı önemlidir, yoksa o sıfatın...
DEVRİMDEN KARŞI DEVRİME, KARŞI DEVRİMDEN YENİDEN KURULUŞA
Bir ülke düşünün: En karanlık çağında bile “aydınlık” kelimesine tutunarak ayağa kalkmış, gaipten gelen sesleri değil, halkın iradesinin üstünde başka bir kudret tanımamış… Bir ulus düşünün: Küllerinden yeniden doğmakla kalmayıp, tarihini aklın terazisinde yeniden kurmuş. O ulus devletin adı Türkiye, o aklın adı Cumhuriyet’tir. Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil, bir insanlık hamlesidir. 29 Ekim...
- 1
- 2









