brutal butlan (şiir)

“Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin:
Geçmiş gecelerden biri durmakta derinden;
Mehtap… iri güller… ve senin en güzel aksin…
Velhasıl o rü`ya duruyor yerli yerinde!”

                                          Yahya Kemal

dolanmış geceye
ışıklı odalar
köpekler havlar
haliç boyu karanlığa
burada uzun asfalta
ıpıslak
yapışıyor yakamoz.

soyut tablolar
ruhumda;

geçmiş neşenin kılıcıyla kendine yer açan süvaridir
bir telefon konuşması
dünleyin odamda geçişen gölgeler
sahipsiz, artık mânâsız alıntılarla bu post-itler
şu fotoğraflar
beklenmedik bir karda yürüdüğümüz o kısa yol
hemen şur’da bir bulvar kondurduğumuz bul rüya
bir görmeyle geçen yorgunluğun ulu anısı
anıtlarınla beni tarihe gömen puslu hatıran
diyorum ki:
sabaha daha çok var
bir vedaya daha yer
bir vedaya daha destan
bu ağıt ki tüm minareler bana mı ağlıyor bilmem
istanbul’da uykusuzlar her böyle sabaha ilenirken.

dolunaya hazırlan
uslan eski köy ağaçlarıyla bir gölge bul da
kuruyan derelerin kaç yüzüncü gününü say
unutulan tebessümlerde yâd edilen bedbin tarih
ve karamsar akışkanlığında enkâzı henüz çok diri vahşetin
cinnetin önüne setler, duvarlar diken durgunluk
daha sabaha çok var
bir destana daha veda
daha çok var belki
işaret taşlı duraklara
sükûn bulutları uzak,
içeride her şeyi bilen
hiçbir şeyi atlamayan
bir hikâyeci
uzun uzun anlatırken
yapayalnız kalmayı
duraksamayı
birkaç kumru cesedinin seyrinde
ezberledin.

uyudun, uyudun, uyumlanamadın.

ve jamais vu

unutulmuş duygusu öğle rakısı gevezeliklerinin
yaldızlanmış yakın zaman,
sokaklarda kalabalıklar
eylemler ve yumruklar,
göğü döven hançere
soğuk öğrenci evlerinde yorgan altı sarılmalar
sevgilinin nefesi
panolar, afişler ve polis copu
o ankara’nın barok bahçelerinde fakir akşamlar
şu yalın, dimdik faşist duvarlar

arasında alçalıp yükselen gençlik seli.

ankara’nın taşına bak

gözlerimdeki ışıltıya bir de

tüm bunlarla aklımda
zamanın bana getirdiği uyumsuzluk
akıyor üzerimden eskimiş olmanın nâhoşluğu
hiçbir renge benzemiyor kalanım
akbaba gölgeleri çökerken caddelere
hani nerede seni ve beni kucaklayan o oda?

seni ve çağı suçluyorum
seni ve beni sayıklıyorum
yanına dönsem diyorum

bir kaldera ki deviniyor
hiç yaşanmamış gibi oluşun
istanbullarımız eskiyor

günüm gecem av tüfekleriyle ardımdadır
ne ki ben en ova yerindeyim yalnızlığın

yani sahne sıranda aklına gelen bu firar…
otuz dokuz yaşındayım:

ölmek için çok gencim
aşk şiiri yazmak için ihtiyar.

“Gök yeşil, yer sarı, mercân dallar,
Dalmış üstündeki kuşlar yâda;
Bize bir zevk-i tahattur kaldı
Bu sönen, gölgelenen dünyâda!”

                                           Ahmet Haşim

 

Resim: Mehmet Uygun

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.