Beyrut bir zamanlar deniz havasının sabahları sokaklara erken geldiği bir şehirdi. Limandan esen rüzgâr, portakal kabuğu, benzin ve tuz kokusunu birbirine karıştırırdı. Abir o günleri hatırladığında sesler de gelir kulağına: Balkonlardan birbirine çığıran kadınlar, uzak bir radyoda Feyruz, bakkalın paslı kepenginin çıkardığı gıcırtı. Sonra bir patlama. Anılar durur. Hafıza bazen böyle çalışır. Sanki biri kitabın...
Son Yazılar:
Sanat Eleştirisinde Üretken Yapay Zekâ Kullanımı
Görünür Olanın Ötesinde: İran Resim Geleneğinden Güneş Mehrnoosh Goodarzi’nin Ruhsal Evrenine
Fırtına Dindi: Kadir İnanır
Geç kalınmış gibi değil de, artık gerek kalmamış gibi NİHİL
Mesut Aşkın: Şiirin Soğuk Mevsimi ve Bir Hafıza Arkeolojisi
İçimdeki Yabancı – Geri Gelmemecesine Yitirdiklerimizden Baki Kalan Anılarımız
Yılmaz Kömürcü “Büyük Yalnızlık”la Geri Döndü
Çağdaş Sanatta Akışkan Form
Göz, Dil ve Sözcükler
Fotoğraf ve Felsefe
TOZAN ALKAN’IN ŞİİRİNDE HAFIZA, SİYASET, DİL VE KAYBEDENLERİN TARİHİ
Bozlu Art sonbaharı “Wabi-sabi” başlıklı yeni sergisiyle karşılıyor!
Asmalımescit-Tepebaşı-Şişhane Hattı: Bir Sanat Coğrafyasının 1990 Sonrası Dönüşümü
Çizginin Öteki Yüzü: Ressam Güngör Kabakçıoğlu
TRANSENDENTAL LOGOS/ VACH
Moksvin (Öykü)
Ahmet Güntan’a Birinci Mektup
1937 Enternasyonal Fuarının Kayıp Maketleri: Efes ve Bergama Harabeleri
Uzaktan Dokunmak: Bakılmanın Hissi
Yazar: İsmail Güney Yılmaz
brutal butlan (şiir)
“Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin: Geçmiş gecelerden biri durmakta derinden; Mehtap… iri güller… ve senin en güzel aksin… Velhasıl o rü`ya duruyor yerli yerinde!” Yahya Kemal dolanmış geceye ışıklı odalar köpekler havlar haliç...
bu hikayeye artık ulaşılamıyor (şiir)
gelmeyen beyaz bir ayın gölgesi düşer olmamış eller tutarsın uzun yollar sonra hayalî bir rüyada solmuş yaprakları yıldızların, tanıdık hep en yakınındaki gecede kalmıştır ten, hep uzak çok yakın, çok yakın, çok yakın ve hep uzak ateşin, nisyanın, ölümün ve umudun hepsini gördün, hepsini gördün hepsi herkesten uzak. hepsini gördün, bu bir yorgun uyanıklıklar kışıydı...
kesik (şiir)
geçmişin etinde bir kesik, bunu yeni bir hatıra uyuşturacak. düşümüze kahırdan bir taş oturdu kara sular, daha sular var önümüzde ayaklarımızda al çizikler seneler ve anlatılar bahçesinde eylemsizlikle bu gölge ama bizden sonrası için devrilmekte günler yine acıdan söz etmenin zamanı değil bugün acının öyküsü duru havaları beklemekte. daha geniş defterlere artık daha...
Sus Ağaçları (Şiir)
başaklarla kuşlar akıyor hayatın kasıklarından çiviler ve yılanlar akıyor bunlarla geçiyor gecenin kirli öpüşmeleri bunlarla delik deşik olmuş izlek ve sabah atlarla koştuk seherine gam kasavetin kıvırcık saçlarını okşadık bir yarın’ın bir güneş aradık da savaştık, ellerinde kâbusun. kâbusun dehşetiyle bileyledik kılıcı taşı tuttuk bundan, bunaldık da usandık sustuk ama ne uzun, sustuk sancı, perişan...
Yaşıyor muyuz?
Yoksulluk, yolsuzluk, gelir adaletsizliği neredeyse kanıksanmış bir Türkiye gerçeği olsa da, AKP’li yıllarda bu vaziyetin daha da perçinlendiği açık. Zengin daha da zenginleşiyor, türedi zenginler devlet desteğiyle palazlanıyor fakat fakirlerin fakirliği bir yandan daha dramatik bir hâl alırken, fakirliğin kapsadığı küme de hızla genişliyor. Eğer “moda”ya uyup, bir “Eski Türkiye” – “Yeni Türkiye” ayrımı...
tabut buzluk (Şiir)
ne çıkar artık, öpse başkaları yavrusun gayba vermiş ananın gözlerinden? delik deşik evlerde bodrumlarında Şarkımızın melodisi mırıldanılsa yine yarın. ne çıkar? sokaklarda kuş sessiz ateşlerle harlanan bir coğrafya boyu – yüzölçümü kaç keder? – nisyandan bu atlasta yıkılan her fırsatta evlerden bebek sesleri gelse de “yarını var” mı demektir şimdi bu? ne çıkar? ...






