Beyrut bir zamanlar deniz havasının sabahları sokaklara erken geldiği bir şehirdi. Limandan esen rüzgâr, portakal kabuğu, benzin ve tuz kokusunu birbirine karıştırırdı. Abir o günleri hatırladığında sesler de gelir kulağına: Balkonlardan birbirine çığıran kadınlar, uzak bir radyoda Feyruz, bakkalın paslı kepenginin çıkardığı gıcırtı. Sonra bir patlama. Anılar durur. Hafıza bazen böyle çalışır. Sanki biri kitabın...
Son Yazılar:
Hukuksal Emperyalizm: Geç Emperyalizmde Uluslararası Hukuk ve Bağımlılık
Yapay Zekânız Pek Güzelmiş de Mülkiyeti Kimde?
CEP TELEFONLARI SANATI NASIL DÖNÜŞTÜRDÜ?
THOMAS BALKENHOL: “BİR FİLMİN KURGUSUNU YAPACAK KİŞİ, SENARYOYA BAKAN İKİNCİ KİŞİ OLMALI.”
KİTSCH, İRONİ VE POSTMODERNİZM: JEFF KOONS
ŽİŽEK’İN YAMUK BAKIŞI VE HAKİKATİN KARANLIK YÜZÜ
Anne Carson ile Şiir Üzerine
Yedi Deli Tek Zihin
Hiperpolitikadan Sonra Ne Geliyor?
Lambanın İçindeki Karanlık (Öykü)
Sanat Endüstrisinin İklime Etkisi Üzerine Düşünceler
HALİS DOKGÖZ’DEN “TEMASTAKİ İZ AYRINTIDAKİ ŞEYTAN” RAFLARDA
Gülüşümdeki Hançer İpekte Sınanmıştır
Türk Görsel Sanat Eleştirisinde Retorik Estetik ve Gözün Tasfiyesi
Lucky Luke 80 yaşında
LÉVİNAS’IN ÖLÜM, ZAMAN VE ÖTEKİ İLE HESAPLAŞMASI
En Zararlı Varlık İnsana Karşı Benim Yoldaşım Yapay Zeka
BEYOĞLU’NDA 97 ETKİNLİKLE “MUAMMER KARACA TİYATRO BAYRAMI” BAŞLIYOR!
Algoritmik Kapitalizm: Savaş, Kaos ve Düğümler
Yazar: İsmail Güney Yılmaz
brutal butlan (şiir)
“Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin: Geçmiş gecelerden biri durmakta derinden; Mehtap… iri güller… ve senin en güzel aksin… Velhasıl o rü`ya duruyor yerli yerinde!” Yahya Kemal dolanmış geceye ışıklı odalar köpekler havlar haliç...
bu hikayeye artık ulaşılamıyor (şiir)
gelmeyen beyaz bir ayın gölgesi düşer olmamış eller tutarsın uzun yollar sonra hayalî bir rüyada solmuş yaprakları yıldızların, tanıdık hep en yakınındaki gecede kalmıştır ten, hep uzak çok yakın, çok yakın, çok yakın ve hep uzak ateşin, nisyanın, ölümün ve umudun hepsini gördün, hepsini gördün hepsi herkesten uzak. hepsini gördün, bu bir yorgun uyanıklıklar kışıydı...
kesik (şiir)
geçmişin etinde bir kesik, bunu yeni bir hatıra uyuşturacak. düşümüze kahırdan bir taş oturdu kara sular, daha sular var önümüzde ayaklarımızda al çizikler seneler ve anlatılar bahçesinde eylemsizlikle bu gölge ama bizden sonrası için devrilmekte günler yine acıdan söz etmenin zamanı değil bugün acının öyküsü duru havaları beklemekte. daha geniş defterlere artık daha...
Sus Ağaçları (Şiir)
başaklarla kuşlar akıyor hayatın kasıklarından çiviler ve yılanlar akıyor bunlarla geçiyor gecenin kirli öpüşmeleri bunlarla delik deşik olmuş izlek ve sabah atlarla koştuk seherine gam kasavetin kıvırcık saçlarını okşadık bir yarın’ın bir güneş aradık da savaştık, ellerinde kâbusun. kâbusun dehşetiyle bileyledik kılıcı taşı tuttuk bundan, bunaldık da usandık sustuk ama ne uzun, sustuk sancı, perişan...
Yaşıyor muyuz?
Yoksulluk, yolsuzluk, gelir adaletsizliği neredeyse kanıksanmış bir Türkiye gerçeği olsa da, AKP’li yıllarda bu vaziyetin daha da perçinlendiği açık. Zengin daha da zenginleşiyor, türedi zenginler devlet desteğiyle palazlanıyor fakat fakirlerin fakirliği bir yandan daha dramatik bir hâl alırken, fakirliğin kapsadığı küme de hızla genişliyor. Eğer “moda”ya uyup, bir “Eski Türkiye” – “Yeni Türkiye” ayrımı...
tabut buzluk (Şiir)
ne çıkar artık, öpse başkaları yavrusun gayba vermiş ananın gözlerinden? delik deşik evlerde bodrumlarında Şarkımızın melodisi mırıldanılsa yine yarın. ne çıkar? sokaklarda kuş sessiz ateşlerle harlanan bir coğrafya boyu – yüzölçümü kaç keder? – nisyandan bu atlasta yıkılan her fırsatta evlerden bebek sesleri gelse de “yarını var” mı demektir şimdi bu? ne çıkar? ...






